Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Mal ve hizmet piyasaları, üreticilerin ürettikleri nihai mal ve hizmetleri tüketicilere sundukları, alıcı ile satıcının karşılaştığı ve piyasa fiyatının belirlendiği ortamlardır. Tüketiciler ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bu piyasalara talep yönlü katılırken, üreticiler kâr elde etmek amacıyla arz yönlü katılırlar. Alıcıların almak istediği miktar ile satıcıların satmak istediği miktar belirli bir fiyatta eşitlendiğinde piyasa dengesi kurulur ve alım satım işlemi gerçekleşir.
Aynı mal veya hizmeti üreten üreticilerin oluşturduğu topluluğa endüstri (sanayi) adı verilir. Endüstrinin büyüklüğü barındırdığı firma sayısıyla ölçülür. Piyasaya mal arz eden firmalar arasındaki rekabetin düzeyi, doğrudan bu firma sayısıyla ilişkilidir. Piyasada tek bir firmanın bulunması rekabetsiz bir yapıyı temsil ederken, firma sayısının artması rekabeti artırır. Firma sayısının, aktörlerin birbirini bireysel olarak etkileyemeyeceği kadar çok olduğu durumlarda rekabet mükemmelleşir.
Piyasalar sınıflandırılırken rekabet düzeyinin (firma sayısının) yanı sıra sunulan malın niteliği de dikkate alınır. Firmalar birbirinin birebir kopyası olan homojen mallar üretebilecekleri gibi, kendi ürünleri üzerinde kontrol gücü elde etmek amacıyla farklılaştırılmış mallar da üretebilirler. Mal farklılaştırması, aslında aynı temel ihtiyacı karşılayan ürünlerin tüketicilere farklı ve üstün özelliklere sahipmiş gibi sunulmasıdır. Bu durum firmaya rakiplerinden daha yüksek fiyat belirleme gücü kazandırır.
Rekabet düzeyi ve malın niteliği (homojen veya farklılaştırılmış) birlikte ele alındığında piyasalar beş ana gruba ayrılır. Homojen mal üretilen piyasalar; monopoller (tek üretici), tam rekabet (çok sayıda üretici) ve pür oligopoldür (birkaç üretici). Farklılaştırılmış mal üretilen piyasalar ise monopollü rekabet (çok sayıda üretici) ve farklılaştırılmış oligopoldür (birkaç üretici). Her piyasa yapısının kendine özgü denge mekanizmaları ve yapısal özellikleri bulunmaktadır.
Tam rekabet piyasası, iktisat teorisinde rekabetin en üst düzeyde gerçekleştiği ideal bir piyasa yapısıdır. Bu piyasanın varlığı dört temel koşulun aynı anda sağlanmasına bağlıdır: Homojenlik (ürünlerin birbirinin tamamen aynısı olması), atomisite (piyasada çok sayıda alıcı ve satıcının bulunması), mobilite (piyasaya giriş ve çıkışların tamamen serbest olması) ve açıklık (tüm aktörlerin piyasa, ürün ve fiyatlar hakkında tam bilgiye sahip olması).
Piyasada çok sayıda üretici bulunduğu için her bir firmanın toplam arz içindeki payı son derece küçüktür. Tek bir firmanın üretim miktarını artırma veya azaltma kararı toplam piyasa arzını ve dolayısıyla piyasa fiyatını etkilemez. Bu nedenle tam rekabetçi firma, piyasada arz ve talep tarafından belirlenmiş olan fiyatı bir veri (fiyat kabullenici) olarak almak zorundadır. Firmanın kendi ürününe olan talep eğrisi, piyasa fiyatı düzeyinde miktar eksenine paralel, yani sonsuz esnek bir doğru biçimindedir.
Fiyatın tüm üretim düzeylerinde sabit olması, firmanın gelir fonksiyonlarını doğrudan şekillendirir. Firmanın toplam geliri (TR = P.Q) satılan miktar ile doğru orantılı olarak doğrusal bir şekilde artar; bu yüzden toplam gelir doğrusu orijinden başlayan pozitif eğimli bir doğrudur. İlave birim satıştan elde edilen marjinal gelir (MR) ve ürün başına düşen ortalama gelir (AR) her zaman sabit piyasa fiyatına eşittir (P = MR = AR). Bu eşitlik tam rekabet piyasasının en belirgin ayırt edici özelliğidir.
Kısa dönemde firmanın amacı kârını maksimize veya zararını minimize edecek üretim miktarını (optimum üretim) belirlemektir. Kâr, toplam gelir ile toplam maliyet arasındaki farktır (π = TR - TC). Kâr maksimizasyonunda ilk yöntem olan toplam gelir-toplam maliyet yaklaşımına göre, TR ile TC arasındaki pozitif farkın en yüksek olduğu üretim seviyesi dengeyi verir. TR ile TC'nin eşitlendiği, kârın sıfır olduğu noktalara ise başabaş noktaları denir.
