Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Ses Olayları II: Biçimsel Ses Bilgisi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Ön Ünlü ~ Art Ünlü Nöbetleşmesi ve Tarihsel Kökenleri

Standart Türkçede, eklenme sürecinde köke ait ön ünlünün art ünlüye dönüştüğü bilinen tek somut örnek 'ben' ve 'sen' zamirlerinin yönelme eki (-(y)A) alması durumunda görülür. Bu kural çerçevesinde ben+e kelimesi 'bana', sen+e kelimesi ise 'sana' şekline dönüşmektedir. Bu ilginç ses olayının açıklanabilir tarihsel ve fonetik nedenleri bulunmaktadır; zira yönelme eki Eski Türkçe döneminde -KA biçimindeydi.

Eklendiği adların -n sesi ile sonlanması durumunda bu iki ünsüz birleşerek geniz n'sine (ŋ) dönüşmektedir. Bu geniz ünsüzünün güçlü bir artdamaksıllaştırıcı etkisi mevcuttur ve ses değişimi şu aşamalardan geçerek kurgulanmıştır: ben-ke > ben-ge > beñe > baña > bana. Benzer şekilde sen-ke tabanı da sen-ge > señe > saña > sana aşamalarından geçmiştir.

Tarihsel süreçteki bu düzenli değişime rağmen, söz konusu zamirler Anadolu'nun bazı yerel ağızlarında ön ünlülü 'sene' ve 'bene' biçimleriyle de karşımıza çıkabilmektedir. Bu durum, fonetik kuralların standart dil ile ağızlar arasında nasıl farklılık gösterebileceğinin somut bir kanıtı niteliğindedir.

2Ünlülerin Sıfırla Nöbetleşmesi: Genel İlkeler ve Kısıtlamalar

Türkçede çok sayıda kök ve gövde, hem çekim hem de yapım eklerinin bir bölümünden önce ikinci veya son hecedeki ünlülerini yitirebilmektedir. Bu durum 'ünlülerin sıfırla nöbetleşmesi' (veya vurgusuz orta hece düşmesi) olarak adlandırılır. Değişimlerin büyük bir bölümü ikinci hecedeki dar ünlülerle ilgilidir; örneğin 'burun' kelimesi 'burnu' olurken, 'kavuş-' eylemi 'kavşak' şeklini alır.

Aynı sözcüğün ünlüsü, ünsüzle başlayan bir ekten önce tamamen korunmaktadır (burunda, kavuştu). Bu ses olayı yapım eklerinden önce gerçekleştiğinde, türemiş sözcükte ünlü kalıcı olarak düşmektedir (devril-, kavşak). Ancak türeyen sözcüğe kaynaklık eden eylem tabanı, ünsüzle başlayan yapım eklerinden ve neyle başladığına bakılmaksızın çekim eklerinden önce ünlüsünü asla düşürmez (kavuşur, deviren gibi).

Mevcut dilbilgisi kaynaklarında bu konu genellikle 'vurgusuz orta hece düşmesi' adıyla geçse de, gerçekte genellemelerden çok daha karmaşıktır. Bu ses olayı her şeyden önce belirli durumlarla sınırlıdır ve benzer yapıda olan her sözcükte veya ünlüyle başlayan her ekten önce kesinlikle görülmez. Hem Türkçe kökenli sözcüklerde hem de alıntılarda farklı gelişim çizgileriyle kendini gösterir.

3İsim ve Eylem Tabanlarında Dar Ünlülerin Sıfırla Nöbetleşmesi

Bugünkü Türkçede dar ünlülerin sıfırla nöbetleşmesinde ad ve eylem kökleri arasında dikkate değer bir ayrım vardır. İsim köklerinde hem çekim hem de yapım eklerinden önce nöbetleşme olabilmektedir (oğlu, oğlan, oğlak). Buna karşılık eylem köklerinde yalnızca türetimde sıfırla nöbetleşme gerçekleşir (buyruk, kavşak); çekimde ise bu düşme asla görülmez (buyurur, kavuşur).

İsim tabanlarında bu kuralın görüldüğü iki heceli sözcüklerin ilk heceleri açık, ikinci heceleri ise dar ünlülü ve kapalıdır. Bu kapalı ikinci heceler ğ-n, ğ-r, ğ-z, ğ-s ya da l-n, r-n, m-z, n-z, v-ç ve y-n ünsüz dizilişlerine sahiptir (ağız, burun, alın vb.). Bu yapıdaki sözcükler ünlüyle başlayan, vurgulanabilir bir ek aldıklarında ikinci hecedeki dar ünlü sıfırla nöbetleşir.

Organ adları bu kuralın en yaygın görüldüğü gruplardan biridir (ağız > ağzı, burun > burnu, bağır > bağrı). Ancak burada belirleyici olan sözcüğün organ adı olması değil, organ adlarının çoğunlukla bu hece yapısını taşımasıdır. Hece yapıları farklı olan organ adlarında (bıyık > bıyığı, kemik > kemiğe, topuk > topuğa) sıfırla nöbetleşme kesinlikle gerçekleşmez.

4Alıntı Sözcüklerde Sıfırla Nöbetleşme ve İstisnalar

Arapça, Farsça ve Batı dillerinden alınan ve Türkçede söz sonunda bulunamayan ünsüz çiftleriyle biten sözcüklerde, dilin hece yapısına uyarlama amacıyla araya giren dar, kısa, vurgusuz ünlüler; ünlüyle başlayan eklerden veya yardımcı eylemlerden önce sıfırla nöbetleşir (hüküm > hükmü, sabır > sabrı, kahır > kahrol-).

