Sesli Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Turizmin Toplumsal Etkileri 2 — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Turizmin Toplumsal Etkileri 2. Kitle turizminin tarihsel gelişimi incelendiğinde, endüstrileşmenin hızla yaygınlaştığı XIX. yüzyılın sonları ilk ortaya çıkış dönemi olarak kabul edilse de, asıl yaygınlaşma ve büyüme II. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle de 1950'li yıllardan itibaren gerçekleşmiştir. Bu dönem, batı toplumlarında refah düzeyinin hızla artması ve yaygınlaşmasıyla karakterize edilir. İnsanlar artık tatili lüks bir tüketim olmaktan ziyade, modern yaşamın getirdiği fiziksel ve zihinsel yorgunluğu atmak için temel bir toplumsal ihtiyaç olarak hissetmeye başlamışlardır. Bu durum, kitle turizminin gelişmesindeki ilk büyük kırılma noktasını oluşturur. Turizmin küreselleşmesi ve batı dışı toplumlara da yayılması açısından ikinci büyük kırılma noktası ise 1980'li ve 1990'lı yıllarda yaşanmıştır. Bu dönemde ekonomik büyüme ve toplumsal refah sadece batı dünyasında derinleşmekle kalmamış, küreselleşmenin de etkisiyle batı dışı toplumlarda da belirgin bir artış göstermiştir. Bunun sonucunda tatil ve seyahat talebi, batı dışı ülkelerde de yaygın bir toplumsal talep haline gelmiştir. Türkiye de bu süreçten doğrudan etkilenmiş, özellikle son 20-30 yılda turizm, ülkemizde hızla büyüyen lokomotif bir ekonomik sektör ve yaygınlaşan bir toplumsal olgu konumuna yükselmiştir. Turizm, sadece ekonomik boyutuyla ele alındığında eksik ve yanıltıcı sonuçlar doğurabilecek kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. Turizm, özünde barış zamanında gerçekleşen en büyük demografik yer değiştirme hareketidir. Bu süreç, bireysel düzeyde birbirini hiç tanımayan insanların yüz yüze gelmesini ve etkileşime geçmesini sağlar. Grup, ulus ve kültür düzeyinde ise farklı dillerden, dinlerden ve sosyo-kültürel geçmişlerden gelen toplulukların geçici bir süre için de olsa bir arada yaşayarak toplumsal ilişkiler üretmesini ifade eder. Dolayısıyla turizm, ekonomik bir mübadele olmanın ötesinde, çok boyutlu bir toplumsal etkileşim sistemidir. Turist ile yerel halk arasındaki karşılaşmalar ve etkileşimler rastgele veya planlı şekillerde üç ana eksende gerçekleşir. İlk eksen, turistin yerel halktan otel, restoran, eğlence merkezi veya hediyelik eşya dükkanı gibi mekanlarda doğrudan hizmet satın aldığı ticari alanlardır. İkinci eksen; sokakta, plajda, tarihi alanlarda veya mesire yerlerinde tarafların tesadüfen karşılaşması ve anlık etkileşime girmesidir. Üçüncü ve en az yaygın olan fakat sosyolojik açıdan en anlamlı olan eksen ise, ilk tanışmanın ardından tarafların bilinçli ve planlı bir şekilde tekrar bir araya gelerek bilgi, düşünce ve kültürel değer paylaşımında bulunmalarıdır. Turist ile yerel halk arasındaki bu ilişkiler, doğası gereği geçici, eşitsiz ve dengesiz bir yapıya sahiptir. Turist, genellikle gittiği bölgede çok kısa süre kaldığı için ilişkiler yüzeysel kalır ve derinlikli bir sosyal bağa dönüşme fırsatı bulamaz. Daha da önemlisi, bu ilişki eşitler arasında bir ilişki değildir; turist, ekonomik ve toplumsal anlamda yerel halka kıyasla çok daha güçlü bir konumda olduğundan ilişkiyi domine eden, belirleyici ve tahakküm kuran taraftır. Bu durum, geleneksel ve kendiliğinden gelişen misafirperverlik duygularının zamanla tamamen ticari ve maddi odaklı bir aktiviteye dönüşmesine yol açar. Turistlerin sergilediği yüksek refah düzeyi ve tüketim kalıpları, yerel halk üzerinde psikolojik bir baskı yaratır. Yerel halkın, özellikle de genç kuşakların, turistlerin yaşam tarzına ve davranış kalıplarına öykünerek kendi davranışlarını değiştirmesi yıkıcı sosyo-kültürel sonuçlar doğurabilir. Bu durum; dildeki