Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Sanayileşme süreci, toplumların ekonomik yapılarını, yönetim biçimlerini ve eğitim sistemlerini kökten derinden etkilemiştir. Eğitimin geniş halk kitlelerine yayılmasında en kritik faktörlerden biri, gelişen ekonominin yetişmiş insan gücüne duyduğu acil ihtiyaç olmuştur. Eskiden beri var olan geleneksel mesleki eğitim, bu süreçte giderek teknik eğitime dönüşmüş ve insan zekâ ile yeteneklerinin geliştirilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Sanayiin hızla biçim değiştirmesi, eğitilmiş insandan beklenen nitelikleri de farklılaştırmıştır. Toplumun ve özellikle ailenin ekonomik durumu çocukların eğitiminde büyük rol oynarken, insanın toplumsal yapıdaki statüsünü yükselten ve sağlamlaştıran en önemli araç yine eğitimdir. Toplumlar ekonomik kalkınmalarını sağlamak amacıyla okulları insan sermayesini geliştirmede ve zekâ rezervlerini değerlendirmede birer araç olarak kullanmışlardır.
Ekonomik gelişmişlik düzeyi ile eğitim yatırımları arasında doğrudan ve güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Eğitim, bireylerin toplumsal mobilitesini artırırken devletlerin de kalkınmasını hızlandıran temel mekanizma olarak konumlanmıştır.
Haçlı Seferlerinin ardından Avrupa’da üniversitelerin kurulması, Arapçadan çevrilen Yunan biliminin okutulması, Hümanizm ve Rönesans hareketleriyle Hristiyanlık öncesi kültürlerin keşfi düşünsel bir uyanış başlatmıştır. Kilisenin insan düşüncesi üzerindeki baskısının azalması ve coğrafi keşifler bu süreci hızlandırmıştır. Bilimsel şüphecilik, aklın rolü, teleskoplar ve matematiksel gelişmelerle bilimin gücü artmış; Galileo, Kepler ve Francis Bacon gibi isimler tabiatı inceleme çağrısı yapmıştır.
Başlangıçta bilim adamları ve filozoflar üniversite dışındaki dernek ve enstitülerde çalışırken, 19. yüzyıl başından itibaren Almanya’da Von Humboldt ve Schleiermacher’in öncülüğünde bilimsel üniversite dönemi başlamıştır. Bu dönemde üniversiteler hem araştırma yapan hem de bunları öğreten kurumlar haline gelmiş, kütüphanelerde dinî kitapların yerini hızla bilimsel eserler almıştır.
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, yüzyıllardan beri okulların ders programlarının çekirdeğini oluşturmuş, bilgiye dayalı ekonomik ve toplumsal düzenin kurulmasında okullar kritik roller üstlenmiştir.
Eğitim sistemlerini derinden etkileyen politik değişmelerin başında kilise baskısından kurtulmuş krallıklar ve modern demokratik ulus devletlerin kuruluşu gelir. Krallar mahalli prenslerle anlaşarak kilisenin egemenliğine karşı çıkmış ve meşruiyeti halktan almaya başlamıştır. Fransa, uzun 19. yüzyılda merkezî devlet okullarında standart bir Fransızca öğreterek, yaygın zorunlu askerlik ve demir yolu ağı ile modern ulus-devleti yaratmıştır. Bu süreçte yerel 33 farklı ağız (patois) eğitim yoluyla unutturulmuştur.
Ulus devletler eğitimi hem sosyal ve ekonomik kalkınma hem de bir ulus oluşturma (nation-building) aracı olarak kullanmak istemişlerdir. A. Smith bir eğitim devletinin varlığını savunurken, E.Durkheim modern eğitimin toplumu tektipleştireceği konusunda uyarılarda bulunmuştur. Locke, Rousseau, Humboldt gibi düşünürler ise eğitimin amacının bireyi centilmen, hümanist ve özgür kılmak olduğunu savunmuşlardır.
Almanya ve Fransa gibi ülkeler kiliseyle ve birbirleriyle mücadelelerinde okulları birer savaş aracı olarak kullanmışlardır. İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kademelerinin yapılandırılmasında Fransız ulus devletinin katkıları büyük olmuş, modern demokratik devletler vatandaşlık programları ile eğitimi etkin biçimde kullanmaya devam etmiştir.
