Özet
← Ünite 1

Ünite 1: , 2, 3, 4, 5, 6, 7 Editörler — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Osmanlı Türkçesi Yazı Türleri ve Tarihsel Gelişimi

Bugünkü Latin asıllı alfabenin kabulüne kadar yüzyıllarca kullanılmış olan Osmanlı Türkçesi yazısı, Arap alfabesine dayanır. Bu alfabe tarih içinde Araplar, İranlılar ve Türkler tarafından kullanılmış, zamanla işlenip geliştirilerek estetik ve işlevsel açıdan çok sayıda yazı türünün ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan bu yazı türleri, kullanım alanlarına, yazılış hızlarına ve estetik kaygılarına göre birbirlerinden ayrışmaktadır.

Bu yazı türleri arasında en eskisi ve en yaygın olanı nesihtir. Nesih, özellikle Kur’an-ı Kerim yazımında en çok tercih edilen yazı türü olmuştur. Ayrıca dinî kitaplar başta olmak üzere, her türlü kitabın yazılmasında ve çoğaltılmasında XVII. yüzyıla kadar Türkler tarafından birinci sırada tercih edilmiştir. Nesih yazısının en belirgin özellikleri; çoklukla yardımcı yazı işaretlerinin (harekelerin) kullanılması, harflerinin düzgün, açık seçik ve son derece okunaklı olmasıdır. Türklerde bu yazının ilk büyük ustası Şeyh Hamdullah, ikinci büyük ustası ise Hafız Osman’dır. Matbaanın kullanılmaya başlanmasından sonra dizgi için hazırlanan harf kalıpları da bu yazı ustalarının harflerine dayandırılmıştır.

Sülüs, nesih yazısına çok benzeyen ancak harfleri daha büyük ve çizgileri daha kalın olan bir yazı türüdür. Sülüste harflerin başları, gözleri, ağızları ve dişleri daha belirgin, gelişmiş ve derli toplu bir görünüm kazanmıştır. Nesih gibi harekeli bir yazı olan sülüste, harekeler daha açık ve özgürce çizilir. Düz bir hat oluşturacak şekilde yazılabileceği gibi, yazanın estetik zevkine göre istiflenebilir. İstiflenen yazıda kalan boşluklar birtakım süsleyici şekillerle doldurulur. Bu yazının da en ünlü ustaları Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’dır. Levhalarda, kitap ve son dönem dergi kapaklarında sıkça kullanılmıştır.

Eskilik bakımından üçüncü sırada yer alan talik yazısı, sülüsten geliştirilmiştir. Bu yazının en önemli özelliği harflerinin eğik yazılması ve kuyruk kısımlarının uzatılmasıdır. Osmanlılar döneminde Türk hattatları tarafından işlenerek yeni bir estetik boyuta ulaştırılan talik, özellikle Yesarî-zâde elinde en olgun seviyesine çıkarılmıştır. Osmanlı talik yazısı İran talikinden o kadar farklı ve güzeldir ki, İranlılar Türk talikine 'nestalik' adını vermişlerdir. Kitap yazımında ve taş kitabelerde de kullanılan bu yazıda hareke kullanılmaz.

Oldukça geç bir tarihte ortaya çıkan rık’a ise zamandan tasarruf ihtiyacından doğmuş, günlük işlerde kullanılan, çabuk yazmaya elverişli bir yazı türüdür. Bu yazıda şekillerin ayrıntıları yok edilmiş; sülüs yazıdaki eliflerin ucunda bulunan saçaklar (zülfeler) düşmüş, gözlü harflerin gözleri kapatılmış, dişli harflerin dişleri düzlenmiş, iki noktalar çizgiye, üç noktalar ise ters v (ʌ) şekline dönüştürülmüştür. Rık’a yazısını kullananlar sanat kaygısı gütmez, hızlı yazmayı amaçlardı. Osmanlı Devleti'nin resmî yazısı olan rık’a, günlük yazışmalarda ve haberleşmelerde her okuryazarın kullandığı bir tür olmuştur. Tanzimat dönemi paşalarından Âlî Paşa ve Fuat Paşa’nın rık’ası çok güzel kabul edilir. Hattat İzzet Efendi bu paşaların yazılarını inceleyerek rık’aya yeni bir üslup kazandırmıştır.

