Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Rönesans, Yeniçağ ve 17. Yüzyıl Avrupasında Tarih Anlayışları — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Yeniçağda Bilgi Anlayışının Değişmesi ve Rönesans

Rönesans, çokseslilik ortamında hem Antikçağ Yunan kültür hazinesinin yeniden keşfi hem de Ortaçağ’da üzeri örtülen bilimsel sorunların us ve deneyime uygun olarak çözülmeye başlandığı bir dönemdir. Bu süreç, Yeniçağ Avrupa Medeniyeti’nin evren kavrayışının, felsefe ve bilim anlayışının temelini oluşturmuştur.

Bilimdeki gelişmeler, dünyanın evrenin merkezi olmadığını kanıtlamış, fizik biliminin ilkeleri çerçevesinde mekanik bakış açısı yerleşmiştir. Fizik biliminin sağladığı bilgiler kültür alanına da uyarlanmış, yaşamın bütün yönleri madde ve mekanik ilişkisi temelinde değerlendirilmeye başlanmıştır. İngiliz felsefesindeki deneycilik, bilgi anlayışının yanı sıra ekonomi ve siyasette de belirleyici olmuştur.

Matematik fiziğin ilerlemesi, doğanın yapısının matematik kavramlarla çözümlenebileceği inancını doğurmuş ve 17. yüzyıl usçuları tarafından evren ile insan ruhuna aynı ilkeleri yerleştirmiş Tanrı kabulüyle desteklenmiştir. Felsefenin konularının da salt us aracılığıyla bilinebileceği inancı güçlenmiştir.

Günümüzde epistemoloji adıyla bilinen bilgi felsefesinin adı, Yeniçağ'da John Locke tarafından konulmuştur. Locke, tanrı, evren ve ruh-madde ilişkisi üzerine spekülasyonlar yapmadan önce insan bilgisinin kaynaklarının ve sınırlarının araştırılması gerektiğini savunmuştur. Descartes da kesin bilgiye ulaşmayı amaçlamış ancak bilgi ve varlık sorunlarını bir bütün olarak ele almıştır.

2Rönesans ve Sonrasında Tarih Anlayışı

16. yüzyılda hümanizm ve reform hareketleriyle birlikte tarih yazıcılığı bir yandan tanrıbilimsel eğilimlerin etkisinde kalmayı sürdürürken, öte yandan laikleşme sürecine girmeye başlamıştır. Bu dönemde Historia, üniversitelerde okutulan akademik bir disiplin olma kimliği kazanmış ancak retorik ve şiir sanatının yanında yer alan, 'kıssadan hisse' çıkarılması amaçlanan bir yazın türü olarak görülmüştür.

Reform ile birlikte Kilise'den kopuş süreci yaşanmış, kentlerin, prensliklerin ve krallıkların kendi tarihlerinin yazılmaya başlanmasıyla ulusal tarihçilik gelişmiştir. Ancak bu ulusal tarihçilerde de kıssadan hisse anlayışını aşma çabası henüz pek görülmemektedir.

Tarih yazıcılığının ahlâk dersleri vermekten kurtulup olayları 'gerçek nedenleriyle' anlatması gerektiğini savunan ilk düşünür Niccolo Machiavelli'dir. Machiavelli, devletler arasındaki düşmanlık ve ikiliklerin nedenlerini siyasi açıdan araştıran bir siyasi tarih yazımının yöneticilere pragmatik hizmet sunacağını belirtmiştir.

15. ve 16. yüzyıllarda coğrafi keşifler sayesinde Avrupa kendi içine kapalılıktan çıkmış, Yakındoğu ve Uzakdoğu kültürleriyle tanışmıştır. Bu durum İncil tekelinin sorgulanmasına yol açmış ve günümüzde de kullanılan Antikçağ, Ortaçağ ve Yeniçağ biçimindeki tarihsel dönem ayrımı Jean Bodin tarafından yapılmıştır.

316.-17. Yüzyıllarda Tarihsel Bilgi Sorunu: Bacon ve Hobbes

16. ve 17. yüzyıllarda tarih yazımı tanrıbilimden bağımsızlaşmaya başlasa da, tarihsel bilgiye teorik ve metodolojik yaklaşımlar Antikçağ'daki theoria-historia karşıtlığından beslenmiştir. Bu dönemde tanrısal tarih (divina), doğa olayları bilgisi (naturalis) ve insan-toplum olayları bilgisi (civilis) olmak üzere üç türlü historia'dan söz edilmiştir.