İkinci yöntem olan marjinal yaklaşımda ise kâr maksimizasyonu marjinal gelirin marjinal maliyete eşitlendiği noktada (MR = MC) gerçekleşir. Tam rekabette MR = P olduğundan, denge koşulu P = MC haline gelir. Firma eğer piyasa fiyatı ortalama toplam maliyetin üzerindeyse (P > ATC) ekonomik kâr elde eder. Fiyat ortalama toplam maliyetin altındaysa zarar eder. Ancak kısa dönemde fiyat ortalama değişken maliyete eşit veya büyükse (P >= AVC) firma üretime devam eder; fiyat AVC'nin altına düşerse (P < AVC) kapalı duruma geçer.
Tam rekabetçi firmanın kısa dönem arz eğrisi, ortalama değişken maliyet eğrisinin minimum noktası olan kapanma noktasının üzerinde kalan marjinal maliyet (MC) eğrisidir. Uzun dönemde ise piyasada ekonomik kârın varlığı yeni firmaları endüstriye çeker. Girişler piyasa arzını artırarak fiyatı düşürür. Fiyat, uzun dönem ortalama maliyetin minimum olduğu seviyeye kadar geriler. Böylece uzun dönem dengesinde ekonomik kâr sıfırlanır (P = MC = AC), firmalar normal kâr elde eder ve üretim en düşük maliyetle (optimum ölçekte) gerçekleşir.
Monopol, tek bir üreticinin yakın ikamesi olmayan homojen bir malı çok sayıda alıcıya sunduğu piyasa yapısıdır. Monopol piyasasında yeni firmaların girişini engelleyen çok güçlü bariyerler bulunur. Bu engeller yasal engeller (özel üretim imtiyazları, patent ve telif hakları), ölçek engelleri (yüksek sabit sermaye gereksinimi ve doğal monopol oluşumu) ve anahtar bir üretim faktörüne tek başına sahip olma şeklinde ortaya çıkabilir.
Bir malın monopol gücüne konu olabilmesi için bazı nitelikleri taşıması gerekir. Bunların başında malın yakın ikamesinin bulunmaması gelir; aksi takdirde tüketiciler ikame mallara yöneleceğinden monopolcü fiyat belirleyemez. Ayrıca malın depolanabilir olması (arzı kısarak fiyatı yükseltmek için) ve kullanımla tükenmesi (talebin sürekliliği için) monopol gücü pekiştirir. Monopolcü piyasada tek satıcı olduğundan, piyasa talep eğrisi aynı zamanda firmanın talep eğrisidir ve negatif eğimlidir.
Monopolistin talep eğrisi negatif eğimli olduğundan, daha fazla mal satabilmek için fiyatı düşürmek zorundadır. Bu nedenle monopolde marjinal gelir (MR) daima fiyattan (P) düşüktür. Toplam gelir (TR), talebin esnek olduğu bölgede fiyat düştükçe artar, birim esnek noktada maksimuma ulaşır ve talebin inelastik olduğu bölgede fiyat düştükçe azalır. Kâr maksimizasyonu yapan bir monopolcü, toplam gelirin azalan olduğu inelastik bölgede üretim yapmaz; her zaman talebin esnek olduğu bölgede faaliyet gösterir.
Monopolist firma da diğer piyasalardaki gibi kârını maksimize etmek için marjinal geliri marjinal maliyete eşitleyen (MR = MC) üretim miktarını (Qm) belirler. Bu üretim miktarına karşılık gelen satış fiyatı (Pm), talep eğrisi üzerinden belirlenir. Monopolcü ürettiği malı ortalama toplam maliyetin üzerinde bir fiyattan satarak ekonomik kâr elde eder. Ancak monopolcü hem fiyatı hem de miktarı aynı anda bağımsızca belirleyemez; birini seçtiğinde diğerini tüketici talebi belirler. Yetersiz talep durumunda monopolcü kısa dönemde zarar da edebilir.
Uzun dönemde, tam rekabetin aksine, piyasaya giriş engelleri devam ettiği için monopolcü firma ekonomik kârını korumayı sürdürebilir. Monopolün uzun dönemde varlığını koruması sadece talebin devam etmesine bağlıdır; talep ortadan kalkarsa monopolcü de piyasadan çekilir. Monopol piyasasında, tam rekabetteki gibi tek bir fiyata karşılık gelen tek bir arz miktarı ilişkisi kurulamaz. Çünkü talep esnekliğine göre aynı miktar farklı fiyatlardan satılabilir; bu nedenle monopolistin belirli bir arz eğrisi yoktur.
Monopol piyasası, tam rekabet piyasası ile karşılaştırıldığında yoğun şekilde eleştirilir. Monopolde üretim miktarı daha az (Qm < Qc), satış fiyatı daha yüksek (Pm > Pc) ve ortalama maliyetler daha yüksektir. Monopolcü, kaynakların etkin dağılımına engel olur ve üretimi sınırlandırarak bir kısım kaynağı âtıl bırakır. Bu durum toplumsal refah kaybına ve etkinsizliğe yol açar. Tüketiciler daha az miktarda ürünü daha yüksek fiyattan tüketmek zorunda kalırlar.
