Sesli Özet
← Ünite 8

Ünite 8: 1960 Sonrasında Türk Edebiyatında Eleştiri — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

1960 Sonrasında Türk Edebiyatında Eleştiri. 1960 sonrasındaki süreç, Türkiye'nin sık sık değişen kültürel, sosyal ve siyasi ortamına paralel olarak edebiyatın da değişkenlik gösterdiği bir dönemdir. Özellikle 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi arasındaki süreçte ideolojiler ön plana çıkmış ve bu durum edebiyata ve eleştiriye doğrudan yansımıştır. Bu dönemde yapılan eleştiriler genel olarak iki ana kutupta yoğunlaşmıştır: Bir tarafta Marksist ve toplumcu gerçekçi anlayışa bağlı eleştiriler yer alırken, diğer tarafta bunlara karşı ulusal ve manevi değerleri ön plana çıkaran geleneksel/milliyetçi bir edebiyat anlayışı ve eleştiri tarzı görülmektedir. Ayrıca gazete, dergi ve yayınevi çevrelerinde, bunlardan bağımsız olarak üniversite ortamlarında nesnel ve akademik bir eleştiri geleneği de gelişmiştir. Bu akademik yaklaşım özellikle 1980 sonrasında ideolojinin biraz geriye itilmesiyle yapısalcı, dilbilimsel ve göstergebilimsel bir nitelik kazanmaya başlamıştır. 1990 sonrasında ise tüm dünyadaki gelişmelere paralel olarak postmodern edebiyat metinleri ve bu metinleri çözümleyen postmodern eleştiri anlayışı, çoğunluğu yine akademide bulunan eleştirmenler tarafından Türk edebiyatına uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde Nurullah Ataç ile güçlü bir gelenek kazanan öznel-izlenimci eleştiri, 1960 sonrasında da çeşitli yazarlar tarafından sürdürülmüştür. Bu anlayışı benimseyen eleştirmenler, ele aldıkları metin karşısında kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten, kişisel kesin yargılar vermekten kaçınmamışlardır. Memet Fuat, eleştirinin sanat eserini okuyucuya yakınlaştırmak, açıklamak ve sanatçıya yol göstermek olduğunu savunmuştur. 'Unutulmuş Yazılar' ve 'Özgünlük Avı' gibi kitaplarında eleştiri teorisi ve tarihiyle ilgili görüşlerini aktaran Memet Fuat, düşünce dünyasının Marksist temel üzerinde yükseldiğini ancak deneme yazarlığında kolay kolay bu temelden kopmadığını belirtmiştir. Doğan Hızlan, öznel eleştirinin önemli bir diğer ismi olarak sanat ve kültür alanında pek çok yazı kaleme almıştır. Hızlan'a göre nesnel denilen eleştiri bile aslında öznel eleştirinin bir kamuflajıdır; çünkü her eserin eleştirel ölçütü kendi tutarlılığı içinde başka olabilir ve eleştirmenin görevi çirkinlikleri değil güzellikleri çoğaltmaktır. Füsun Akatlı, kurumlaşmanın klekleşmeyi getireceğini düşündüğünden eleştirinin kurumsal olmamasından yana olmuştur. Bir eleştirmenin memur olmadığını, her çıkan kitaba yazı yazmak zorunda olmadığını savunan Akatlı, deneme yazarı kimliğiyle eleştirilerine öznel ve deneme ağırlıklı bir nitelik kazandırmıştır. Bu isimlerin yanı sıra Cemal Süreya, Turgut Uyar, Adnan Binyazar, Rauf Mutluay, Muzaffer Erdost gibi şair ve yazarlar ile Nihat Sami Banarlı, Ahmet Kabaklı, Orhan Şaik Gökyay ve Hisar Grubu şairleri (Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, İlhan Geçer) de zaman zaman öznel-izlenimci eleştiri sınırları içinde değerlendirilebilecek yazılar yazmışlardır. 1960 sonrasında eleştiri alanındaki en önemli değişimlerden biri, öznel-izlenimci anlayıştan nesnel bir eleştiri anlayışına doğru geçiş çabasıdır. Bu bağlamda akademik çevreler dışında nesnel eleştirinin bağımsız bir alan olarak yerleşmesinde Hüseyin Cöntürk kilit bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Hüseyin Cöntürk, 'Eleştirmeden Önce', 'Çağının Şairi' gibi eserleriyle tanınmış, önce kuramını ortaya koyup ardından eleştirisini yazma ilkesini benimsemiştir. Cöntürk'e göre eleştiri, öncelikle edebî metin üzerine kurulan bir üst dildir ve eleştiri metnin anlamının dışına çıkmamalıdır; amaç sistemli bir eleştiri dili kurmaktır. İngiltere ve Amerika'da 1920-1970 arasında etkili olan ve Eliot, Richards, Wellek gibi isimlerin temsil ettiği İngiliz-Amerikan 'Yeni Eleştiri' anlayışını Türk edebiyatına uygulamaya çalışan Cöntürk ve arkadaşları (Eser Gürson, Haluk Aker, Güven Turan); Evrim, Devinim 60, Alan 67, Yordam gibi dergiler etrafında '60 Kuşağı Eleştirmenleri' olarak anılmışlardır. Tahhir Alangu, 'Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman' adlı üç ciltlik eseriyle nesnel eleştiriyi uygulamaya çalışan bir diğer edebiyat araştırmacısıdır. Alangu, eleştirilerinde yazarla ilgili kısa bir girişten sonra eserin konusunu özetler, eksik ve güçlü yönlerini ortaya koyar; eserlerin değerlendirilmesinde kişisel dostlukları bir kenara bırakarak nesnel kalmaya özen göstermiştir. Vedat Günyol, Metin Nurullah Berk ve Metin And gibi isimler de eleştiri yazılarında nesnel yöntemler kullanmaya çalışmış, yazarın dünya görüşünü, biçim ve içerikteki yenilikleri, kurgu sağlamlığını ve karşılaştırmalı edebiyat yöntemlerini eserlerine yansıtmışlardır. Akademik eleştiri yapan yazarlar aslında bir çeşit nesnel eleştiri yapmakla birlikte, akademik bir çevrede yetişmiş olmaları ve çalışmalarında bilimsel kıstasları ön plana çıkarmaları nedeniyle ayrı bir grup olarak değerlendirilirler. Özellikle 1980 sonrasında üniversitelerin artmasıyla bu alandaki çalışmalar zenginleşmiştir. Mehmet Kaplan, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yıllarca dersler vermiş; 'Tanpınar'ın Şiir Dünyası', 'Şiir Tahlilleri', 'Hikâye Tahlilleri' gibi eserleriyle akademik metin merkezli incelemelerin öncüsü olmuştur. Kaplan'ın eleştiri anlayışı eklektik bir özellik gösterir; Rus Formalizmi, Yapısalcılık, Yeni Eleştiri, Arşetipçi Eleştiri gibi pek çok kuramın izlerini taşır. Berna Moran, İngiliz Dili ve Edebiyatı kökenli bir akademisyen olarak Türk edebiyatında akademik eleştirinin yerleşmesine büyük katkı sağlamıştır. 'Edebiyat Kuramları ve Eleştiri' ve 'Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış' adlı eserleriyle Batı kuramlarını Türk romanının batılılaşma sorunsalı etrafında uygulamış ve yöntemler arası bir yol izlemiştir. Adnan Benk, Akşit Göktürk, Tahsin Yücel ve Mehmet Rifat Güzelşen gibi Batı filolojilerinde yetişmiş isimler; yapısalcılık, göstergebilim, dilbilim ve çeviri kuramları çerçevesinde metin çözümlemeleri yapmışlardır. Tahsin Yücel'in 'Yapısalcılık', 'Eleştürinin Abecesi', 'Eleştiri Kuramları' gibi eserleri bu alanın temel taşlarındandır. Ayrıca Orhan Okay, Şerif Aktaş, İNCİ Engün, Jale Parla, Yıldız Ecevit, Gürsel Aytaç gibi pek çok akademisyen de Türk edebiyatı üzerine yapısalcı, sosyolojik, psikolojik ve postmodern eleştirel çalışmalar ortaya koymuşlardır. Toplumcu gerçekçi - Marksist eleştiri, sanatı tarihsel, toplumsal ve sınıfsal bağlamın bir yansıma alanı ve ideoloji üretme tarzı olarak değerlendirir. Marx, Engels, Plehanov, Troçki ve Lukacs gibi isimlerin izinden giden Türk eleştirmenler, 1970'lerden sonra bu alanda eserler vermiştir. Asim Bezirci, eleştiri yaşamının başlarında nesnel bir temel kurmak isterken Hüseyin Cöntürk ile birlikte hareket etmiş, ancak daha sonra Marksist estetiği benimsemiştir. 'Bilimden Yana' adlı kitabında eleştirinin bilimsel-nesnel bir temele oturtulması gerektiğini savunmuş, izlenimci eleştiriyi ve özellikle Nurullah Ataç'ı eleştirmiştir. Fethi Naci, Türk edebiyatında özellikle roman ve romancılar üzerine yazdığı eleştirilerle tanınmıştır. 'On Türk Romanı', 'Eleştiri Günlüğü', 'Yüzyılın 100 Türk Romanı' gibi eserleriyle sanatın gerçekliği aşmak, değiştirmek ve halkın önünü aydınlatmak zorunda olduğunu belirten bir Marksist estetik savunmuştur. Mehmet H. Doğan şiir üzerine yoğunlaşan eleştirilerinde, Ahmet Oktay ise roman ve şiir incelemelerinde toplumsal gerçekçi kuramı benimsemiştir. Ahmet Oktay, eserin özünü toplumbilim diline çevirmeyi, tarih ve şimdiki zaman içindeki yerini belirleyip ardından estetiği incelemeyi amaçlamıştır. Semih Gümüş, 1980 sonrasında Yazko Edebiyat, Yarın, Notos Öykü gibi dergilerde yayımladığı yazılarıyla Marksist eleştirinin günümüzdeki önemli temsilcilerinden biri olmuş; eleştiriyi sanat eserinin yazarın söyleyemediği sessiz yanlarını seslendiren bir unsur olarak görmüştür.