Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Kelime I: Türkçe Kelimeler — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Osmanlı Türkçesinde Uyumlar ve Ses Sisteminin Değerlendirilmesi

Büyük ünlü uyumu (kalınlık-incelik uyumu) ile ünsüz uyumu kanunları, Türkiye Türkçesi'nin her döneminde geçerli olmuş ve hükmünü kararlılıkla yürütmüştür. Konuşma dilinde sarsılmaz bir kararlılıkla süregiden bu uyumlar, XVI. ve XIX. yüzyılları içine alan Osmanlı Türkçesi dönemi içinde, özellikle de XVII. ve XVIII. yüzyıllarda birtakım sarsıntılar yaşamıştır. Bu durumun temel sebebi, kullanılan alfabenin Türkçe'nin ses sistemini göstermekte yetersiz kalması ve daha da önemlisi, donuklaşan yazımın dilde meydana gelen canlı değişmeleri yansıtamaz duruma gelmesidir.

Yazı sisteminin bu donukluğu, okuma dili adı verilen ikincil dilde uyumların bozulmasına yol açmıştır. Okur-yazarların yazıya aşırı bağımlılıklarından doğan bu yapay seslendirme ve bozulma, zamanla şehirli okumuşların konuştukları dili de bir ölçüde etkilemiştir. Çeviriyazı metinlerinde görülen uyum dışı örnekler bu durumu bütün açıklığıyla yansıtmaktadır. Ancak bu bozuk biçimler, toplumun genelini kapsayan ortak konuşma dilinde değil, yalnızca belli bir toplum kesiminin bir metni (özellikle bir şiiri) yazıma bağımlı bir okuyuşla ezberledikten sonra ezbere okurken ortaya çıkardığı 'özel seslendirme dili' ile sınırlı kalmıştır.

Düzlük-yuvarlaklık uyumu (dudak uyumu) ise tarihsel süreçte daha geç şekillenmiştir. Bu uyumun XVI. yüzyıl içinde gerçekleşmeye başladığını, XVII. yüzyıl içinde ise hızla gelişerek tamamlandığını söyleyebiliriz. XVII. yüzyıl konuşma dili için Meninski'nin gramerinde verdiği bilgiler ve çeviriyazılı malzemelerdeki çok sayıda uyumlu örnek, bu dönem metinlerinin ünlülendirilmesinde dudak uyumunun uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Kalıplaşıp donuklaşmayan yalın metinlerdeki uyumlu yazılışlar, bu uyumun halk dilinde hayli ilerlemiş olduğunu göstermektedir.

2Hece Bölümü Kanunu ve Türkçe Hecelerin Yapısal Özellikleri

Tahsin Banguoğlu'nun formüle ettiği 'Hece Bölümü Kanunu' (loi de division syllabique) uyarınca, Türkçe'nin kelimeleri yalnızca tekdoruklu ve düzenli hecelerden meydana gelmektedir. Bu kelimeler eklerle uzatıldıkları zaman doğan yeni heceler de aynı tekdoruklu yapıyı korurlar. Türkçe, yabancı dillerden gelen ve kendi hece yapısına uymayan çiftdoruklu (düzensiz) heceleri de kendi hecelerine benzeştirerek ikiye böler. Bu benzeştirme (assimilation) işlemi, genellikle bir sesli türemesi yoluyla gerçekleştirilir.

Türkçe'nin hece yapısından çıkan ve yabancı kelimeleri ayırt etmeye yarayan üç önemli yapısal sonuç bulunmaktadır. Birincisi, Türkçe bir hece veya kelime kökü hiçbir zaman çift ünsüzle başlamaz. İkincisi, Türkçe bir hecenin sonunda iki ünsüz dışında başka türlü bir ses öbekleşmesi (üçlü ünsüz grubu gibi) olamaz. Üçüncüsü ise Türkçe bir hecenin sonunda asla ikiz ünsüz (şeddeli ünsüz) bulunmaz. Bu kurallar, alıntı sözcüklerin Türkçe ses sistemine göre elenmesinde veya dönüştürülmesinde birer süzgeç görevi görür.

Türkçe'de hecelerin sıralanışında ünlü-ünsüz ilişkisi bakımından değişmez bir ana kural işler: Her hece kurucu ünlü, kendisinden önce gelen ünsüzü ve kendisinden sonra gelen tek ya da düzenli iki ünsüzü yanına çeker ve kurduğu heceye katar. Bu kural hem eklemede, hem birleşmede, hem de söz içinde kesintisiz çalışarak yapı bakımından aynı tip heceler üretir. Kelimeler yapım ekleriyle uzatılıp yeni tabanlar yapıldığında veya çekim ekleriyle daha da uzun kelime öbekleri oluşturulduğunda, her ünlü kendi hecesini bu kurala göre kurar.