Francis Bacon, insan tininin us (ratio), imgelem (phantasia) ve anımsama (memoria) olmak üzere üç temel yetisinden söz eder; felsefe usa, şiir imgeleme, tarih ise anımsamaya dayanır. Bacon, bilimsel bilginin temeline deney bilgisi olarak historia naturalis'i koymuş, ancak historia civilis'i (insan-toplum olayları) düzenlilikten uzak, rastlantısal ve bireysel olgular olarak yorumlayarak bilimsel bilgi sınıfından çıkarrmıştır.

Thomas Hobbes da historik bilgiyi doğanın etkileri hakkındaki deneyim bilgisi ile insanın toplu yaşam içindeki istençli eylemleri hakkındaki deneyim bilgisi olarak ikiye ayırmıştır. Hobbes'a göre de historia civilis, theoria etkinliğine uygun olmayan, yalnızca ahlâk ve eğitim açısından dersler çıkarılacak düzensiz malzeme yığınıdır.

Bu düşünürler, doğabilimini merkez alan bilgi kuramlarıyla, bugünkü anlamdaki historia'ya karşı olumsuz bir tutum sergilemiş, theoria-historia karşıtlığını aşmak yerine korumuşlardır.

417. Yüzyıl: Usçuluk, Descartes ve Tarihe Bakış

17. yüzyıl, Rönesans'ın kazanımlarını derleyip düzenleyen, formüllerde tam bir ışığa ve sağlamlığa ulaşıldığına inanılan bir durulma ve usçuluk (rationalism) yüzyılıdır. Usçular, dünyanın anlaşılır ve düzenli bir yapısına inanmış, insan usunun bu düzeni kavrayabileceğini savunmuş ve matematiği model alarak kesin bilgiye ulaşmaya çalışmışlardır.

René Descartes, modern felsefenin babası olarak anılır ve tarihin bir bilgi dalı olduğuna inanmaz. Metot Üzerine Konuşma adlı yapıtında tarihsel kaçakçılık, tarihsel kuşkuculuk, faydacılığa karşı tarih tasarımı ve düş kurma olarak tarih olmak üzere tarihin zayıf yönlerini vurgulamıştır. Tarihin değerini büyük adamlarla konuşmayı sağlaması ve ders çıkarılmasından ibaret görmüştür.

Descartes'ın kuşkucu tavrı tarihçilerin cesaretini kırmamış, aksine eleştirel bir tarih yazımı okulunun doğmasına yol açmıştır. Tillemont ve Bollandistler, yazılı otoritelerin tanıklığını eleştirel bir süzgeçten geçirerek, abartılı öğeleri devre dışı bırakarak tarihi yeniden yazma denemeleri yapmışlardır.

Malebranche tarihsel bilgiye yüzeysel bilgi derken, Spinoza doğru bilginin geçmişe inanmakla değil genel kavramlarla elde edileceğini savunmuştur. Leibniz ise ussal bilmeyi historik bilmeden üstün tutmuş, historia'yı tekil önermelerden tümevarımla ilerleyen gözlem (observatio) ile eş anlamlı görmüştür.

516.-17. Yüzyıl Tarih Anlayışları Üzerine Değerlendirme

Matematik fiziğe duyulan güven, Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi usçu filozofların yapıtlarında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemde us, gerçekliği bilmek ve açıklamak için en temel araç olarak kabul edilmiştir.

Historia kavramının anlam içeriği daralmış, 17. yüzyılın sonlarından itibaren yalnızca insan-toplum olaylarının bilgisini ifade etmeye başlamıştır. Jean Bodin, historia'yı 'geçmişte olup bitmiş olayların doğru olarak anlatılması' (rerum ante gestarum vera narratio) olarak tanımlayarak bu alanda öncü olmuştur.

Deneyci ve usçu tüm düşünürler, theoria-historia karşıtlığını koruma çabasına zemin hazırlamıştır. Doğabilimini ve usçuluğu merkeze alan bu yüzyıllar, bilimsel bir tarih felsefesinin ortaya çıkması için yaklaşık bir yüzyıl daha beklenmesini zorunlu kılmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250