Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Osmanlı Devleti’nde ilk modern eğitim hareketleri 18. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmıştır. Bu döneme kadar Batılı devletleri askerî alanda kendilerine eşit bile kabul etmeyen Osmanlı yöneticileri, mevcut ordu ile Batı'nın askerî gücüne karşı koyamayacaklarını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu durum psikolojik bir dönüşüm niteliği taşımaktadır.
Ülkedeki en önemli güç odaklarından biri olan ulema, Batıdaki gelişmelerden habersiz bir şekilde bu üstünlüğü uzun süre reddetmiştir. Ancak yöneticiler, Batılı askerî uzmanlardan yararlanarak örnek niteliğinde küçük modern askerî birlikler kurma yoluna gitmişlerdir.
Bu ilk modernleşme girişimleri, altyapı yetersizlikleri ile sivil ve askerî geleneksel güç odaklarının yoğun muhalefeti yüzünden uzun ömürlü olamamıştır. Yine de bu çabalar, daha sonraki köklü eğitim reformlarının temel zeminini oluşturmuştur.
Askerî eğitimle sınırlı ilk modern eğitim reformları 18. yüzyılın son çeyreğinde somut ürünlerini vermiştir. Bu kapsamda 1775 yılında Avrupai tarzda ilk deniz mühendishanesi olan Mühendishâne-i Bahr-i Hümâyun açılmış, bunu 1795 yılında kara mühendishanesi olan Mühendishâne-i Berr-i Hümâyun izlemiştir.
Bu yeni okullarda ilk kez bir Batı dili (Fransızca) öğretilmeye başlanmış, yabancı öğretmen ve subaylar istihdam edilmiştir. Ayrıca Batı dillerinde yazılmış aydınlanma felsefesini yansıtan eserlerle zengin kütüphaneler kurulmuştur.
III. Selim’in Nizam-ı Cedid reformlarına karşı çıkan grupların çıkardığı Kabakçı Mustafa İsyanı (1807), bu yenileşme sürecini kesintiye uğratmıştır. İsyancılar reform kurumlarını çalışamaz hâle getirmiş, bazı mühendishane hocaları öldürülmüş veya 'Mühendis lazım değildir' denerek işten çıkarılmıştır.
Sultan II. Mahmud, 1826 yılında her yenileşme girişimini engelleyen Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırdıktan sonra askerî eğitim reformlarına hız vermiştir. Önce tıp ihtiyacı için Mekteb-i Tıbbiye (1827), ardından subay ihtiyacı için Mekteb-i Harbiye (1834) açılmıştır. Bu okullar Tanzimat'tan itibaren Osmanlı'nın en seçkin yükseköğretim kurumları haline gelmiştir.
Tanzimat'tan itibaren modern askerî okullar sadece mesleki eğitim vermekle kalmamış, İmparatorluğun siyasi, sosyal ve kültürel hayatının şekillenmesinde kritik roller üstlenmiştir. Bu bağlamda Mekteb-i Tıbbiye ve Mekteb-i Harbiye en önde gelen iki kurumdur.
Mekteb-i Tıbbiye, eğitimin tümüyle yabancı bir dilde (Fransızca) yapıldığı ilk devlet okuludur. Bu durum, medrese çevresinin muhalefetine rağmen devletin Batı medeniyetine açılma kararlılığını göstermiştir.
Mekteb-i Tıbbiye, aydınlanma filozoflarının eserleri ve Darwinist tıp eğitimi vasıtasıyla pozitivizmin ülkeye giriş kapısı olmuş, akılcılık ve bilimcilik akımlarını beslemiştir. Saltanat ve hilafete yönelik ilk muhalif fikirler burada doğmuş, Jön Türk muhalefeti ve İttihat ve Terakki Partisi içinde bu okul mezunları ağır basmıştır.
Mekteb-i Harbiye ise modernitenin değerlerinin içselleştirildiği ve eyleme döküldüğü en önemli okuldur. I. ve II. Meşrutiyet'in ilanlarındaki askerî müdahalelerde etkili olmuş, en önemlisi Harbiye mezunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bu değerleri Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda hayata geçirmişlerdir.
Sultan II. Mahmud, yenileşme hareketini sivil alana taşıyan ilk padişahtır. Devlet teşkilatını yeniden yapılandırarak Batı tipi bir bürokrasi kurmuş, 1838'de üç kademeli bir eğitim sistemi için lâyiha hazırlatmıştır. Ayrıca 1824'te İstanbul ve üç beldesinde ilköğretimi zorunlu hâle getiren bir ferman yayınlamıştır ancak mali darlık ve öğretmensizlikten uygulanamamıştır.
Tanzimat Devri, modern eğitim sisteminin kurulduğu dönemdir. Bu dönemde Fransız Devrimi'nin etkisiyle Osmanlı Millet Sistemi yerine Osmanlıcılık ideolojisi benimsenmiş, farklı kökenlerden gelen halkları kaynaştıracak ulus devlet eğitimi hedeflenmiştir.
1869 yılına kadar eğitim reformları plansız yürütülmüş, ilkokullar yenilenmeden ortaokullar açılmıştır. 1869'da yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (MUN) ile Fransız sistemi örnek alınarak eğitim sistemi hukuki zemine ve sistem bütünlüğüne kavuşturulmuştur.
