1950'li yıllarda İkinci Dünya Savaşı'ndan yeni çıkan Japonya'da, sermaye ve alan yetersizliği nedeniyle Taiichi Ohno ve Eiji Toyoda tarafından Toyota Üretim Sistemi geliştirilmiştir. Bu sistem, kitlesel üretime alternatif olarak israfın (muda) yok edilmesine ve tam zamanında üretime dayanır.
Michael Hammer ve James Champy, 1993 yılında yayımladıkları 'Reengineering the Corporation: A Manifesto for Business Revolution' isimli kitapla Süreç Yenileme (BPR) kavramını yönetim dünyasına kazandırmışlardır. Bu eser, iş süreçlerinin radikal biçimde yeniden tasarlanmasını savunur.
Firma çalışanlarının sürekli öğrenim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 1981 yılında kurulan Motorola Üniversitesi, küresel düzeyde bir kalite kültürü oluşturmayı hedeflemiştir. 1990'lı yıllarda bu eğitim merkezi faaliyetlerini ABD, Doğu Avrupa, Güney Amerika ve Asya Pasifik bölgelerine kadar genişletmiştir.
Klasik yönetim kuramlarının insanı yok sayan katı ve mekanik uygulamalarının, çalışanlar üzerinde yarattığı psikolojik yük ve yabancılaşma sonucunda 1920'lerin sonlarında Amerika'da başlayan büyük toplumsal ve ekonomik bunalımı (Büyük Buhran) tetiklediği ileri sürülmektedir.
Henry Ford, otomotiv endüstrisinde devrim yaratan yürüyen üretim bandı tasarımını, Chicago'daki bir mezbahada gerçekleştirdiği gözlemlerden esinlenerek geliştirmiştir. Bu durum, sektör dışı kıyaslamanın tarihteki en önemli ve somut örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Burns ve Stalker, 1961 yılındaki çalışmalarında çevresel belirsizliğin yüksek olduğu bilişim gibi sektörlerde esnek (organik) yapıların, kereste imalatı gibi belirsizliğin düşük olduğu durağan sektörlerde ise katı (mekanik) yapıların başarı getirdiğini ortaya koymuşlardır.
1990 yılından sonra Doğu Bloku'nun dağılması ve bilgi teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla çok uluslu şirketlerin yerel pazarlardaki etkinliği artmıştır. Bu durum, geleneksel yönetim modellerinin yerine 'öğrenen örgütler' gibi çağdaş yaklaşımların geliştirilmesini zorunlu kılmıştır.
1920'li yılların ortalarında Elton Mayo ve arkadaşları tarafından yürütülen Hawthorne araştırmaları, İnsan İlişkileri Akımı'nı başlatmıştır. Bu akım, klasik kuramların aksine, çalışanların sosyal ihtiyaçlarının ve grup normlarının verimlilik üzerindeki etkisini kanıtlamıştır.
Ludwig von Bertalanffy tarafından 1950 yılında yayımlanan 'An Outline of General System Theory' çalışması, yönetim alanında Sistem Yaklaşımı'nın gelişmesini sağlamıştır. Bu yaklaşım, örgütleri alt sistemlerden oluşan ve çevreyle etkileşen açık sistemler olarak tanımlar.
Japon iş kültüründe 'en iyi olanın da iyisi olmak için sürekli çabalamak' anlamına gelen 'Dantotsu' terimi, modern kıyaslama (benchmarking) tekniğinin tarihsel ve felsefi kökenini oluşturmaktadır.
1980'li yıllarda Xerox şirketinde kıyaslama; 'ürünlerin, hizmetlerin ve uygulamaların sürekli olarak en yakın rakiplerle veya alanında en iyi olarak bilinen işletmelerle karşılaştırılması' şeklinde formüle edilmiş ve uygulanmıştır.