Eğitim düşüncesindeki temel değişim önce öğretim metodu alanında ortaya çıkmıştır. Yunancanın yayılmasıyla Latincenin daha kolay öğretilmesi için Ratke ve Comenius metodolojik çalışmalar yapmıştır. J. Amos Comenius'a göre herkese her şey öğretilebilir; bunun için bilgi öğretilebilir hale getirilmelidir. Montaigne mekanik düşünceye karşı çıkarken, Salzmann bedensel cezayı yasaklamış ve real konulara ağırlık vermiştir.
John Locke eğitimi deneysel psikoloji üzerine kurmaya çalışmış, bilginin doğuştan gelmediğini, tecrübe ve duyumlarla sonradan öğrenildiğini savunmuştur. Wolff rasyonalizmi esas alan bir felsefe oluşturmuş, 18. yüzyılda eğitimin sekülerleşmesi fikri savunulmuştur. Öğretmenlerin din adamı olmaması ve eğitimin devletin işi olması gerektiği vurgulanmıştır.
Rousseau’nun Emile adlı eseri kilisenin egemenliğine karşı en kuvvetli hücum olmuş, eğitimde tabiata dönüşü sağlamıştır. Basedow, Pestalozzi, Herbart ve Fröbel gibi düşünürler ise eğitimde sosyal etkiyi çok önemsemişlerdir. Pestalozzi’nin yanında yetişen Alman idealistler, Almanya’da modern ilköğretim ve halk eğitimi sisteminin kurulmasında etkili olmuştur.
Avrupa’da ilk kapsamlı eğitim hareketi ilköğretim alanında Reformasyon ve Karşıt Reform döneminde kiliseler tarafından dinî öğretime alma şeklinde ortaya çıkmıştır. Daha sonra eğitimin devletin, ekonominin ve bilimin denetimine girmesiyle birlikte Bildung (insanın bilime ve devlet vatandaşlığına göre yeniden biçimlendirilmesi) ön plana çıkmıştır.
Eskiden beri dinî amaçlarla getirilen okula gitme zorunluluğu (Schulzwang) üzerine devletler merkezi eğitim yönetimi kurmaya başlamıştır. 1787’de Prusya’da devlete bağlı ilk eğitim bakanlığı olan Oberschulkollegium kurulmuş ve liselere bitirme sınavları (Abiturientenprüfungen) konulmuştur. Fransa’da ise merkezi yönetim 1806 tarihli Université Impériale yasası ile kurulmuş, zamanla Millî Eğitim Bakanlığına dönüşmüştür.
19. yüzyılın son çeyreğinde devlet ile kilise arasında yaşanan okul savaşları (les luttes scolaires), ilkokulların ülke çapında yayılmasını hızlandırmıştır. Devlet okullarına école publique, cemaat okullarına ise école libre denilmiştir. Ayrıca okullar, Almanlar ve Fransızlar arasındaki savaşların ve milliyetçilik duygularının aşılandığı yerler haline gelmiştir.
İngiltere’de 19. yüzyıl başlarında fakir çocuklar için açılan yetiştirme yurtları (infant school) model alınarak Paris’te okulöncesi kurumlar açılmıştır. Robert Owen 1816’da İskoçya’da okul tarzı okulöncesi kurum açarken, Friedrich Fröbel 1837’de Almanya’da 'Kindergarten' (Çocuk Bahçesi) kurmuştur. Montessori, Waldorf, Reggio Emilia gibi yaklaşımlar geliştirilmiş, Amerika’da 1965’te Head Start projesiyle okulöncesi eğitim kamu programı olmuştur.
İlköğretim, Reformasyon sonrası halka ana dilinde din eğitimi vermek amacıyla kiliseler tarafından kurulmuş, 1730’lardan itibaren Alman Pietizm etkisiyle devlet denetimli Halkokulları (Volksschule) ortaya çıkmıştır. Öğretmenliğin din adamlarının ikinci görevi olmaktan çıkarılıp ayrı bir meslek haline gelmesi ilköğretimi modernleştirmiştir.
