Özet
← Ünite 7

Ünite 7: Makro İktisat: Tanım, Tarihsel Gelişim ve Hâsıla — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Makro-Mikro İktisat Ayrımı ve Terkip Hatası

İktisadi düşünce tarihi insanlık kadar eski olmasına rağmen, iktisat biliminin bağımsız bir disiplin olarak doğuşu Adam Smith'in 1776 yılında yayımladığı 'Ulusların Zenginliği' adlı eseriyle gerçekleşmiştir. Uzun yıllar boyunca alt dallara ayrılmayan iktisat bilimi, özellikle 1929 Büyük Dünya Bunalımı ve sonrasında John Maynard Keynes'in 1936 tarihli katkılarıyla makro ve mikro iktisat olmak üzere iki ana disipline ayrılmıştır. Bu iki alanın ortak yönü ekonomik işleyişi anlama ve açıklama çabasıyken, temel farkları kullandıkları analiz birimlerindedir.

Mikro iktisat, ekonomik olayları bireysel karar birimleri düzeyinde ele alır. Tek bir tüketicinin fayda maksimizasyonu kararlarını, tek bir firmanın kâr maksimizasyonu hedeflerini ve tek bir malın piyasa fiyatını inceler. Buna karşılık makro iktisat, bu bireysel birimlerin toplamından oluşan toplulaştırılmış büyüklükleri analiz eder. Tek bir tüketici yerine tüm tüketicileri temsil eden 'hane halkı' sektörünü, tek bir firma yerine 'iş âlemi' sektörünü ve tek bir malın fiyatı yerine 'fiyatlar genel düzeyini' (enflasyonu) konu edinir.

1970'li yıllarda Robert E. Lucas Jr.'ın öncülüğünde, makro iktisadi modellerin mikro iktisadi temellere dayanması gerektiği hususunda iktisatçılar arasında geniş bir uzlaşı sağlanmıştır. Hükümetlerin uygulayacağı makro politikalar, toplulaştırılmış büyüklükleri etkilerken aynı zamanda bu büyüklükleri oluşturan bireylerin bekleyişlerini ve davranışlarını da değiştirecektir. Dolayısıyla, başarılı bir makro modelin bireysel davranışları ve beklentileri göz ardı etmemesi, yani mikro temelli olması şarttır.

Ancak, mikro düzeyde geçerli olan her önermenin makro düzeyde de geçerli olacağını savunmak ciddi bir mantık hatasına yol açar. İktisat literatüründe buna 'terkip hatası' denir. Terkip hatası, bireysel olarak doğru ve rasyonel olan bir eylemin, makro düzeyde tüm ekonomi için de mutlaka doğru olacağını varsaymaktır. Bu hatanın en bilinen örneği 'tasarruf paradoksu'dur. Tek bir bireyin tasarrufunu artırması gelecekteki servetini artırırken, tüm hane halkının aynı anda tasarruflarını artırması toplam harcamaları azaltır, stokları biriktirir, üretimi düşürür ve nihayetinde toplam geliri azaltarak zıt bir sonuç doğurur.

2Makro İktisadın Kapsamı ve Beş Temel Konu

Makro iktisadın kapsama alanı, bir bütün olarak ekonominin performansını ve istikrarını belirleyen beş temel konu etrafında şekillenmektedir. Bu konular; hasıla ve istihdam düzeyi, fiyat istikrarı, ekonomik büyüme, bütçe (kamu) açıkları ve dış açıklardır. Bu temel sorun alanlarının her biri, ekonominin genel refah düzeyini doğrudan etkileyen ve hükümetlerin politika üretmesini gerektiren dinamiklere sahiptir.

İlk konu olan hasıla ve istihdam düzeyi, bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen toplam mal ve hizmet miktarını ve bu üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerinin (özellikle emeğin) oranını inceler. Hasıla ile istihdam arasında çok güçlü ve doğru yönlü bir ilişki vardır. Üretim teknolojisi sabitken, hasılanın artırılması ancak daha fazla işgücünün istihdam edilmesiyle mümkündür; bu da eş zamanlı olarak işsizliğin azalması anlamına gelir.

Fiyat istikrarı, ekonomik karar birimlerinin tüketim, yatırım ve tasarruf kararlarını alırken dikkate almaya gerek duymayacakları ölçüde düşük ve sürdürülebilir bir enflasyon oranını ifade eder. Günümüzde yıllık %3'ün altındaki bir enflasyon oranı fiyat istikrarının sağlandığına işaret eder. Ekonomik büyüme ise bir ekonomide üretilen toplam mal ve hizmet miktarının zaman içinde artmasıdır. Büyüme kuramları, ülkeler arasındaki gelir farklarını teknoloji, sermaye stoku, işgücü eğitim düzeyi, tasarruf oranları ve en önemlisi kurumsal yapı farklılıkları ile açıklar.

Bütçe açıkları ve dış açıklar ise ekonominin dengesini bozan iki önemli açık türüdür. Devletin harcamalarının gelirlerinden fazla olması durumunda bütçe açığı oluşur ve bu durum kamu borçlanmasını artırarak faizleri yükseltir, özel yatırımları dışlar. Dış açıklar ise bir ülkenin dış dünya ile yaptığı ekonomik ilişkileri gösteren 'Ödemeler Bilançosu'nun cari işlemler hesabının açık vermesidir. İthalatın ihracattan fazla olması durumunda ortaya çıkan cari açık, sürdürülebilir bir ekonomik yapı için kontrol altında tutulmalıdır.

