Kamu yönetiminin bağımsız bir akademik disiplin olarak ortaya çıkışı, diğer sosyal bilimlerle karşılaştırıldığında görece daha yenidir ve modern kamu yönetimi düşüncesi 19. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlamıştır. Ancak kamu yönetimi, bir devlet idaresi olarak ele alındığında insanlık uygarlığı kadar eski kadim bir uğraş ve sanat olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca Konfüçyüs, Sokrates, Platon, Aristoteles, İbni Haldun, Nizam’ül Mülk ve Machiavelli gibi birçok düşünür ve yönetici, adil ve güçlü bir devlet yönetimine sahip olmanın kural ve kurumlarına ilişkin düşüncelerini ifade etmişlerdir. Bu tarihsel birikim, modern yönetim bilimine de zemin hazırlamıştır. Bu bölümün temel amacı; kamu yönetiminin bağımsız bir disiplin haline gelmesinde rol oynayan ilk öncüleri, klasik dönemi, davranışsal yaklaşımı, siyaset-yönetim birlikteliğini ve yeni yaklaşımları incelemek, ayrıca bu disiplinin Türkiye'deki gelişim sürecini ortaya koymaktır. Kamu yönetiminin bağımsız bir disiplin olarak ortaya çıkmasında öncü kabul edilen çalışmalar Almanya'da kameral bilimler, Fransa'da Charles Jean Bonnin ve A.B.D.'de Woodrow Wilson ile Frank Goodnow tarafından gerçekleştirilmiştir. 18. yüzyılın ilk yarısında Prusya üniversitelerinde kurulan 'Kameral Bilimler' kürsüleri, kamu yönetimini özel bir konu olarak ele alan öncü girişimlerdir. Başlangıçta kamu mali yönetimi anlamında kullanılan kameralizm, daha sonra hukuk kurallarından bağımsız olarak ekonomi, maliye, muhasebe, yönetim sanatı, örgüt ve personel sorunları gibi konuları kapsayarak modern kamu hizmetlerinin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Fransa'da Charles Jean Bonnin, 1812 yılında yayımladığı üç ciltlik 'Kamu Yönetimi İlkeleri' (Principes d’Administration Publique) adlı eseriyle kamu yönetimini sistematik ve kapsamlı ele alan ilk kişi olmuş ve 'kamu yönetimi' kavramını bilim anlamında ilk kez kullanmıştır. 19. yüzyılda Fransa'da hukuk devleti anlayışının güçlenmesiyle idare hukuku önem kazanmış, Kıta Avrupası'nda kamu yönetimi eğitimi hukuk ağırlıklı bir yapıya bürünmüştür. A.B.D.'de ise Woodrow Wilson'ın 1887 tarihli 'İdarenin İncelenmesi' makalesi, 'siyaset-yönetim ayrımı'nı (ikiliğini) öne sürerek modern kamu yönetiminin doğum belgesi kabul edilmiştir. Wilson'a göre yönetim, siyasetin günlük telaşından uzak bir iş idaresi alanıdır. On yıl sonra Frank J. Goodnow da 'Siyaset ve Yönetim' adlı kitabıyla bu görüşü desteklemiş ve kamu yönetiminin siyaset biliminden ayrılarak kendi yolunda ilerlemesini sağlamıştır. Klasik dönem, Woodrow Wilson'ın yönetimin siyasetten ayrı olduğu ve bilimsel ilkelere dayanması gerektiği görüşünün büyük ölçüde kabul gördüğü bir dönemdir. Bu dönemdeki çalışmalar üç ana kolda incelenmektedir: Frederick W. Taylor'un bilimsel yönetim anlayışı, Henri Fayol, Luther Gulick ve Lyndall Urwick'in yönetim ilkeleri yaklaşımı ve Max Weber'in ideal-tip bürokrasi modeli. Frederick Winslow Taylor (Taylorizm), rutin ve tekrarlanan işlerde zaman ve hareket incelemeleri yaparak verimliliği artırmayı amaçlamıştır. Taylor'a göre her işi yapmanın her zaman için 'en iyi tek yolu' (the best way) vardır ve bu sistematik yönetimle mümkündür. Kamu yönetiminde de iş tanımlarının oluşturulması ve liyakatle seçilen personelin kurallara göre çalışması bu anlayıştan büyük ölçüde etkilenmiştir. Henri Fayol, 1916 tarihli 'Genel ve Sanayi Yönetim' kitabında yönetimin her yerde uygulanabilecek evrensel ilkelere sahip olduğunu savunmuş, faaliyetleri altı gruba ayırmış ve yönetim fonksiyonlarını planlama, örgütleme, yöneltme, eşgüdüm ve denetim (PÖYED) olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşım Luther Gulick ve Lyndall Urwick tarafından geliştirilerek POSDCORB (Planlama, Örgütleme, Personel Yönetimi, Yönlendirme, Eşgüdüm, Rapor Verme, Bütçeleme) formülüne dönüştürülmüştür. Max Weber ise büyük ölçekli bürokrasilerin en rasyonel ve verimli örgütlenme modeli olduğunu savunarak 'ideal-tip bürokrasi' modelini geliştirmiştir. Weber'in getirdiği uzmanlaşma, hiyerarşi, yazılı kurallar ve liyakat ilkeleri modern kamu yönetiminin omurgasını oluşturmuştur. Davranışsal yaklaşım (neoklasik örgüt kuramı veya insan ilişkileri okulu), 1920'lerin sonu ve 1930'larda Elton Mayo ve arkadaşları tarafından Western Elektrik firmasının Hawthorne tesislerinde yapılan deneylerle ortaya çıkmıştır. Klasik dönemin yalnızca biçimsel yapıya odaklanıp insan unsurunu mekanik bir parça olarak görmesi eleştirilmiştir. Mary