
Eli Zaretsky'ye göre sanayileşme öncesinde aile üretimin merkeziyken, fabrikaların kurulmasıyla iş ve ev ayrışmıştır. Kapitalizm, aileyi ekonomiden bağımsız 'özel bir sığınak' gibi sunarak bir yanılsama yaratır; oysa aile, iş gücünü her gün ücretsiz yeniden üreterek ve tüketimi körükleyerek kapitalist ekonominin en büyük dayanağıdır.
TÜİK'in 2014-2015 verilerine göre, Türkiye'de kadınlar günde ortalama 4 saat 17 dakikayı ücretsiz ev işleri ve aile bakımına ayırırken, erkekler bu faaliyetlere sadece 51 dakika ayırmaktadır. İstihdamda ise erkekler günde ortalama 3 saat 58 dakika harcarken, kadınlar yalnızca 1 saat 9 dakika harcamaktadır.
Feminist kuramcı Sylvia Walby, ev içindeki sömürü ilişkisini netleştirmek için sınıfsal kavramlar kullanır. Walby'ye göre evlilik ilişkisinde kocalar kadının karşılıksız emeğine doğrudan el koyan 'el koyan sınıfı', ev kadınları ise bu emeği üreten ancak karşılığını alamayan 'üreten sınıfı' temsil eder.
Sosyolog Ann Oakley, evli kadınların aile içinde dört temel alanda sistematik çatışma ve baskı yaşadığını saptamıştır: ev işlerinin kadına yıkılmasıyla oluşan ekonomik bağımlılık, eş ve çocukların duygusal yükünü taşıma zorunluluğu, asimetrik fiziksel/ekonomik güç ilişkileri ve erkeğin kadının cinselliği/doğurganlığı üzerindeki kontrolü.
Diane Vaughan, yüzden fazla boşanmış kişiyle yaptığı görüşmeler sonucunda ayrılık sürecini 'çift bağını koparma' kavramıyla açıklar. Bu süreçte ilişkiden ilk soğuyan 'başlatıcı', partnerinin kusurlarına odaklanarak ilişkiyi zihninde bitirir. Bu süreç, partnerin sadece iyi yönlerinin görüldüğü 'âşık olma' sürecinin tam tersidir.
UNICEF ve Girls Not Brides raporlarına göre, dünya genelinde her 2 saniyede bir, 15 yaşın altındaki bir kız çocuğu zorla evlendirilmektedir. Yılda 12 milyona ulaşan bu çocuk evlilikleri; kız çocuklarının eğitimini sonlandırmakta, onları ölümcül erken gebelik risklerine, yoksulluğa ve her türlü şiddete maruz bırakmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesine göre nafaka cinsiyete göre değil, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa bağlanır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle nafaka alanlar çoğunlukla kadınlardır. Mor Çatı verilerine göre bağlanan nafakalar ortalama 300 TL gibi çok düşük miktarlarda olup, erkekler sıklıkla ödemekten kaçınmaktadır.
Marksist feminist Margaret Benston, kadınların ev içinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin piyasa için değişim değeri değil, doğrudan yaşamın sürdürülmesi için 'kullanım değeri' ürettiğini belirtir. Kadınlar bu yönüyle, kapitalist sistemin ayakta kalmasını sağlayan ancak sistem tarafından görünmez kılınan ayrı bir toplumsal sınıftır.
Bonnie Fox'a göre, kapitalist iş yerlerinde sömürülen ve kararlara katılamayan erkekler, evlerini bir sığınak ve iktidar alanı olarak kullanırlar. Evde 'reis' olarak kontrol ve başarı hissi tadarak iş yerindeki yabancılaşmalarını telafi ederler. Kadınlar ise hem evde hem işte sömürüldükleri için çifte yabancılaşma yaşarlar.
Batı sosyolojisinde 1930'lardan 1970'lere kadar olan süreç 'olmayan baba' dönemi olarak tanımlanır. Bu dönemde babalar, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki yoğun sanayi çalışma temposu nedeniyle çocuklarını sadece akşamları ve hafta sonları çok kısa sürelerle gören, aileyle bağı kopuk figürler haline gelmişlerdir.
Tol ve Taşkan tarafından 2018 yılında yapılan araştırma, Türkiye'deki babalık modellerini hiyerarşik bir yapıda sunar. Piramit; en alttaki otoriter 'Geleneksel Babalık'tan başlayarak, 'Yeni Geleneksel', 'Gayretli', 'Hevesli' aşamalarından geçip, en tepedeki eşitlikçi 'Çizgi Dışı Babalık' ve 'Eşitlikçi Erkeklik' modellerine doğru uzanır.