Özet
← Ünite 7

Ünite 7: Çağdaş Türkçede Eğilimler I: Yabancı Dillerin Etkisi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Alıntı Sözcükler ve Söyleyiş Eğilimleri

Türkçe, tarihi boyunca farklı dillerle yoğun bir etkileşim içinde olmuş, bu etkileşim sonucunda söz varlığına pek çok alıntı sözcük katmıştır. Bu alıntı sözcüklerin yazımında ve sesletiminde diller arası farklılıklar ve tarihi gelenekler önemli rol oynamaktadır. Örneğin, Arapça ve Farsçadan alınan sözcüklerde geçmişte aslına sadık kalma eğilimi baskınken, batı dillerinden yapılan alıntılarda ise zaman zaman özgün biçimi koruma veya Türkçenin ses yapısına uyarlama eğilimleri görülmektedir.

Konuşma dili ile standart yazım dili arasında alıntı kelimeler bağlamında çeşitli farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bazı sözcükler orijinal biçimlerine çok yakın sesletilirken, bazıları halk söyleyişinde tamamen Türkçenin ses düzenine uyarlanarak değişime uğramaktadır. Örneğin 'jandarma', 'jilet' veya 'jüri' gibi sözcükler konuşma dilinde standart söyleyişin yanı sıra halk ağzında 'candarma', 'cilet', 'cürüm/cür' şekillerinde de kendine yer bulabilmektedir.

Aynı alfabeyi kullanan prestijli dillerden, özellikle günümüzde İngilizceden yapılan alıntılarda ise orijinal biçime sadık kalarak yazma eğilimi oldukça güçlüdür. 'By-pass', 'center', 'check-up', 'fuel-oil' ve 'pizza' gibi sözcükler bu duruma örnek oluşturur. Bu tür eğilimler, diller arası ilişkilerin yoğunluğuna ve toplumun o yabancı dile olan aşinalık derecesine doğrudan bağlıdır.

2Türkçe Sözcüklerde Bulunmayan Ses Birimler ve Düzeltme İşareti

Arapça, Farsça ve Batı dillerinden Türkçeye giren sözcüklerde yer alan ve art ünlülerin yanında bulunan ince /g/, /k/, /l/ ünsüzleri, Türkçenin yazımında ve söyleyişinde uzun süredir sorun alanları oluşturmuştur. Türkçe kökenli sözcüklerde art damak ünlülerinin yanında bu ince ünsüzler bulunmadığından, Latin kökenli Türk alfabesinde bunlar için ayrı harfler tahsis edilmemiştir. Bu ses farkını yansıtabilmek amacıyla ünlünün üzerine düzeltme işareti (şapka) konulması yöntemi benimsenmiştir.

Düzeltme işaretinin kullanımı zaman içinde çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1965-1985 yılları arasında TDK tarafından yayımlanan kılavuzlarda Batı kökenli sözcüklerdeki ince /l/ sesini göstermek amacıyla /a/ ve /u/ ünlülerinin üzerine şapka konulmuş, ancak nispet i'sindeki işaret dışındakiler bir süre tartışmalı kalmıştır. Güncel Yazım Kılavuzu'na göre düzeltme işareti temel olarak üç durumda kullanılmaktadır: anlam karışıklığını önlemek için eşyazılışlı sözcüklerde uzun ünlüyü göstermek (âdem/adem), nispet î'sini belirtmek ve art damak ünlüleriyle hece oluşturan ön damak sesleri (/g/, /k/) işaretlemek.

Düzeltme işaretinin kullanımı konusunda toplumun farklı kesimleri ve meslek grupları arasında belirgin farklar bulunmaktadır. Osmanlı edebiyatı uzmanları veya dil eğitimini eski dönemlerde almış kişiler bu işareti yaygın biçimde kullanırken, dilbilim yazılarında genellikle tercih edilmemektedir. Ayrıca bazı sözcüklerde hem ünlü uzunluğu hem de ünsüz inceliği bir arada bulunduğundan, öğrencilerin bu iki unsuru ayırt etmesi pedagojik açıdan zorluklar yaratabilmektedir.

3Ünlü Uzunluğunun Anlam Farkı Yarattığı Durumlar

Başka dillerle temas sonucunda Türkçenin ses bilgisinde ortaya çıkan en önemli meselelerden biri de uzun ve kısa ünlülerin birbirine karışmasıdır. Alıntı sözcüklerde ünlü uzunluğunun yanlış veya yerersiz kullanılması kelimenin anlamını doğrudan değiştirebilmektedir. Örneğin 'āciz' (güçsüz) ile 'aciz' (güçsüzlük), 'ādet' (gelenek) ile 'adet' (sayı) veya 'hākim' (filozof) ile 'hâkim' (yargıç) çiftleri ünlü uzunluğu sayesinde birbirinden ayrılan anlam karşıtlıklarına sahiptir.

Anlam ayırıcı işlevi olmasa bile, standart söyleyişten sapmalar Türkçede söyleyiş kusuru olarak değerlendirilmektedir. Konuşurların aslı koruma isteği, benzer yapılardaki kelimeleri örnekleyerek kısa bir ünlüyü uzatması veya dilde daha ileri bir Türkçeleşme eğilimi göstermesi bu söyleyiş kusurlarının temel nedenleri arasındadır. 'Adale' yerine 'adāle', 'akraba' yerine 'akrāba' veya 'lisan' yerine 'lisān' denilmesi bu tür yaygın hatalı kullanımlar arasında yer alır.