2Osmanlı Türkçesinin Tarihî Dönemleri ve Dil Seviyeleri

Osmanlı Türkçesi, XIII. yüzyıldan sonra Anadolu’da gelişmeye başlayan Batı Türkçesi yazı dilinin ikinci dönemine verilen addır. Tarihsel olarak XVI. yüzyıl ile XX. yüzyıl arasındaki dönemi kapsar. Bu dönemden önceki evreye ise 'Eski Osmanlıca', 'Eski Türkiye Türkçesi' veya 'Eski Anadolu Türkçesi' adları verilir. Bu ilk evre, yazı dilinin emekleme ve gelişme dönemidir.

Osmanlı Türkçesi dönemi, devletin ve edebiyatın dili olarak büyük bir gelişim göstermiş, çok zengin anlatım imkânları kazanmıştır. Bu süreçte iki büyük Doğu dili olan Arapça ve Farsça’dan çok miktarda kelime ve gramer şekli alınmış, dil karma bir görüntüye bürünmüştür. Ancak bu karma görüntü dilin üst seviyede, yani okumuş, kültürlü ve sanatsever bir zümrenin edebiyat dili olarak kullanımıyla sınırlıdır.

Bu üst seviyeli edebiyat dili hiçbir zaman halkın günlük konuşma dilinin yerine geçmemiştir. Aynı dönemde, Oğuz boylarının konuşma diline dayanan bir halk dili ve halk edebiyatı varlığını sürdürmüştür. Zamanla bu halk dili de kendi yatağında gelişip değişerek, sokak dilinden farklılaşan elit bir şehirli diline (özellikle İstanbul Türkçesine) dönüşmüştür. Dolayısıyla Osmanlı Türkçesi denildiğinde, bu iki farklı dil seviyesinin (edebiyat/sanat dili ve şehirli konuşma dili) bir arada var olduğu yapı anlaşılmalıdır.

3Yazı ve Yazım Kavramları Arasındaki İlişki

Yazı, bir dilin alfabesini oluşturan harflerle yardımcı birtakım işaretleri kullanarak bilgi, düşünce ve duyguları aktarmaya yarayan ortak bir işaretler sistemidir. Yazıdaki işaretler, dilin konuşma seslerini ortalama değerlerle aktarır ancak dildeki zengin ses çeşitlerini ve zaman içinde meydana gelen ses değişmelerini tam anlamıyla göstermekte her zaman yetersiz kalır. Çünkü alfabeler donmaya meyillidir ve sık sık değiştirilemez.

Yazım (imla) ise alfabenin uygulamaya konulmuş biçimidir. Bir dilin değişik ses örgülerinden oluşan birimlerinin donuklaşmış ve standartlaşmış biçimlerini aktarmaya yarar. Yazım işlemi gerçekleştirilirken ortak ve gelenekselleşmiş kurallar ile biçimler esas alınır. Yardımcı şekillerle desteklenen bu kurallar bütünü, yazılan metnin okuyucu tarafından doğru ve eksiksiz algılanmasını sağlamayı amaçlar.

Osmanlı Türkçesi alfabesi Arap asıllı olup, İranlıların yaptığı birkaç harf katkısıyla şekillenmiş ve Türkler tarafından bu haliyle kabul edilmiştir. Bu alfabedeki harfler kelime içindeki konumlarına göre (başta, ortada, sonda) biçim değiştirirler. Alfabenin Türkçe kelimelerin yazılışında uygulanması, özellikle ünlü seslerin karşılanması açısından yetersizlikler barındırmış, bu durum Türkçe kelimelerin yazımında farklı biçimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