Bu tür alıntı sözcüklerde eklenmede ikinci hecenin türeme ünlüsü düşse bile, ekin ünlüsünün art ya da ön olmasını ilk hece değil, ünlü uyumu kurallarına uygun olarak ikinci hecenin niteliği belirler (aksis > aksim, hacim > hacmi). Bu durum, ünlü uyumları açısından ayrıca incelenmesi gereken fonetik bir husustur.

Orijinal dilde tek hece olmakla birlikte Türkçede söz sonunda bulunamayan ünsüzlere sahip oldukları için araya dar ünlü alarak uyarlanmış bazı alıntılarda sıfırla nöbetleşme görülmez. Ceviz (> cevizi), havuz (> havuzu), lehim (> lehimi), sınıf (> sınıfı) ve tohum (> tohumu) kelimelerinde araya giren bu ünlüler ünlüyle başlayan eklerden önce de korunur.

5Ötümlülük-Ötümsüzlük Nöbetleşmesi ve Tarihsel Kökenleri

Ötümlülük, bir sesin oluşumu sırasında ses tellerinin titreşmesi, ötümsüzlük ise titreşmemesi anlamındadır. Türkçede genel eğilim söz sonunda ötümlü ünsüz bulunmadığı yönündedir ancak bu kural istisnasız değildir. Sağlıklı bir açıklama için tek ve çok heceli sözcükler, Türkçe kökenliler ile alıntı sözcükler arasında belirli ayrımlar yapmak zorunludur.

Tek heceli Türkçe sözcüklerde söz sonunda ötümlülük durumu oldukça karmaşıktır ve tarihi dönemlerin yardımıyla açıklanabilir. Ana Türkçe döneminde sözcüklerin ilk hecesinde uzun ünlüler bulunmaktaydı. Bugün Türkiye Türkçesinde sadece 'yârın' ve 'yâd' kelimelerinde bu uzunluk korunmuş, diğerlerinde ise kısalırken seslik izler (ötümlüleşme gibi) bırakmıştır.

Çok heceli Türkçe sözcüklerde ise söz sonu ötümsüz /ç/, /t/, /k/ ünsüzlerinin eklenmede ünlüden önce ötümlüleşmesi genel bir kuraldır (ağaç > ağacı, kanat > kanadı, bıyık > bıyığı). Ancak bu ötümlüleşme düzenli değildir; özellikle eylemden ad yapan -t ekiyle yeni türetilmiş adlarda ötümlüleşme gerçekleşmez (yapıt > yapıtı, anıt > anıtı).

6Söz Sonunda Tek Ünsüz ile İkiz Ünsüz Nöbetleşmesi

Kaynak dilde sonda ikiz ünsüz bulunan tek heceli alıntılar, Türkçede yalın durumda veya ünsüzlerden önce tek ünsüzle kullanılır; ancak eklenme veya birleşme sırasında bir ünlünden önce bu söz sonu ünsüz yeniden ikizleşir. Bu ses olayı /b/, /c/, /d/, /t/, /k/, /l/, /m/, /n/, /s/, /z/ ünsüzleriyle biten sözcüklerde ortaya çıkar (ret > reddi, hak > hakkı, zannet-, hissed-).

Arapça kökenli alıntı sözcüklerde söz sonundaki ikizleşmenin temel nedeni, Arapçadan kopyalanmış tek heceli sözcüklerin sonundaki ikiz ünsüzlerin, Türkçenin 'söz sonunda ikiz ünsüz bulunmaz' kuralına uyarlanarak tek ünsüze dönüşmesidir. Kelime ünlüyle başlayan bir ek veya yardımcı eylem aldığında sondaki ünsüzler asıl biçimine dönerek yeniden ikizleşir.

Aslında ikiz ünsüz bulunduğu hâlde Türkçede yalın hâlde ünsüzü tekleşmiş olan az sayıda sözcükte, bir ünlüden önce ikizleşme görülmez (hap > hapı, hak etmek). Bu sözcükler Türkçe kökenli sözcükler gibi davranır ve sonlarındaki ünsüzler ek alırken ikizleşmeye uğramaz.

7Ünsüzlerin Sıfırla Nöbetleşmesi: Kaynaştırma ve Türeme Sesler

Türkçede eklenme sonucu ortaya çıkan ünsüz türemesi büyük ölçüde, bazı dilbilgisi kitaplarında yardımcı ünsüz olarak tanımlanan /y/, /ş/, /s/, /n/ ünsüzlerinin çekimde ortaya çıkan görünümleriyle ilgilidir. Artzamanlı bakış açısıyla Türkçenin tek yardımcı ünsüzünün /y/ olduğu, diğerlerinin farklı işlevlerden geliștiği bilinmektedir.

Ünlüyle biten bir sözcüğe ünlüyle başlayan ek gelmesi durumunda, Türkçedeki iki ünlü yan yana gelmesinden kaçınma eğilimi nedeniyle araya bir /y/ sesi girer (biriyle > biriyle, kapı-y-a). Su sözcüğü iyelik ve ilgi eki aldığında arada bir /y/ türer (suyum, suyun, suyu), bunun kökenindeki eski söz sonu /b/ ünsüzünden kaynaklandığı sanılmaktadır.

Ünlüyle biten adlara üçüncü tekillik şahıs iyelik eklenirken arada bir /s/ sesi türer (arka-sı, cümle-si). Tarihsel bakış açısıyla bu ses bir yardımcı ses olmayıp Ana Altayca dönemine ait bir çoğul ekinden kalıntıdır; ancak bugünkü Türkçe açısından sıfırla nöbetleşme (s ~ ø) örneği olarak kabul edilir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250