Ama tarihsiciye tarihi istediği gibi yorumlamak hakkını vermemekte haklı mıyım? Daha şimdi herkesin buna hakkı olduğunu ilan etmedim mi? Buna vereceğim yanıt, tarihsici yorumların garip bir yorum türü olduklarıdır. Gerekli olan, haklı çıkarılabilen ve birini ya da ötekini kabul etmek zorunda olduğumuz kuramlar, dediğim gibi, bir arama ışıldağına benzetilebilirler. Onları geçmişimize yöneltir ve yansımalarının günümüzü aydınlatacağını umarız. Buna karşılık, tarihsici yorum kendi üzerimize çevirdiğimiz bir ışıldağa benzetilebilir. Çevremizi görmemizi imkansız kılmazsa bile, çok güçleştirir ve hareketlerimizi felce uğratır. Bu benzetmeyi açıklarsak, tarihsici, tarih gerçeklerini bizim seçip düzenlediğimizin farkına varmaz, “tarihin kendisi”nin ya da “insanlık tarihi”nin, içkin yasaları sayesinde, sorunlarımızı, geleceğimizi, hatta görüş açımızı belirlediğine inanır. Tarihsel yorumun karşımıza çıkan uygulama sorunlarından ve karar verme gerekliliklerinden çıkan bir gereksinmeyi karşılaması gerektiğinin farkına varacak yerde, tarihsel yorumlar yapmak istememizde, tarihe bakarak insan kaderinin gizini, özünü ortaya çıkarmak istediğimizi gösteren derin anlamlı bir sezginin kendini gösterdiğine inanır. Tarihsicilik, insanlığın kaderi gereği yürümek zorunda yolu keşfetmek peşindedir; Tarihin ipucunu, ya da -J. macMurray’in dediği gibi- Tarihin Anlamını bulmak peşindedir.
IV
Ama var mıdır böyle bir ipucu? Tarihin bir anlamı var mıdır?
Bu arada, “anlam” sözünün anlamı sorununa girmek istemiyorum; çoğu kişinin “tarihin anlamı”ndan, “amacı”ndan söz ederken ne demek istediklerini yeterince açıklıkla bildiklerini kabul ediyorum. Ve bu anlamda, tarihin anlamının ne olduğu sorulduğu anlamda, tarihin bir anlamı olmadığı cevabını veriyorum. Bu kanıya varmamın nedenini açıklayabilmek için, bir anlamı olup olmadığı sorulduğu zaman sözü edilen tarih hakkında bazı şeyler söylemem gerek. Buraya dek ben de “tarih”ten sanki açıklanması gerekmeyen bir terimmiş gibi söz ettim; ama artık bu mümkün değil; çünkü, açıkça belirtmek isterim ki, çoğu kişinin sözünü ettiği anlamda “tarih” diye bir şey düpedüz yoktur; ve benim bir anlamı olmadığını öne sürmemin en az bir nedeni budur.
İnsanlık tarihi diye bir şey yoktur, ancak insan hayatının türlü türlü görünümlerinin belirsiz sayıda tarihleri vardır. Bunlardan biri de siyasal kudret tarihidir. Bu, yüceltilerek insanlık tarihi sayılır. Ama ben bunun insanlık hakkındaki bütün dürüst düşüncelere yöneltilmiş bir hakaret olduğu kanısındayım. Dolandırıcılık tarihini, hırsızlık tarihini, insan zehirleme tarihini insanlık tarihi saymak bundan daha kötü olamaz. Çünkü, siyasal kudret tarihi uluslararası cinayet ve kütle katliamı tarihinden ibarettir...
Ama gerçekten de insanlığın somut bir tarihi anlamında evrensel bir tarih yok mudur? Böyle bir şey olamaz. Her insancıl kişinin, özellikle her Hıristiyanın vereceği cevabın bu olması gerektiğine inanıyorum. Somut bir insanlık tarihi olabilseydi, bütün insanların tarihi olmalıydı. Bütün insan çabalarının, sıkıntı ve umutlarının tarihi olmalıydı. Çünkü, hiçbir insan başka herhangi bir insandan daha önemli değildir. Bu somut tarihin yazılamayacağı açıktır. Soyutlamalar yapmamız, bazı olayları ihmal edip bazılarını seçmemiz gerekir. Ne var ki, böyle yapınca da, türlü türlü tarihlere ve bu arada insanlık tarihi olarak reklam edilmiş olan ulus-