yozlaşma, alkolizm, suç oranlarında artış, fuhuş, kumar gibi toplumsal sapmaların yaygınlaşması ve kültürün maddi-manevi formlarının dönüşerek otantikliğini kaybetmesi şeklinde kendini gösterir. Turizmin ev sahibi toplum üzerindeki etkileri dört temel başlık altında incelenir: demografik, ekonomik, kültürel ve çevresel etkiler. Demografik etkiler bağlamında, turizm bölgelerinde sezonluk ve kalıcı yoğun göç dalgaları yaşanır. Bölgenin yerleşik nüfusu, ortaya çıkan iş gücü talebini karşılayamadığı için dışarıdan genç ve kadın nüfus göçü gerçekleşir. Turizm sektörü, doğası gereği genç ve kadın iş gücünü öncelikli olarak tercih eder. Zamanla bu geçici göç dalgaları kalıcı hale gelir, bölgede hızlı konut inşası başlar ve nüfus yapısı köklü bir değişime uğrar. Ekonomik etkiler incelendiğinde, yerel halkın gelir ve refah düzeyinin yükselmesiyle birlikte geleneksel üretim ve tüketim kalıplarında radikal değişimler gözlenir. Geleneksel, yerel yeme-içme ve giyim alışkanlıkları yerini uluslararası düzeyde yaygın olan 'fast-food' tarzı tüketime ve anonim yaşam biçimlerine bırakır. Üretim tarafında ise tarıma dayalı iş yapma biçimleri tasfiye edilir; yabancı dil, turizm meslek becerileri ve teknoloji odaklı yeni bir iş kültürü egemen olur. Ancak bu durum, tarımsal üretimin gerilemesine ve bölgenin tamamen dışa bağımlı hale gelmesine de yol açabilir. Kültürel etkiler açısından, turist ile yerel halk arasındaki asimetrik ilişki yerel kültürün gerilemesine neden olur. Turistin temsil ettiği teknolojik ve ekonomik açıdan güçlü kültür karşısında, yerel halkın kültürü savunmasız kalır ve adeta 'ateşe koşan kelebekler' gibi gönüllü bir yok oluş sürecine girer. Otantik sanatsal ve kültürel ögeler, yalnızca pazarlanabilir turistik objelere dönüştükleri ölçüde varlıklarını sürdürebilirler; aksi takdirde yok olurlar. Aile içi ilişkilerde geleneksel saygı ve sevgi bağları zayıflar, kuşaklararası çatışmalar ve normsuzluk (anomi) baş gösterir. Turizmin kentsel çevre üzerindeki en belirgin olumsuz etkisi aşırı, plansız ve yasa dışı yapılaşmadır. Turizm öncesinde kırsal, ormanlık veya tarımsal nitelikte olan alanlar, yüksek arazi rantı nedeniyle hızla betonlaşarak bozulmuş kentsel alanlara dönüşür. Bölgenin fiziksel taşıma kapasitesinin aşılması; altyapı yetersizliği, trafik yoğunluğu, otopark sorunları, gürültü kirliliği ve estetik değerden yoksun tek tip mimari yapıların ortaya çıkmasına neden olur. Maksimum kâr amacı güden işletmeler, yerel mimari dokuyu tahrip ederek anonim ve standartlaşmış yapılar inşa ederler. Buna karşın, turizmin kentsel çevreye bazı olumlu katkıları da olabilir. Turizm kentleri, aynı büyüklükteki turizm dışı kentlere kıyasla daha kaliteli özel ve kamusal hizmetler (atık toplama, çevre temizliği, üst yapı yatırımları) alma şansına sahiptir. Ayrıca, turistik çekiciliği korumak amacıyla tarihi binaların restorasyonu, yerel mimari özelliklerin muhafaza edilmesi ve park-bahçe gibi yeşil alanların düzenlenmesi yönünde yerel yönetimler ve özel sektör tarafından çeşitli koruyucu önlemler alınabilir. Bu durum yerel halkın yaşam kalitesini de dolaylı olarak yükseltir. Turizmin sürdürülebilirliği açısından eko-turizm kavramı hayati bir önem taşımaktadır. Ekolojik turizm, doğal kaynakların bir defalık tüketimini değil, gelecek nesillere aktarılacak şekilde korunmasını ve ekolojik dengelerin gözetilmesini temel alır. Türkiye'nin en büyük turizm pazarı olan Avrupa Birliği, turizm sektöründe sürdürülebilirliği temel bir ilke olarak kabul etmiştir. Bu doğrultuda, Türkiye'deki turizm kentlerinin altyapı ve üstyapılarını çevreye duyarlı, sürdürülebilir bir modele dönüştürmesi hem rekabet gücünün korunması hem de doğal çevrenin geleceği açısından vazgeçilmez bir zorunluluktur.