19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında ilköğretim devlet okullarında parasız hale getirilmiştir. Amerika’da H.Mann ve B.T.Washington bu süreçte etkili olmuştur. 20. yüzyılda öğretmen yetiştirme reformları yapılmış, üniversitelere bağlı enstitüler kurulmuştur.
Ortaöğretim sistemi Batı uygarlığında yüksek okullar (high school) olarak bilinmektedir. Hümanizm döneminde Latin okulları üniversiteye öğrenci hazırlayan bilgin okullarına (Gelehrtenschule) dönüşmüştür. 16. yüzyılda gimnazyumlar ortaya çıkmış, 19. yüzyılda resmen üniversiteye hazırlık okulu kabul edilmiştir. Fransa, ulusal lise sistemini 1802'de Napolyon döneminde kurarak merkezi ortaöğretim sistemi oluşturan ilk ülkelerden biri olmuştur.
Amerika’da 19. yüzyılda ortaöğretim herkese açılmış, Boston’da ilk parasız resmî ortaokul açılmıştır. 20. yüzyılda ortaöğretim 3 yıl ortaokul ve 3 yıl lise olarak düzenlenmiştir. Zorunlu öğretim süresinin uzamasıyla liseler herkese açık hale gelmiş, seçici özelliklerini kaybetmiştir.
Mesleki eğitim alanında esnaf loncalarının çöküşüyle yeni görevler doğmuş, 18. yüzyıldan itibaren sanayi okulları ve çıraklık eğitimi yerine standartlaştırılmış iş eğitimi ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra meslek okulları (Berufsschule) ve teknik okullar (Fachschule) şekillenmiştir.
Orta Çağ üniversiteleri skolastik yöntemle katılaşınca Fransa’da Kral I.François Collège de France’ı kurmuş, ayrıca mühendislik okulları (grandes écoles) açılmıştır. Almanya’da ise Halle (1694) ve Göttingen (1737) üniversiteleri aydınlanmayı başlatmış, Humboldt’un öncülüğünde araştırma ile öğretimi birleştiren Alman üniversite modeli (Bildung durch Wissenschaft) doğmuştur.
İngiltere’de Oxford ve Cambridge modernleşirken, ABD’de araştırma üniversiteleri gelişmiş ve İkinci Dünya Savaşı sonrası altın çağını yaşamıştır. 1960’lardan sonra öğrenci patlaması yaşanmış, elit üniversitelerden kitle üniversitelerine (Massenuniversität) geçilmiştir. Akademik oligarşi yerini kitleleri eğiten kurumlara bırakmıştır.
1999 Bologna Süreci ile Avrupa Yükseköğretim Alanı oluşturulmuş, lisans-yüksek lisans kademeleri standartlaştırılmıştır. Günümüzde Ivy League ve The Russell Group gibi seçkin üniversite birlikleri kurulmuş, küresel ölçekte beyin göçü (braindrain) ve yetenek toplama savaşı (war for talents) hız kazanmıştır.
Yakın Çağ, Batı sınıflandırmasına göre 1789 Fransız Devrimi ile başlarken, Türk tarihçilerine göre 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başlamaktadır. 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren İslam coğrafyası Batılı emperyalist devletlerin sömürgesi haline gelmiş, 20. yüzyıla girerken Osmanlı ve İran dışında bağımsız İslam devleti kalmamıştır.
Merkez ülkelerinde sanayileşme ve kentleşme modernleşmeyi doğururken, çevre ülkelerinde (Osmanlı, Japonya, Mısır, İran) modernleşme çabalarının asıl amacı Batı emperyalizmine karşı kendini savunmaktır. Bu nedenle Osmanlı’da yenileşme ve modernleşme hareketleri askerî eğitim alanından başlatılmıştır.
Osmanlı Devleti’nde 18. yüzyılda başlayan modernleşme sonucunda geleneksel eğitim ile modern eğitim bir arada var olmuş, bu durum bürokraside ve toplumda 'ikili sistem' (veya çoklu sistem) yapısını ortaya çıkarmıştır. 19. yüzyılda tüm İslam dünyasında eğitimde modernleşme, geleceğe uzanan tek yol olarak görülmüştür.