Başlangıçta Fransa'ya padişahın saltanatı süresince geçerli olmak üzere verilen kapitülasyon hakları, 1740'lardan itibaren sürekli hale getirilmiş ve diğer Avrupalı devletlere de tanınmıştır. Bu durum Osmanlı dış ticaret dengesini altüst etmiştir.
Osmanlı'da taşra yönetiminin ve tımar sisteminin bozulması, uzun süren savaşlar neticesinde Anadolu'da Celali İsyanları'nın çıkmasına yol açmıştır. Can ve mal güvenliği kalmayan köylüler tarlalarını terk ederek şehirlere göç etmiş, tarımsal üretim durma noktasına gelmiştir.
Kuruluş ve yükselme dönemlerinde en fazla 20 bin civarında olan kapıkulu askerlerinin sayısı, gerileme döneminde 100 binlere çıkarılmıştır. Bu durum devlet hazinesine büyük bir yük getirmiş ve askerlerin maaşlarını ödeyebilmek için ekonomik önlemlerin alınmasını zorunlu kılmıştır.
Osmanlı eğitim ve ilmiye teşkilatının bozulmasıyla birlikte ortaya çıkan Beşik Uleması sistemi, henüz bebek veya çocuk yaştaki kişilere müderrislik ve ilmi rütbeler verilmesine yol açmıştır. Bu uygulama eğitim kalitesini ve liyakati kökten sarsmıştır.
Maddi sıkıntılar nedeniyle tımar topraklarının peşin para karşılığı şahıslara verilmesiyle uygulanan iltizam sistemi, mültezimlerin köylüye zulmetmesi ve rüşvet çarkı kurmasıyla adalet sistemine ve halkın devlete olan inancına büyük darbe vurmuştur.
Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, Osmanlı Devleti'ni tarihe yön vermiş, iz bırakmış ve en uzun süreli yaşayan, en büyük yüzölçümüne sahip imparatorluklardan biri olarak tanımlamıştır.