Monopollü rekabet piyasası, çok sayıda firmanın birbirinin yakın ikamesi olan farklılaştırılmış mallar ürettiği piyasa yapısıdır. Bu piyasada firma sayısı çoktur ve piyasaya giriş-çıkışlar oldukça kolaydır. Ancak her firma, mal farklılaştırması (marka, ambalaj, tasarım veya reklam yoluyla) sayesinde kendi ürünü üzerinde kısmi bir tekel gücüne sahiptir. Bu yönüyle piyasa hem tam rekabetin (çok sayıda firma, kolay giriş) hem de monopolün (fiyat belirleme gücü) özelliklerini bir arada taşır.
Monopollü rekabette firmalar satışlarını artırmak için sadece fiyatı kullanmazlar; yoğun reklam harcamaları yapar, ürün niteliğini değiştirir ve marka imajı oluştururlar. Bu piyasada iki farklı talep eğrisi tanımlanır. Sübjektif talep eğrisi (d), rakiplerin fiyatlarını değiştirmeyeceği varsayımıyla firmanın kendi fiyat değişimlerine yönelik iyimser beklentisini yansıtır ve oldukça esnektir. Objektif talep eğrisi (D) ise, firma fiyat değiştirdiğinde rakiplerin de aynı şekilde fiyat değiştireceği gerçeğini yansıtır ve daha az esnektir.
Kısa dönemde monopollü rekabet firması, sübjektif talep eğrisinden elde edilen marjinal gelir ile marjinal maliyetin eşitlendiği (mr = MC) noktada dengeye gelir ve ekonomik kâr elde edebilir. Ancak uzun dönemde, bu ekonomik kârların varlığı piyasaya yeni firmaların girmesine yol açar. Yeni girişler piyasa talebini böler; firmanın talep eğrileri sola (orijine) kayar. Uzun dönem dengesinde fiyat ortalama maliyete eşitlenir (P = AC) ve ekonomik kâr sıfırlanır. Reklam harcamalarının yüksekliği ve âtıl kapasite sorunu bu piyasanın temel eleştiri noktalarıdır.
Oligopol, birbirini etkileyebilecek kadar az sayıda büyük firmanın toplam piyasa talebini karşıladığı piyasa yapısıdır. Oligopol piyasalarında firmalar arası yüksek düzeyde karşılıklı bağımlılık söz konusudur; bir firmanın fiyat, reklam veya üretim kararı rakiplerinin satışlarını doğrudan etkiler ve rakiplerin tepkisini çeker. Bu bağımlılık nedeniyle firmalar karar alırken rakiplerinin olası hamlelerini hesaba katmak zorundadır, bu da piyasada yüksek belirsizlik ve risk yaratır.
Oligopoller, üretilen malın niteliğine göre ikiye ayrılır. Eğer firmalar çimento veya çelik gibi homojen bir mal üretiyorlarsa buna pür (saf) oligopol denir. Eğer otomobil, sigara veya deterjan gibi farklılaştırılmış mallar üretiyorlarsa buna farklılaştırılmış (eksik) oligopol adı verilir. Homojen mallarda firmalar arası bağımlılık ve fiyat hassasiyeti çok yüksekken, farklılaştırılmış oligopolde mal farklılaştırması firmalara kısmi bir bağımsızlık ve farklı fiyat belirleme imkânı sunar.
Oligopolde kesin ve tek bir firma talep eğrisi çizilemediği için ortak bir denge analizi yoktur; bunun yerine çok sayıda oligopol teorisi geliştirilmiştir. Firmaların karşılıklı bağımlılığı dikkate almadığı klasik modeller Cournot ve Edgeworth modelleridir. Karşılıklı bağımlılığı dikkate alan Chamberlin modelinde firmalar açıkça anlaşmadan monopol kârını paylaşırlar. Sweezy (Dirsekli Talep) modeli ise fiyat düşüşlerinin rakiplerce takip edildiği ancak fiyat artışlarının takip edilmediği varsayımıyla oligopoldeki fiyat katılıklarını açıklar.
Oligopolistler riskleri azaltmak için iş birliğine gidebilirler. Firmaların açıkça bir araya gelerek fiyat ve miktar anlaşması yaptıkları yapılara kartel (örneğin OPEC) denir. Anlaşmaların gizli tutulduğu durumlarda ise fiyat liderliği modelleri görülür. Fiyat liderliğinde; piyasadaki en büyük firmanın fiyatı belirlediği hâkim firma modeli, en düşük maliyetli firmanın lider olduğu düşük maliyetli firma modeli ve piyasa şartlarını en iyi analiz eden firmanın öncü olduğu barometrik firma modeli yer alır.