Ünlü uzunluklarının yanlış sesletilmesi, dildeki fonetik kuralların zedelenmesine yol açar. Bu durum, özellikle basın yayın organlarında ve günlük konuşma dilinde standart dil bilincinin zayıfladığı durumlarda daha da belirginleşmektedir. Dil kurumlarının belirlediği standartlara uyulması, bu tür sesletim kargaşasının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

4Ayın ve Hemze Seslerinin Durumu

Türkçede yazım ve söyleyiste en fazla karmaşaya yol açan gırtlak sesleri ayın ve hemzedir. Bu ünsüzler kelime içinde bulundukları konuma (başta, ortada, sonda) göre farklı davranışlar sergilerler. Söz başında bulunduklarında ayın ve hemze hiçbir iz bırakmadan tamamen kaybolur; örneğin 'aşk ve 'ilim kelimeleri Türkçede 'aşk' ve 'ilim' şekline dönüşür.

Tek heceli sözcüklerde kelime içinde yer aldıklarında bu ünsüzlerin düştüğü ve yerlerinde bir ünlü türediği görülür. Bu durum Türkçenin temel yapısal özelliklerinden biri olan ikiz ünlünden kaçınma kuralını zedeleyebilir. Yazıda yan yana gelen iki ünlü, söyleyişte ya uzun bir üne dönüşmekte ya da ikinci hecenin başında gırtlak ünsüzünün hissedildiği farklı hecelere ayrılmaktadır. Çok heceli sözcüklerde ise ünlüyle biten hecelerden sonra kesme işareti kullanılmadığı için ikiz ünlüler ortaya çıkmakta ve bu durum söyleyişte farklı biçimlere yol açmaktadır.

Ayın ve hemze kelime sonunda yer aldıklarında, kendilerinden önceki sesin durumuna göre düşer ve önceki ünlüyü uzatırlar. Kelimeye iyelik veya başka bir ek geldiğinde ise düşen bu sesler söyleyişte yeniden ortaya çıkabilir. Güncel Yazım Kılavuzu kurallarına göre, bu seslerin yazımı ve ek alırken uyacakları kurallar titizlikle belirlenmiş olup, Kur'an sözcüğü dışındaki istisnai durumlar dışında hemze genellikle yazıda gösterilmemektedir.

5Ödünç Sözcüklerin Yazımı ve Standart Dil İlişkisi

Dilimize yerleşmiş yabancı kökenli sözcüklerin bir kısmı söylendikleri gibi yazılırken (inci, kent, kamu), bazılarında ise söyleniş yazıdan farklılaşsa dahi yazının esas alındığı görülmektedir (beysbol, blender, kampüs, master). İki ünsüzle biten Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerde yalın durumdayken bu ünsüzler arasında bir ünlü türemesi meydana gelir (bahs > bahis, emr > emir). Buna karşılık Batı kökenli iki ünsüzle başlayan sözcüklerde bu ünsüz çifti korunur (gram, grup, kral).

Batı kökenli sözcüklerde kelime içinde veya sonunda bulunan ünsüz çiftleri ya da birden fazla ünsüz birleşikleri aynen korunmaktadır. Örneğin elektrik, kilogram, orkestra, lüks kelimelerinde bu kural açıkça görülmektedir. Benzer şekilde Batı kökenli sözcüklerde söz içi ve sonundaki /g/ ünsüzü de korunur (biyografi, diyagram, dogma); ancak 'coğrafya', 'fotoğraf' ve 'topoğraf' gibi istisnai sözcüklerde /g/ > /ğ/ ses değişimi gerçekleşmiştir.

Yazım ve söyleyişte birliğin sağlanması ve tereddütlerin giderilmesi amacıyla Türk Dil Kurumu (TDK) yetkili kılınmıştır. Bireysel tercihlerden ziyade standart dili kodlayan kurumun kuralları esas alınmaktadır. Ödünç sözcüklerin yazımında yaşanan bu düzenleme çabaları, Türkçenin yapısının korunması ve yazılı iletişimin standartlaştırılması açısından hayati bir işlev görmektedir.

6Standart Dil ve Ağız İlişkisi

Standart dil, temeli belli bir ağza dayanan ancak zamanla eğitim kurumlarında öğretilerek, resmi ve yarı resmi ortamlarda, basın yayın ile edebiyatta kullanılarak yaygınlık ve saygınlık kazanmış bölgeler üstü iletişim aracıdır. Standart dille ağızları kesin sınırlarla birbirinden ayıracak katı bir dilbilimsel ölçüt bulunmamaktadır. Ancak standart dilin yaygınlaşmasıyla birlikte yerel ağızlar belirli alanlarda gerilemiş ve 'kaba' olarak algılanma riskiyle karşılaşmıştır.

Türkçenin yazılı ve sözlü biçimlerinin aynı olduğu yönündeki yaygın inanış gerçeği yansıtmamaktadır. Türkçenin Latin kökenli harflerle yazılmasının nispeten yeni olması ve bir sese bir harf ilkesine kısmen uyulması bu yanılgıyı beslemektedir. Ancak her doğal dilde olduğu gibi Türkçede de yazı dili ile konuşma dili arasında 'olacak/olucak', 'yapıyorsun/yapıyosun', 'değil/dél' gibi farklılıklar kaçınılmaz olarak bulunmaktadır.

Gelişen teknoloji, kitle iletişim araçları, özel televizyonlar ve iç göç olguları standart dilin yayılmasında ve ağızlarla olan etkileşiminde kilit rol oynamıştır. Günümüzde standart dil günlük iletişimin baskın unsuru haline gelirken, ağızlar da kendi kullanım alanlarını korumaya ve hatta teknolojinin sunduğu imkanlarla yeni mecralarda varlık göstermeye devam etmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250