Sesli Özet
← Ünite 3

Ünite 3: Döl ve Süt Verimi — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Hayvan yetiştiriciliğinde döl verimi, işletmenin ekonomik sürdürülebilirliği ve sürü büyüklüğünün korunması açısından en kritik faktörlerden biridir. Her yıl hastalık, sakatlık, yaşlılık veya verim düşüklüğü gibi çeşitli nedenlerle sürünün yaklaşık %20'lik bir kısmı ayıklanarak sürüden çıkartılır. Sürüde eksilen bu hayvanların yerini doldurmak ve genetik ilerlemeyi sağlamak amacıyla damızlık değeri yüksek genç dişi ve erkeklerin sürüye katılması gerekir. Bu yenileme sürecinin etkinliği, işletmede her yıl yeterli sayıda sağlıklı yavru alınabilmesine, yani döl veriminin yüksek olmasına bağlıdır. Döl veriminin yüksek olması, yetiştiriciye sürüye katılacak genç damızlıklar arasında daha seçici ve etkin bir seleksiyon yapma imkanı tanır. Aynı zamanda, sürüden çıkarılacak verimsiz hayvanların daha rahat ayıklanmasını sağlar. Eğer bir sürüde döl verimi yetersiz ise eksilen hayvanların yerine dışarıdan damızlık satın alınması gerekir. Dışarıdan damızlık temin etmek hem yüksek maliyetli bir işlemdir hem de satın alınan hayvanların damızlık değeri ve sağlık geçmişi tam olarak bilinemediğinden işletmenin genel verim ortalamasını düşürme riski taşır. Sürülerde her yıl yetiştirilen genç erkek hayvanların küçük bir kısmı ile genç dişi hayvanların %20'si sürüye damızlık olarak dahil edilir. Damızlık dışı bırakılan çoğunluğu erkek, az bir kısmı ise dişi olan yavrular besiye alınarak kasaplık olarak değerlendirilir veya diğer işletmelere damızlık olarak satılır. Bu durum işletme için önemli bir ek gelir kaynağı oluşturur. Süt sığırcılığında ise süt veriminin yıldan yıla kesintisiz devam edebilmesi ve yüksek verim elde edilmesi, hayvanın düzenli olarak gebe kalıp doğum yapmasına bağlıdır. Genç hayvanlarda üreme organlarının gelişerek fonksiyonel üreme faaliyetlerinin başladığı döneme ergenlik çağı denir. Bu dönemde erkeklerde fonksiyonel spermatozoit, dişilerde ise ovum (yumurta) meydana gelir ve hayvanlar çiftleşme isteği göstermeye başlar. Cinsel faaliyetlerin ve çiftleşme isteğinin en üst düzeye ulaştığı, hayvanın ilk defa damızlıkta kullanılabileceği döneme ise cinsel olgunluk çağı (damızlıkta ilk kullanma yaşı) adı verilir. Ergenlik çağı ve damızlıkta ilk kullanma yaşı; türe, ırka, cinsiyete, bakım ve beslenme düzeyine göre değişiklik gösterir. Genel bir kural olarak, geç gelişen ırklar erken gelişenlere göre, erkekler dişilere göre, kötü beslenenler iyi beslenenlere göre ve büyük yapılı uzun ömürlü türler küçük yapılı kısa ömürlü türlere göre daha geç ergenliğe ulaşırlar. Gelişme çağında yetersiz beslenen yerli ırklarda ergenlik, iyi beslenen kültür ırklarına kıyasla oldukça gecikir. Çiftlik hayvanlarının erkekleri yılın her mevsiminde eşeysel faaliyet gösterebilirken, dişilerin üreme süreci türe özgü sikluslar halinde gerçekleşir. Memeli dişi hayvanlar ergenliğe ulaştıklarında sadece belirli dönemlerde çiftleşme isteği gösterir ve erkeği kabul ederler. Türlere göre 1 ile 7 gün arasında değişen bu