Okuma Parçası
Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Programı » 2. Abdülhamit Dönemi Türk Edebiyatı
← Ünite 2

Ünite 2: Edebiyat-ı Cedide Şiiri — Okuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

Ekrem Bey ve Servet-i Fünûn

1312 senesi yazında, o esnâda neşrolunmuş olan Ekrem Bey’in Şemsâ’sı ile bir itirâza cevaben yazdığı “Kafiye sem’ içindir!” (Kafiye kulak içindir) sözü matbuât âleminde büyük bir hareketi mucip olmuş, Naci tarafdarânı üstâda mütecâvizâne hücum etmekte bulunmuşlardı. O sıralarda Hüseyin Cahit ve Mehmet Cavit’le bazı arkadaşları tarafından yeni bir programla neşre başlayan Hazîne-i Fünûn risalesinde Cenap Şahabettin’in yeni şiirleri de muhalifleri pek çok tahrik ettiğinden (...) evrâk-ı mevkûtede (süreli yayınlarda) her gün her bahane ile yeni eserlere ve bilhassa Ekrem Bey’e karşı türlü tehzilâta cesaret olunuyordu. İşte bu cereyanlara karşı bir siper olmak için Tevfik Fikret bu esnada Ekrem Bey’in delâlet ve tavsiyesiyle Servet-i Fünûn gazetesinin kısm-ı edebîsini deruhde etti. Servet-i Fünûn o vakte kadar yazdığı eski yoldaki şiirleriyle umûmun takdîrini celb etmiş, Fikret tarafından yazılan musahabeler ve bâdi-i emirde oldukça yenice şiirlerle neşrolunmaya başladı. Bir gün de Cenap Şahabettin “İnkisâr-ı Bâzîçe” unvanlı şiiriyle Servet-i Fünûn’da göründü. Bir diğer gün Halit Ziya Mâi ve Siyâh romanıyla geldi, dahil oldu. Halit Ziya, Fikret ve Cenap’ı Üstat Ekrem’in cenâh-ı neyyir-i dehâsı (dehasının nurlu kanatları) altında parlayan iki necm-i pertevbâr (parlak yıldız) olmak üzere tasvir ediyordu. Kendimi hâlâ o zamanki Servet-i Fünûn’un küçük odasında, oraya her gün muntazaman devam eden Fikret Rıza Bey’in huzûr-ı muhâlasâtında (dostâne huzurunda) görüyorum. Muhalefetin en hararetli devresiydi; muhalifîn (muhalifler) kopardıkları en manasız yaygaralara rağmen, her gün bir başka muvaffakiyetle tetevvüc eden (taçlanan) yeni edebiyata hücum için kuduruyorlardı. Servet-i Fünûn ise, havza-i irfanını her birisi bir başka hamle-i teceddüt (yenilik hamlesi) ile gelen yeni imzalarla tezyin ediyordu (süslüyordu): Siret, Suat, Süleyman Nesip, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Fâik Âli, ilh... Mesut günler! Birbirimize ne kadar hulûs ve samimiyetle merbut idik; açılan mücadelelerde muzafferiyetten emin, etraftan yağan iftiralara, teşniâta (kötülüklere) lâkayd, ne hararet ve ciddiyetle saatlerce münâkaşât-ı edebiyyeye dalardık. (...) Filhakika Üstat, sık sık bu celseleri teşrifiyle ihyâ ederdi. Gazetelerde basılanlardan başka ağızda deveran eden rivayetlerden bizim vasıtamızla haberdar olur, güler, teşvik ve taltif eder, gazetede tefrika edilen Araba Sevdası romanına ait bahisler yürütülür, ara sıra yazdığı yeni şiirleri lütfederdi. (Mehmet Rauf, Mehmed Rauf ’un Anıları, haz: Rahim Tarım; İstanbul: Özgür Yayınları, 2001, s. 63-64.)