Tanzimat dönemi kızların eğitimi bakımından devrim niteliğinde adımlara sahne olmuş, kız ortaokulları (inas rüştiyesi) ve kız öğretmen okulu (Dârülmuallimât, 1870) açılmıştır. İlk örgün mesleki ve teknik eğitim kurumları ile özel okullar bu dönemdefaaliyet göstermiştir.
Sultan II. Abdülhamid Dönemi, modern eğitim hareketlerinin büyük hız, derinlik ve genişlik kazandığı yıllardır. 1869 MUN tam anlamıyla uygulama sahasına taşınmış, seküler hukuk sisteminin ihtiyacını karşılamak üzere Mekteb-i Hukuk-ı Şahane (1880) açılmıştır.
Bu dönemde Osmanlıcılık yerine İslamcılık siyaseti izlenmiş, aşiret liderlerinin çocukları için Aşiret Mektebi açılmıştır. Okul ve öğrenci sayıları katlanarak artmış, ancak okullaşma oranı genel olarak düşük kalmıştır.
II. Meşrutiyet Dönemi, Cumhuriyet için bir kuluçka evresi olmuştur. Türkçülük akımı eğitim üzerinde etkili olmuş, eğitimin niceliğinden ziyade niteliği artırılmaya çalışılmıştır. Satı Bey gibi eğitimciler ön plana çıkmıştır.
1913 yılında Tedrisat-ı İbtidâiye Kanun-ı Muvakkati (Geçici İlköğretim Kanunu) çıkarılarak rüştiyeler ile sıbyan mektepleri birleştirilmiş, altı yıllık ilköğretim ve okulöncesi eğitim yasal statü kazanmıştır.
Medreseler yüzyıllardır kapılarını dış dünyaya kapatmış, faaliyetlerini dinî bilimlerle sınırlamış ve yenileşme hareketlerine karşı direnç odağı hâline gelmişlerdir. II. Meşrutiyet'e kadar kendi hâllerine bırakılan medreseler, yokluk içinde kalmış ve askerlikten kaçmak isteyenlerin sığınağı olmuştur.
II. Meşrutiyet döneminde medreselere sınav sistemi yeniden getirilmiş, Medâris-i İlmiye Nizamnâmesi (1909) ile programlara sosyal, fen ve matematik dersleri eklenmiştir.
1914 tarihli Islâh-ı Medâris Nizamnâmesi ile İstanbul medreseleri Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliye Medresesi adı altında birleştirilmiştir. Ancak savaş koşulları ve derinleşen mektep-medrese ikiliği, 3 Mart 1924 tarihli Tevhîd-i Tedrisat Kanunu ile medreselerin kapatılmasına ve bu ikiliğin son bulmasına yol açmıştır.
İran, 20. yüzyılda bağımsız kalan iki İslam devletinden biriydi. Kaçar hanedanı döneminde başlayan modernleşme, Rıza Şah Pehlevî döneminde (1925 sonrası) hız kazanmıştır. Rıza Şah, Atatürk'ün modelini izleyerek öğretim birliğini sağlamış, misyoner okullarını millileştirmiş, medreseleri Eğitim Bakanlığına bağlamış ve Fransız modeline göre merkeziyetçi bir eğitim sistemi kurmuştur.
Mısır'da modern eğitimin temelleri Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından askerî alanda atılmıştır. Ziraat, tıp ve mühendislik okulları açılmış, Avrupa'ya öğrenciler gönderilmiştir. Ancak İngiliz işgal dönemi (1882-1922) Mısır'daki eğitim reformlarına darbe vurmuş, İngilizler emperyal çıkarlara uygun elitist bir eğitim politikası izlemiştir.
Rusya egemenliği altındaki Türk-Tatar topluluklarında, medreselerin yenilikten uzak kalması üzerine Gaspıralı İsmail Bey öncülüğünde 'Ceditçilik' (Yenileşmecilik) hareketi doğmuştur. Gaspıralı'nın kurduğu usul-i cedid mektepleri, kısa sürede okumayı öğreten ve fen bilimlerine yer veren yapısıyla millî uyanışa zemin hazırlamıştır ancak Çarlık yönetimi ve mutaassıp çevreler tarafından baskı görmüştür.
Hindistan'da ise İngiliz sömürge idaresi, kendi çıkarlarına hizmet edecek modernist bir ara sınıf yetiştirmek amacıyla Batı tarzı okullar ve üniversiteler açmıştır. Geleneksel medreseler varlığını sürdürürken, İngiliz eğitimi alan modernist Müslümanlar bağımsızlık mücadelesinde önemli roller üstlenmiştir.
Çağdaş eğitim akımları, 19. yüzyıldan itibaren teknik, ekonomik ve sosyal değişmelerin okulları zorlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bu akımları etkileyen eğitim filozoflarının başında gelen J.-J. Rousseau, 'Emile' adlı eserinde çocuğun doğada özgür yetiştirilmesini savunmuştur.
Condorcet laik ve parasız eğitimi savunurken, Pestalozzi sanayi çağında yoksullara meslek kazandırmayı ('öksüzler babası'), Fröbel ise okulöncesi eğitimi ve 'Kindergarten'leri kurarak oyunun önemini vurgulamıştır. Karl Marx ise eğitimin politeknik okullarda üretimle birleştirilmesini savunarak kapitalizmin insanı köleleştirmesine karşı çıkmıştır.