4Türkçenin Ünlü Sesleri ve Osmanlı Türkçesindeki Karşılıkları

Türkçe, ünlü sesler bakımından son derece zengin bir dildir ve kelimelerdeki ses uyumları bu zenginlik üzerine kuruludur. Türkçenin bütün heceleri bir ünlüyle kurulur ve bu hece kurucu ünlülerin sayısı sekizdir: 'a, e, ı, i, o, ö, u, ü'. Bu ünlüler dilin konumuna göre kalın (a, ı, o, u) ve ince (e, i, ö, ü); dudakların durumuna göre düz (a, e, ı, i) ve yuvarlak (o, ö, u, ü); alt çenenin durumuna göre ise geniş (a, e, o, ö) ve dar (ı, i, u, ü) olarak sınıflandırılır.

Nicelik bakımından Türkçenin kendi öz ünlüleri ortalama uzunluktadır; yani ne çok kısa ne de çok uzundur. Ancak Osmanlı Türkçesi döneminde Arapça ve Farsça’dan alınan binlerce kelimeyle birlikte uzun ünlüler de yazı ve konuşma diline dahil olmuştur. Bu yabancı kelimelerdeki uzun ünlülerin Türkçe söyleyişte korunup korunmaması veya nasıl gösterileceği hususu, Osmanlı Türkçesi yazımının en önemli konularından biri olmuştur.

Osmanlı Türkçesi alfabesinde Türkçenin sekiz ünlüsünü karşılamak için sadece dört harf (elif, vav, he, ye) ve hareke adı verilen yardımcı işaretler kullanılmıştır. Bu durum, aynı harflerin hem ünlü hem de ünsüz değerleri taşımasına yol açmış ve kelimelerin bağlamı (cümle içindeki yeri) bilinmediğinde yanlış okunmalarına neden olmuştur. Örneğin, 'بول' yazılışı bağlama göre Arapça 'bevl' (işemek) okunabileceği gibi, Türkçe 'bol', 'böl' veya 'bul' şeklinde de okunabilmektedir.

5Arapça ve Farsça Kelimelerde Ünlülerin Yapısı ve Yazılışı

Klasik Arapçada 'a, i, u' olmak üzere üç temel ünlü bulunur ve bunların hem ortalama hem de uzun biçimleri vardır. Ortalama (kısa) olan ünlülerin yazıda harf olarak karşılığı yoktur; bunlar fetha (üstün), kesre (esre) ve zamme (ötrü) denilen harekelerle gösterilir. Harekeler genellikle Kur'an-ı Kerim yazımında ve alfabe öğretim kitaplarında kullanılır, normal metinlerde ise yer almazlar.

Arapça kelimelerdeki 'a' ünlüsü, kalın ünsüz harflerden (ha, hı, sad, dad, tı, zı, ayın, gayın, kaf) sonra gelirse Türkçedeki 'a' sesinden biraz farklı, kapalı ve incelmiş bir 'á' gibi okunur. Diğer ünsüzlerle birlikte ise 'e' sesine çok yakın bir ses verir. Kelime başında 'a' ünlüsü 'elif' (kürsü) üzerine konan üstün ile gösterilirken, kelime sonunda 'he' (hâ-i resmiye) harfiyle yazılır. Uzun 'a' ise kelime içinde 'elif' harfiyle, kelime başında ise 'medli elif' (â) ile gösterilir.

Arapça ve Farsça kelimelerdeki uzun 'i' ünlüsü kelime içinde 'ye' harfiyle gösterilirken, uzun 'u' ünlüsü ise 'vav' harfiyle yazılır. Farsça kökenli kelimelerde de benzer bir sistem geçerlidir. Ancak Farsçada Arapçadan farklı olarak 'é' ve 'o' gibi ortalama sesler ile 'ê' ve 'ô' gibi uzun ünlüler de mevcuttur. Türkler bu sesleri kendi dil sistemlerine uydurarak (halklılaştırarak) telaffuz etmişler, yazıda ise orijinal imlayı korumuşlardır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250