Parker Follett, emirlerin verilmesinden ziyade katılımcı yönetim, demokratik liderlik ve gönüllü iş birliği kavramlarını savunarak davranışsal yaklaşımın öncülerinden biri olmuştur. Chester Barnard ise örgütleri birer iş birliği sistemi olarak tanımlamış, biçimsel (formel) yapının yanında doğal (enformel) örgütlerin de önemine dikkat çekmiş ve yöneticinin temel işlevinin dengesini kurmak olduğunu belirtmiştir. Herbert Simon, 1947 tarihli 'İdari Davranış' kitabında Fayol ve Gulick'in yönetim ilkelerini birbiriyle çelişen 'atasözleri' olarak nitelendirip eleştirmiştir. Simon, örgütlerdeki karar verme sürecine odaklanarak 'yönetsel adam' ve 'sınırlı rasyonellik' kavramlarını ortaya atmıştır; buna göre karar vericiler tam rasyonel olamazlar, ellerindeki kısıtlı bilgiyle tatmin edici seçeneği bulmaya çalışırlar. Bu yaklaşım, psikoloji, sosyoloji ve sosyal psikoloji bilimlerinden yararlanarak Abraham Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, Frederick Herzberg'in Çift Faktör Kuramı ve Douglas McGregor'un X-Y Kuramı gibi insan odaklı motivasyon teorilerinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Woodrow Wilson ve ilk dönem savunucularının öne sürdüğü siyaset-yönetim ayrımı, 1940'lardan itibaren ciddi şekilde sorgulanmaya başlanmıştır. Herbert Simon, Paul Appleby, Robert A. Dahl ve Dwight Waldo gibi isimler siyaset ve yönetimin birbirinden tamamen ayrılamayacağını ve ayrılmasının da arzulanır olmadığını savunmuşlardır. Paul Appleby, 1945 tarihli 'Büyük Demokrasi' kitabında siyaset-yönetim ayrımının bir efsane olduğunu, üst düzey kamu yöneticilerinin politika yapım sürecinde kaçınılmaz olarak aktif rol aldığını belirtmiştir. Ayrıca siyasetin yönetime müdahalesinin bürokratik gücün keyfi kullanımına karşı bir kontrol mekanizması işlevi gördüğünü vurgulamıştır. Dwight Waldo, 1948 tarihli 'İdari Devlet' adlı eserinde idari sorunlar ile siyasi sorunların iç içe olduğunu, kamu yönetiminin verimlilik ilkesi kadar demokratik değerlere ve sosyal sorunlara da odaklanması gerektiğini savunmuştur. Sonuç olarak, kamu yönetimi özel yönetimden farklıdır çünkü siyasi bir çevrede faaliyet gösterir ve siyasal boyut kaçınılmazdır. 20. yüzyılın ilk yarısında siyaset-yönetim ayrımı ve yönetim ilkelerinin tartışmalı hale gelmesiyle disiplin bir kimlik krizine girmiştir. Bu arayış sürecinde, 1968 yılında Dwight Waldo öncülüğünde toplanan Minnowbrook Konferansı ile 'Yeni Kamu İdaresi' (New Public Administration) hareketi doğmuştur. Bu hareket, sosyal eşitlik, adalet, hakkaniyet ve katılım ilkelerinin kamu yönetiminin merkezine yerleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. 1980'li ve 1990'lı yıllarda ise özellikle Anglo-Sakson ülkelerde ve uluslararası kuruluşların (Dünya Bankası, IMF, OECD) etkisiyle 'Yeni Kamu Yönetimi' (New Public Management) veya küresel paradigma olarak adlandırılan reformlar dalgası başlamıştır. David Osborne ve Ted Gaebler'in 'Yönetimin Yeniden İcadı' kitabında özetlenen girişimci yönetim anlayışıyla; kürek çeken değil dümen tutan devlet, müşteri odaklılık, rekabetçilik, sonuç odaklılık, performans ölçümü ve dış kaynak kullanımı gibi ilkeler ön plana çıkmıştır. 1990'lı yılların ortalarından itibaren ise Yeni Kamu Yönetimi'nin pazar odaklı yapısının demokratik değerleri zedelediği gerekçesiyle Janet ve Robert Denhardt tarafından 'Yeni Kamu Hizmeti' (New Public Service) yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu yaklaşım, yöneticiden ziyade hizmet etmeyi, müşteriye değil vatandaşa odaklanmayı, kamu yararının ortak diyalogla inşa edilmesini ve insanlara değer verilməsini savunmuştur. Türkiye'de kamu yönetiminin bağımsız bir disiplin olarak kurumsallaşması 1950'li yıllardan itibaren başlasa da Türklerin köklü bir devlet kurma ve yönetme geleneği bulunmaktadır. Tarih boyunca hükümdarlara yol göstermek amacıyla yazılan eserler Türk kamu yönetimi düşüncesinin temellerini oluşturmuştur. Farabi'nin 'El-Medinetü’l Fazıla', Yusuf Has Hacib'in 'Kutadgu Bilig', Nizam’ül Mülk'ün 'Siyasetname', Koçi Bey'in 'Koçi Bey Risalesi' ve Defterdar Sarı Mehmet Paşa'nın 'Devlet Adamlarına Öğütler' adlı eserleri adalet, liyakat, hukukun üstünlüğü ve yöneticinin etik sorumlulukları konularında önemli ilkeler içermektedir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nde idari kadroları ve bürokratları yetiştirmek amacıyla kurulan Enderun Mektebi, Tercüme Odası ve Mülkiye Mektebi, Türkiye'de kamu yönetimi eğitiminin ve kurumsal geleneğin gelişmesinde hayati rol oynamıştır.