Türkiye'de bilgi toplumuna dönüşüm çalışmaları 1990'lı yılların başlarına kadar uzanmaktadır. Bu süreçte, Dünya Bankası kredileriyle başlatılan bilişim ve ekonomik modernizasyon projeleri, Türkiye'nin dijitalleşme yolculuğunun ilk somut adımlarını oluşturmuştur. 1990'lardan günümüze uzanan bu süreçte TUENA (Türkiye Ulusal Enformasyon Altyapısı Anaplanı), KamuNET, e-Türkiye Girişimi ve e-Dönüşüm Türkiye Projesi gibi çok sayıda stratejik hamle hayata geçirilmiştir. Özellikle 2003 yılında başlatılan e-Dönüşüm Türkiye Projesi, kamu hizmetlerinin kalitesini artırmak, şeffaflığı sağlamak ve bilgisayar okuryazarlığını yaygınlaştırmak amacıyla büyük bir ivme kazanmıştır. Bilgi toplumuna geçiş sürecinde en kritik dönüm noktalarından biri, 2006 yılında Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile onaylanan 'Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı (2006-2010)' olmuştur. Bu strateji; vatandaşın dönüşümü, işletmelerin dönüşümü ve devletin dönüşümü olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir. Strateji kapsamında sosyal dönüşüm, BİT'in iş dünyasına nüfuz etmesi, vatandaş odaklı hizmet dönüşümü, kamu yönetiminde modernizasyon, küresel rekabetçi bilgi teknolojileri sektörü, ucuz iletişim altyapısı ile Ar-Ge ve yenilikçiliğin geliştirilmesi şeklinde 7 temel öncelik belirlenmiştir. Türkiye'de e-devlet hizmetlerinin tek bir çatı altında toplanması amacıyla geliştirilen e-Devlet Kapısı (www.turkiye.gov.tr), 18 Aralık 2008 tarihinde hizmete açılmıştır. Altyapı kurulumu ve işletimi Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesindeki Türksat A.Ş. tarafından yürütülen bu portal, zaman içerisinde milyonlarca kullanıcıya ve binlerce entegre hizmete ulaşmıştır. 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle birlikte, dijital dönüşüm süreçlerini en üst düzeyde koordine etmek amacıyla doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Dijital Dönüşüm Ofisi kurulmuş ve kurumsal yapı daha da merkezileştirilmiştir. E-Dönüşüm, hem toplumsal hem de örgütsel düzeyde bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) sunduğu imkanlarla şekillenen kapsamlı bir değişim sürecidir. Günümüzde e-dönüşümü tetikleyen en önemli unsurlar arasında küresel bilgi ekonomisine entegrasyon arayışları, internetin yaygınlaşması, vatandaşların hızlı ve ucuz hizmet talepleri ile az kaynakla çok iş yapma zorunluluğu yer almaktadır. Toplumsal düzeydeki e-dönüşüm 'Bilgi Toplumu' kavramıyla ifade edilirken, kurumsal ve örgütsel düzeydeki dönüşüm ise 'e-Devlet' kavramıyla açıklanmaktadır. E-Devlet, en geniş tanımıyla, kamusal politika geliştirme sürecini güçlendirmek, kamu hizmetlerinde etkinlik sağlamak ve demokratik süreçleri iyileştirmek amacıyla kamu idaresinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanılmasıdır. Dar anlamda ise devletin internet ve web teknolojileri aracılığıyla hizmet üretmesi ve sunması boyutunu kapsar. E-hizmet ise, devletin BİT kullanarak ürettiği ve sunduğu somut hizmetleri ifade eder. Klasik yöntemler olan yüz yüze iletişim, posta ve telefonun yerini artık e-posta, internet, kiosklar ve mobil uygulamalar almıştır. E-devlete geçiş süreci dünya genelinde dört temel düzeyde gerçekleşmektedir. Birinci düzey, bilgilendirme ve sınırlı düzeyde e-hizmet sunulmasını kapsar. İkinci düzeyde çevrimiçi (online) etkileşimli hizmet sunumu başlar. Üçüncü düzey, kurumlar arası entegrasyonun sağlandığı bütünleşme aşamasıdır. Dördüncü ve en gelişmiş düzey ise vatandaşların ve tüm paydaşların yönetime katılımına olanak tanıyan e-demokrasi aşamasıdır. Türkiye'de kurumlar arası entegrasyon ve katılım odaklı uygulamalar gelişme aşamasındadır. E-devlet uygulamalarının başarılı bir şekilde yürütülebilmesi; yasal altyapı, teknolojik altyapı-erişim, kurumsal yapı, iletişim, değişim-dönüşüm yönetimi ve insan kapasitesi olmak üzere altı temel boyuta dayanmaktadır. Yasal altyapı boyutu, elektronik imza, bilgi edinme hakkı, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik gibi alanlarda yasal düzenlemelerin yapılmasını gerektirir. Türkiye'de 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. E-devletin işleyişini kolaylaştıran ve tüm kamu kurumlarının