Osmanlı İmparatorluğu'nda gayrimüslim tebaa; aile hukuku, miras ve eğitim gibi alanlarda kendi dini kurallarına göre yönetilen özerk cemaatler oluşturmuştur. Bu durum, devletin mutlak gücünü sınırlayan sivil bir alan yaratmıştır.
1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak, ayanların gücünü tanıyan bir belge olsa da ayanlar güçlerini halktan değil devlete yakınlıktan aldıkları için bu belge sivil nitelikli İngiliz Magna Carta'sı ile eş değer kabul edilmez.
Osmanlı İmparatorluğu'nda 1860'lı yıllarda yerel düzeyde seçim uygulamalarının başlatılması, Türkiye'nin Batı'daki demokratikleşme adımlarını çok yakın bir zaman farkıyla takip ettiğinin somut bir tarihsel kanıtıdır.
Osmanlı devlet düzeninde Şeyhülislamın protokoldeki yeri Sadrazam ile eşit tutulmuştur. Bu durum, sultanın mutlak gücünün İslam hukuku ve yargı mekanizmasıyla normatif olarak sınırlandırılmasının bir göstergesidir.
1950'li yıllarda çok partili hayata geçişle birlikte köyleri kentlere bağlayan yolların yapılması, kırsal nüfusun kentlere göç etmesini sağlayarak Türkiye'de kütlevi sivil toplumun ve modernleşmenin temelini atmıştır.
Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin, bireysel özgürlüklerin ve demokratik standartların en hızlı gelişim gösterdiği 2000'li yılların başındaki reform süreci, Avrupa Birliği üyelik süreci (dış çıpa) etkisiyle gerçekleşmiştir.
Türk sosyolojisinin kurucusu Ziya Gökalp, Batı'nın evrensel medeniyet unsurları (bilim, teknoloji, hukuk) ile Doğu'nun milli kültür değerlerinin sentezlenmesi gerektiğini savunarak muhafazakâr modernleşme modeline öncülük etmiştir.