3Alıntı Kelimelerin Türkçeleştirilmesi ve Düzensiz Hecelerin Bölünmesi

Osmanlı Türkçesi döneminde Arapça, Farsça ve Batı dillerinden (İtalyanca, Grekçe, Fransızca, İngilizce vb.) sayısız kelime alınmıştır. Bu kelimelerdeki düzensiz ve çiftdoruklu heceler, Türkçe'nin hece yapısına uydurulmak amacıyla çeşitli ses olaylarıyla Türkçeleştirilmiştir. Eğer çift ünsüz kelimenin başındaysa, ya başa dar bir ünlü getirilir (iskele, iskemle, istasyon gibi) ya da iki ünsüz arasına bir dar ünlü yerleştirilir (kıral, firenk, kulüp, pırasa gibi). Bazen de kelimenin kendi ünlüsünün yeri değiştirilerek iki ünsüz arasına alınır (Bursa, pırlanta gibi).

Düzene uymayan çift ünsüz kelimenin sonundaysa, Türkçeleştirme işlemi çoğunlukla iki ünsüz arasına bir dar ünlü getirilerek sağlanır. Arapça 'aql' kelimesinin 'akıl', 'asl' kelimesinin 'asıl', 'şehr' kelimesinin 'şehir', 'ömr' kelimesinin 'ömür' biçimine girmesi bu yöntemin en yaygın örnekleridir. Bir ekle veya birleşme yoluyla genişlemiş tabanlarda ise türeyen ünlü bazen ikinci ünsüzden sonra getirilir (mihriban, şehriyar, derdimend gibi). Hece sonundaki çift ünsüzler arasında türeyen bu ünlü, kelimeye ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde genellikle düşer (ömür > ömre, şükür > şükrü).

Arapça kökenli bazı tek heceli kelimelerin sonunda yer alan ikiz ünsüzler (sırr, hürr, dürr, züll gibi) de Türkçe hece yapısına aykırıdır. Bu kelimeler yalın haldeyken tek ünsüzle söylenir (sır, hür, dür, zül); ancak ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında veya yardımcı fiille birleştiklerinde ikiz ünsüz ortaya çıkar (sırrı, hürriyet, hürolmak). Edebiyat dilinde ve özellikle şiirde (fesahat anlayışı gereği) bu kelimelerin asıllarına uygun, yani düzensiz hece yapılarıyla okunması zorunlu tutulmuş; fakat günlük konuşma dilinde bu kurallar tamamen Türkçeleştirilmiş biçimleriyle işletilmiştir.

4Arapça Kelimelerin Yapısı, Bükümlülük ve Seslendirilme Özellikleri

Türkçe'nin bir ünlüler dili olmasına karşılık Arapça, ünsüzlere dayanan bükümlü (tasrîfî) bir dildir. Arapça bir kelimede anlamlı en küçük ses birliği (anlam çekirdeği) en az üç ünsüz sesten oluşur. Bu ünsüzlerin sırası değiştirilmeden, önlerine, aralarına ve arkalarına belirli ünlüler ile 'artık (katma) harfler' getirilerek farklı anlamlarda kelime kalıpları (vezinler) elde edilir. Örneğin 'k-t-b' kökünden ketebe (yazdı), kitâb (yazılmış şey), kâtib (yazıcı), mektûb (yazılmış yazı), mekteb (okul) kelimeleri bu büküm sistemiyle türetilir.

Arapça kelimelerin Osmanlı Türkçesinde seslendirilmesi, konuşma dili ile okuma dili arasında belirgin farklar gösterir. İçinde kalın ünsüzler (kaf, hı, sad, dad, tı, zı, gayın, ayın) bulunan hecelerdeki düz geniş ünlüler, eğitimli kimselerce klasik Arapça'ya uygun olarak kapalı ve e'ye yakın bir 'a' ile seslendirilirken; konuşma dilinde doğrudan Türkçe'nin olağan 'a' sesine dönüştürülmüştür. Benzer şekilde, Arapça'da 'ı' ünlüsü bulunmadığından, esre işareti normalde 'i' olarak okunur; ancak Meninski gibi XVII. yüzyıl dilcilerinin kayıtları, kalın ünsüzlerin yanındaki esrelerin konuşma dilinde 'ı' sesine dönüştüğünü (hıcâb, fâtıh, hâzır gibi) belgelemektedir.

Arapça kelimelerin bir diğer önemli yapısal özelliği de kelimelerde cinsiyet (erkeklik-dişilik) ayrımının bulunmasıdır. Bu ayrım kimi kelimelerde saymaca (itibarî), kimilerinde ise biçimcedir (örneğin 'te' harfiyle yapılan dişilik). İsimlerle bir araya gelen sıfatlar ve zamirler cinsiyet yönünden uyumlu olmak zorundadır. Osmanlı Türkçesinde bu kelimeler ek aldıklarında, ekin kalınlık-incelik durumu kelimenin son hece ünlüsüne göre belirlenir (insan-lık, mülâyim-lik). Bu durum, alıntı kelimelerin zamanla Türkçe ses uyumlarının kontrolü altına girdiğini gösterir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250