Sesli Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Marx’ın Tarih Tasarımı ve Marksist Tarih Kuramı — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Marx’ın Tarih Tasarımı ve Marksist Tarih Kuramı. Marx ve Engels, Hegel'in tinsel ve idealist tarih tasarımını kökten eleştirerek tarihi etten ve kemikten gerçek insanların pratik etkinlikleri üzerine kurmuşlardır. Onlara göre tek bir bilim olarak tanıdıkları tarihin özü insan etkinliğinde, yani praksistedir; dolayısıyla ilk tarihsel eylem insanın kendi geçim araçlarını ve yaşamını ürettiği üretim eylemidir. İnsan doğayı emeğiyle biçimlendirirken aynı zamanda hem kendisi hem de toplum doğanın bir ürünü haline gelir ve bu süreçte tarihe de doğa yasaları egemen olur. Rastlantıların bile bağlı bulunduğu genel yasalar üretim tarzlarıyla doğrudan ilişkilidir ve zorunludur. Felsefenin gerçekliği teorik olarak değil pratik etkinlik olarak kavraması gerektiğini savunan Marx, Hegel'in mantığı tarihe uyduran yaklaşımını tersine çevirerek tarihi mantığa uydurmuş, hareket noktasını soyut kavramlar yerine doğal ve canlı insan bireylerinin gerçek öncülleri olarak belirlemiştir. Marx'ın tarihsel materyalizm anlayışı, yaşamın basit maddi üretiminden başlayan gerçek üretim sürecinin açıklanmasına dayanır. Din, felsefe, ahlak, metafizik ve ideoloji gibi soyut kavramlar ve bunlara tekabül eden bilinç biçimleri özerk bir tarihe sahip değildir; yaşamı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen maddedir. İnsanların toplumsal yaşamları onların bilinçlerini belirler. Toplumun ekonomik yapısı, yani maddi yaşamın üretilme biçimi (alt yapı), hukuksal ve siyasal üst yapıları ve belirli toplumsal bilinç biçimlerini doğrudan belirleyen gerçek temeli oluşturur. Gelişmelerin belirli bir aşamasında maddi üretim güçleri mevcut üretim ve mülkiyet ilişkileriyle çatışmaya başlar; bu ilişkiler artık üretimi engeller hale geldiğinde toplumsal devrim dönemi gelir ve alt yapının değişmesiyle üst yapı da zorunlu olarak değişir. Marx ve Engels'e göre gelmiş geçmiş bütün toplumların tarihi sınıf savaşımları tarihidir. Ezenler ile ezilenler, efendiler ile köleler arasındaki sürekli çatışma, ya toplumun devrimci bir biçim değiştirmesiyle ya da çatışan sınıfların birlikte çökmesiyle sonuçlanmıştır. İşbölümünün gelişmesi ve mülkiyet biçimlerinin farklılaşması sonucunda tarihte ardı ardına gelen dört ana toplum biçimi ortaya çıkmıştır: Kabile mülkiyetine dayanan ilk komünal toplum, köleliğin eşlik ettiği kent devletleri, feodal mülkiyet (serflik) ve son olarak kapitalist (burjuva) toplum biçimi. Kapitalist üretim biçimi kendi içinde çözülmez çelişkiler ve devrimci koşullar yaratarak kendi mezar kazıcıları olan proletaryayı üretir. Burjuva toplumunun rahmetinde gelişen üretici güçler, insanlık tarihinin 'tarih öncesi'ni sonlandıracak olan sınıfsız komünist toplum aşamasının maddi koşullarını hazırlar. Özel mülkiyet koşullarında insan kendi özüne, doğasına ve ürettiği ürüne yabancılaşmaktadır. Kapitalist aşamada insan gereksinimlerinde bir yandan incelme olurken diğer yandan bu durum tam bir barbarlaşmaya ve hayvanca gereksinimlerin bile ortadan kalkmasına yol açar. Komünizm, özel mülkiyetin ve insanın kendine yabancılaşmasının ortadan kaldırılması (değillemenin değillemesi) olarak insanın özüne tam dönüşünü ve özgürleşmesini sağlayan zorunlu tarihsel evredir. Tarihin tümüyle dünya tarihi haline gelmesiyle birlikte her bir bireyin özgürleşmesi gerçekleșecek ve sınıfların olmadığı toplumsal birlik, insanlığın gerçek tarihinin başlangıcı olacaktır. 20. yüzyılda Marx'ın tarih kuramı Georg Lukács, Antonio Gramsci ve Ernst Bloch gibi önemli düşünürler tarafından farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Lukács, burjuva tarih kuramlarını tarihi tekil olaylar yığınına indirgeyerek ussallaştırmamakla eleştirmiş, tarihe diyalektik bir bütünlükle ve ekonomik kategorilerin egemenliğinde bakılması gerektiğini savunmuştur. Gramsci, Marksizmi her şeyi açımlayan bir din veya ontoloji olarak değil, bir genel tarih metodolojisi olarak görmüş; her tarihin bugünü yapan insanın geçmişi yorumlaması anlamında 'şimdiye ait' olduğunu vurgulamıştır. Ernst Bloch ise tarihin kökeninde insan emeğinin bulunduğunu ve tarihin henüz gerçekleşmemiş olana doğru (geleceğe yönelik ütopik boyutlarıyla) aktığını ileri sürerek Marx'tan ayrılmıştır.