3Makro İktisadın Tarihsel Gelişimi: Klasik ve Keynesyen Ekoller

Makro iktisadın bağımsız bir disiplin olarak ortaya çıkışı, 29 Ekim 1929 Salı günü New York borsasının çöküşüyle başlayan ve tüm dünyayı sarsan 'Büyük Buhran' ile doğrudan ilişkilidir. Bu tarihe kadar iktisat dünyasında Adam Smith'in fikirlerine dayanan 'Klasik Ekol' hâkimdi. Klasik iktisatçılara göre, piyasalarda fiyatlar ve ücretler hem aşağı hem de yukarı yönde tamamen esnektir. Herhangi bir piyasada dengesizlik oluştuğunda, arz ve talep güçleri dışarıdan bir müdahaleye gerek kalmaksızın fiyatları değiştirerek piyasayı kendiliğinden dengeye getirecektir. Klasikler bu duruma 'piyasaların temizlenmesi' adını vermişlerdir.

Klasik teoriye göre, emek piyasasında bir işsizlik ortaya çıktığında ücretler kendiliğinden düşecek, bu durum firmaların emek talebini artıracak ve işsizlik tamamen ortadan kalkacaktır. Bu nedenle ekonomi her zaman kendiliğinden 'tam istihdam' düzeyinde dengeye gelecektir. Devletin ekonomiye müdahale etmesi gereksiz ve zararlıdır. Ancak 1929 yılında başlayan Büyük Buhran, Klasik ekolün bu varsayımlarını yerle bir etmiştir. Kriz yıllarca sürmüş, işsizlik devasa boyutlara ulaşmış ve piyasalar kendiliğinden temizlenmemiştir.

Bu tıkanıklığı aşmak ve yeni ekonomik gerçekliği açıklamak amacıyla John Maynard Keynes, 1936 yılında 'İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi' adlı çığır açan eserini yayımlamıştır. Keynes, Klasiklerin aksine, kısa dönemde fiyatların ve ücretlerin esnek olmadığını, aşağı doğru 'katı-yapışkan' olduğunu savunmuştur. Ücretler düşmediği için emek piyasasındaki işsizlik kendiliğinden çözülememekte ve ekonomi 'eksik istihdam' dengesinde takılıp kalmaktadır.

Keynes'e göre bu durumdan çıkışın tek yolu, devletin aktif maliye ve para politikalarıyla ekonomiye müdahale etmesi ve toplam talebi artırmasıdır. Keynes'in bu yaklaşımları 'Keynesyen Ekol'ün doğuşunu sağlamış ve ekonomiyi bir bütün olarak inceleyen makro iktisadi analizin temelini atmıştır. Ayrıca, 1900'lerin başında makro veri setlerinin toplanmaya başlanması ve ekonomik dalgalanmaların bilimsel olarak tespit edilmesi de bu disiplinin gelişimini hızlandırmıştır.

4Hasıla Kavramı, Ölçümü ve Nominal-Reel Ayrımı

Hasıla, bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen iktisadi faaliyetlerin toplam parasal değeridir. En yaygın kullanılan hasıla göstergesi Nominal Gayrisafi Yurt içi Hasıla'dır (Nominal GSYH). Nominal GSYH; bir ülkenin sınırları içinde, belirli bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetlerin, aynı yılın (cari) piyasa fiyatları ile hesaplanan toplam parasal değeridir. Burada 'Gayrisafi' ifadesi amortismanların (yıpranma payının) düşülmediğini, 'Yurt içi' ifadesi ise üretimin coğrafi sınırlar içinde yapıldığını (örneğin Türkiye'deki bir Japon fabrikasının üretimi dâhil edilir) belirtir.

GSYH hesaplanırken sadece 'nihai' mal ve hizmetler dikkate alınır. Nihai mallar, tüketime hazır olan ürünlerdir. Üretim sürecinde tekrar kullanılmak üzere alınan 'ara mallar' (örneğin bisiklet lastiği) hesaba katılmaz. Eğer ara mallar da hesaplamaya dâhil edilirse, aynı değer birden fazla kez sayılmış olur ki buna iktisatta 'çoklu sayım' hatası denir. Ayrıca, nominal GSYH cari fiyatlarla hesaplandığı için, üretim miktarı değişmese bile sadece fiyat artışları (enflasyon) nedeniyle yüksek çıkabilir. Bu durum yanıltıcı bir büyüme görüntüsü verir.

Bu ölçüm zaafını gidermek amacıyla 'Reel GSYH' kavramı geliştirilmiştir. Reel GSYH, üretilen nihai mal ve hizmetlerin, temel alınan (sabit) bir yılın piyasa fiyatları ile hesaplanan değeridir. Fiyatlar sabitlendiği için, reel GSYH'deki değişimler doğrudan üretim miktarındaki (fiziki) artış veya azalışı, yani gerçek ekonomik büyümeyi gösterir. Devletin sunduğu milli savunma, adalet ve güvenlik gibi piyasa fiyatı olmayan hizmetlerin değeri ise devletin bu hizmetler için yaptığı toplam harcamalar esas alınarak GSYH'ye dâhil edilir.

Hasıla ölçümünde üç farklı yöntem kullanılır: Üretim yöntemi, harcama yöntemi ve gelir yöntemi. Bir ekonomide yapılan her harcama bir başkasının gelirini oluşturduğu için, bu üç yöntemle hesaplanan sonuçlar teorik olarak birbirine eşittir. Ancak GSYH ölçümünde bazı zorluklar vardır. Kendi tüketimi için yapılan 'geçimlik üretim', ev hanımlarının ev içi hizmetleri ve yasa dışı faaliyetler (kaçakçılık vb.) piyasa fiyatı oluşmadığı ya da kayıt dışı olduğu için GSYH hesaplamalarına dâhil edilemez. Türkiye'de GSYH verileri TÜİK tarafından üçer aylık dönemler halinde hesaplanıp yayımlanmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250