ortaklaşa kullandığı dört temel veri platformu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen MERNİS ve Kimlik Paylaşımı Sistemi (KPS) olan 'Nüfus Bilgi Sistemi'dir. İkincisi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen TAKBİS projesine dayalı 'Mülkiyet Bilgi Sistemi'dir. Üçüncüsü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde yürütülen 'Coğrafi Bilgi Sistemi' (TUCBS) ve dördüncüsü ise şirket işlemlerinin çevrimiçi yapılmasını sağlayan MERSİS projesine dayalı 'Mali Kayıt Sistemi'dir. Bu ortak platformlar sayesinde kamu kurumları, vatandaşlardan mükerrer belge talep etmek yerine bilgileri doğrudan sistem üzerinden çekebilmektedir. Örneğin, bir kurum KPS sayesinde nüfus kayıt örneğini anında temin edebilirken, MERSİS sayesinde şirket bilgilerine güvenli ve güncel bir şekilde erişebilmektedir. Bu durum bürokrasiyi azaltmakta, işlem sürelerini kısaltmakta, veri mükerrerliğini önlemekte ve kamu kaynaklarının israf edilmesinin önüne geçmektedir. E-devlet sistemlerinin yaygınlaşması, bilgi ve iletişim teknolojileriyle örülen sanal alanda siber güvenlik ve bilgi güvenliği ihtiyacını en üst düzeye çıkarmıştır. Siber güvenlik; sanal alanda gizlilik, bütünlük ve erişilebilirlik unsurlarının sağlanmasını ifade eder. Bilgi güvenliği ise bilginin yetkisiz erişimlerden, bozulmalardan ve ifşa edilmelerden korunması sürecidir. Türkiye'de ulusal siber güvenliği sağlamak amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda Siber Güvenlik Kurulu oluşturulmuş ve ulusal siber güvenlik stratejik planları yürürlüğe konulmuştur. Bilgi güvenliğinin uluslararası standardı TS ISO/IEC 27001'dir. Bu standart, kuruluşların bilgi güvenliği politikası, varlık yönetimi, personel güvenliği, fiziksel çevre güvenliği ve iş sürekliliği gibi ana kontrol alanlarında gereksinimleri belirler. Siber saldırganlar amatörler, kırıcılar (crackers) ve profesyonel suçlular olarak gruplandırılmakta; saldırılar ise virüsler, truva atları, kimlik çalma ve hizmeti durduran (DDoS) saldırılar şeklinde gerçekleşebilmektedir. Bu tehditlere karşı kriptografi, sayısal imza, güvenlik duvarları ve minimalist yaklaşım gibi teknik ve yönetsel önlemler alınmaktadır. Sosyal medya platformları da e-devletin şeffaflık, hesap verebilirlik ve demokratik katılım boyutlarını şekillendiren önemli araçlar haline gelmiştir. Sosyal medya, kamu kurumları ile vatandaşlar arasındaki etkileşimi artırırken, aynı zamanda kişisel verilerin mahremiyeti ve kurumsal bilgi güvenliği açısından yeni riskler barındırmaktadır. Bu nedenle kamu kurumlarının sosyal medya kullanırken veri gizliliği kurallarına titizlikle uyması ve yönetilebilir stratejiler geliştirmesi gerekmektedir. Etik, kökeni Yunanca 'ethos' (alışkanlık, töre) sözcüğüne dayanan ve eylem ile davranışların ahlaki anlamıyla ilgilenen bir felsefe dalıdır. Latince karşılığı 'mos' olan bu kavramdan moral ve ahlak kelimeleri türetilmiştir. Etik ve ahlak günlük dilde sıkça eş anlamlı kullanılsa da felsefi açıdan etik, ahlakı ve ahlaki kodları inceleyen bir üst disiplindir. Pieper etiği bir pusulaya benzetir; pusula gidilecek hedefi doğrudan göstermez ancak hedefe giden doğru yolun nasıl bulunacağını gösteren bir referans noktası sunar. Kamu yönetiminde etik, kamu gücünü kullanan tüm görevlilerin uyması gereken doğru davranış standartlarını ifade eder. Kamu etiği; adalet, dürüstlük, tarafsızlık ve kamu yararı gibi evrensel değerlere dayanır. Kamu görevlileri, topluma ait olan kaynakları ve yetkileri kullanırken kişisel çıkarlarını bir kenara bırakarak kamu yararını gözetmekle yükümlüdür. Bu bağlamda etik kodlar, kamu görevlilerinin karar süreçlerinde rehberlik eder, etik dışı davranışları önler ve kamuya olan güveni artırır. Kamuda etik altyapının kurulması; siyasal kararlılık, yasal düzenlemeler, açıkça tanımlanmış etik ilkeler, hesap verme mekanizmaları, etik liderlik ve mesleki profesyonellik gibi çok sayıda bileşenin bir arada bulunmasını gerektirir. Etik yönetiminde kuralcı (dış denetim odaklı) ve dürüstlük temelli (iç denetim/özdenetim odaklı) olmak üzere iki temel yaklaşım öne çıkmaktadır. Günümüzde ülkeler bu iki yaklaşımı harmanlayan karma modelleri uygulamaktadır.