CebelüTimur sisteminde (dirlik sahiplerinin) sefer sırasında kendilerinden başka yanlarında götürmeye mecbur oldukları, tam donanımlı silahlı askere verilen addır. Örneğin, Beylerbeyi kanunlarında belirli bir has gelirine karşılık cebelü çıkarma zorunluluğu belirtilmiştir.
Derbendİki dağ arasındaki geçit yeri, boğaz veya dağ geçitlerinde güvenliği sağlamak amacıyla kurulan karakol ve küçük kaleleri ifade eder. Metinlerde Ermeni Derbendi gibi geçitlerin tutulması askerî stratejide kritik rol oynamıştır.
Hil'atYüksek makamdaki kişilerin, takdir ettiklerine giydirdikleri kıymetli, süslü elbise veya kaftandır. Osmanlı devlet teşkilatında ve diplomatik ilişkilerde iltifat ve ödüllendirme aracı olarak sıkça dağıtılmıştır.
TekfurBizans İmparatorluğu döneminde sınır bölgelerinde veya şehirlerde görev yapan valilik derecesindeki idari yöneticilere verilen unvandır. Metinlerde İnegöl tekfuru, Bilecik tekfuru ve Bursa tekfuru gibi isimlerle anılırlar.
MartolosOsmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde ve yeniçeri teşkilatından önce, genellikle Hristiyanlardan oluşan ve ordunun keşif, pusu veya geri hizmetlerinde görev yapan askerî/gözetleme teşekküllerinden biridir.
TablhânePadişahların ve üst düzey devlet yöneticilerinin kapılarında bulunan büyük davul ve müzik heyetidir. Sefere çıkarken veya zaferle dönerken tablhâne dövülmesi egemenlik ve hareket alâmeti sayılmıştır.
GâretDüşman memleketini veya halkının malını yağma etmek, vurup soyarak ganimet elde etmek anlamına gelen askerî bir terimdir. Gazavâtnâmelerde düşman üzerine yapılan akınları tanımlar.
İstimâletOsmanlıların fetih siyasetinde yerli halkı kazanmak, gönüllerini almak, onlara adil ve hoşgörülü davranarak kendilerine meylettirmek suretiyle uyguladıkları politikadır.
İzâfet KesresiFarsça dil bilgisi kurallarından biri olup, kelimeler arasında ilgi (tamlama) kurmak için kullanılan '-i / -ü' sesli harf ekidir. Örnek metinlerde 'hil'at-i şâhâne' şeklinde sıfat tamlamalarında görülür.
Cem'-i MükesserArapça kelimelerin kuralsız (kırık) çokluk yapma şeklidir; kelimenin kök harfleri değişerek veya iç sesler oynayarak çoğul yapılır. Metinlerde 'vüzerâ', 'ulemâ', 'kefere' gibi örnekleri bulunur.
İsm-i Fâ'ilArapçada fiili işleyen, o hareketi yapan kişiyi bildiren türetilmiş kelimedir (fâ'il vezni veya mezîdünfih kalıplarla yapılır). Örnekler arasında 'âlim', 'kâfir', 'dâhil' yer alır.
İsm-i Mef'ûlArapçada eylemin üzerine gerçekleştiği, nesne konumundaki varlığı bildiren kelime türüdür (mef'ûl vezni vb.). Metinlerde 'mektûb', 'merhûm', 'mel'ûn' kelimeleri buna örnektir.
Mezîdünfih MasdarSülâsî (üç harfli) köklere ilave harfler getirilerek türetilen, eylemin adını bildiren Arapça masdar türlerindendir (if'âl, tef'îl, ifti'âl vb.). 'İhtiyâr', 'tedbîr' gibi.
Cem'-i Mü'ennesArapça kelimelerin sonuna '-ât' eki getirilerek yapılan düzenli dişi çokluk şeklidir. Metinlerde 'tâzîmat', 'tekrîmât', 'vâkıât' kelimeleri bu gruba girer.
Göçer-evliBelirli bir yerleşik düzeni olmayıp mevsimlere göre yaylak ve kışlaklar arasında göç eden konar-göçer Türk aşiretlerini ve Türkmen topluluklarını ifade eden bir tabirdir.
PîşkeşBüyük bir makama veya devlet başkanına sunulan değerli armağan, hediye anlamına gelir. Kuruluş döneminde beylerin ve elçilerin sunduğu hediyeler için kullanılır.
Dil (Esir)Askerî terminolojide düşmanın planlarını, mevcudiyetini ve yerini öğrenmek amacıyla sorgulanmak üzere canlı olarak yakalanan düşman esirine verilen addır.
ŞikârAv, avlanmak veya düşmandan elde edilen ganimet anlamlarına gelen Farsça kökenli bir kelimedir. Metinlerde 'şikâr-ı hümâyûn' (padişah avı) şeklinde geçer.
NaibBirinin yerine bakan, onun vekili olan veya idari bölgelerde padişahı ya da beylerbeyini temsil eden idari görevli ve yönetici anlamındadır.
HumûlAdının sanının kaybolması, gerileme dönemine girilmesi, bilinmeme ve arka planda kalma durumunu ifade eden Arapça kökenli bir kelimedir.
FirâsetZihin uyanıklığı, çabuk kavrayış, sezgi yeteneği ve olayların iç yüzünü feragatle sezinleme becerisi demektir. Osman Gazi’nin olayları çözmesinde vurgulanır.
AhyânenZaman zaman, ara sıra, belirli aralıklarla gerçekleşen durumları ifade eden zarf niteliğinde Arapça kökenli bir kelimedir.
Lâ-ceremŞüphesiz, elbette, besbelli, çaresiz ve mutlaka gerçekleşmesi mukadder olan durumları bildiren ifadedir.
Ser-gerdânBaşı dönmüş, şaşkın, ne yapacağını bilemez hâlde ve kararsız dolaşan kimseler için kullanılan Farsça bir sıfattır.
YebâbYıkık, bozuk, harap ve virane hâle gelmiş yerleri betimlemek için kullanılan Arapça kökenli bir sıfattır.