çiftleşme isteği dönemine östrüs veya kızgınlık (halk arasında hırap veya dalap) denir. Sığırlar yıl boyunca düzenli kızgınlık gösterirken, koyunlar sadece yılın belirli mevsimlerinde kızgınlık gösterirler. Yüksek döl verimi için kızgınlığın iyi takip edilmesi ve tohumlamanın bu süre içinde yapılması şarttır. Dişi damızlık hayvanların kızgınlık dönemlerinde erkeklerle birleşmesine tabii tohumlama (sıfat), insanlar tarafından özel aletlerle erkekten alınan spermanın dişi üreme kanalına bırakılmasına ise suni tohumlama denir. Tabii tohumlamada erkek hayvanın kendi kendine dişiyle birleşmesi 'aşım', bu birleşmenin insan kontrolünde yaptırılması ise 'aştırma' olarak adlandırılır. Tabii tohumlama; serbest sıfat, sınıf usulü sıfat ve elde sıfat olmak üzere üç farklı şekilde uygulanır. Serbest sıfatta, erkek hayvanlar sıfat mevsiminde doğrudan dişi sürüsünün içine salınır ve kızgınlık gösteren dişilerle kontrolsüzce çiftleşirler. Bu yöntem ekstansif yetiştiricilikte ve köy sürülerinde yaygın olup kolaydır ancak doğan yavruların babası bilinemez. Sınıf usulü sıfatta, dişiler verim ve yapılarına göre gruplara ayrılır ve her gruba belirli erkekler katılır; eğer gruba tek bir erkek verilmişse babalık takibi yapılabilir. Elde sıfatta ise damızlık hayvanlar numaralandırılır, kızgınlık gösteren dişiler kendileri için özel olarak seçilen erkekle insan gözetiminde çiftleştirilir ve tüm kayıtlar tutulur. Bu yöntem damızlık yetiştiriciliğine en uygun ve kontrollü yöntemdir. Suni tohumlama, günümüzde özellikle sığır yetiştiriciliğinde çok yaygın kullanılan ve diğer türlerde de giderek gelişen modern bir yöntemdir. Bu yöntemin en büyük avantajı, damızlık değeri yüksek üstün nitelikli erkeklerden maksimum düzeyde yararlanılmasıdır. Ayrıca, fiziksel engeli olan veya yaşlı ancak kaliteli erkeklerin damızlıkta kullanılmaya devam edilmesini sağlar, çiftleşme yoluyla bulaşan enfeksiyöz hastalıkların yayılmasını önler ve tabii aşımın fiziken mümkün olmadığı durumlarda döl elde edilmesine imkan tanır. Kızgınlık dönemindeki dişi hayvanın tohumlanmasıyla spermatozoit ve ovum birleşerek döllenme gerçekleşir. Döllenmiş yumurta zigot adını alır ve uterusa (döl yatağı) yerleşerek fetüs olarak gelişmeye başlar. Gebelik süresi türe, ırka, yaşa, mevsim ve yavrunun cinsiyetine göre değişir. Ortalama gebelik süresi atlarda 11 ay, sığırlarda 9 ay 10 gün, koyun ve keçilerde 5 ay, köpeklerde 9-10 hafta ve tavuklarda kuluçka süresi 3 haftadır. Gebelik döneminde, özellikle gebeliğin son dönemlerinde besleme ve bakıma çok dikkat edilmelidir. Yavrunun sağlıklı doğması ve yüksek doğum ağırlığına ulaşması için kaliteli kaba ve kesif yemler verilmelidir. Barınaklarda sıkışıklık önlenmeli, havalandırma ve ışık optimize edilmelidir. Doğumu yaklaşan hayvanlar temiz, kuru ve sakin doğum bölmelerine alınmalı ve doğum süreci gözetim altında tutulmalıdır. Doğum sonrasında yavru zarları (eş) hayvan türüne göre değişen sürelerde kendiliğinden düşer. Hayvanlarda cinsiyetler arasındaki farklar morfolojik ve fizyolojik karakterlerle (eşeysel karakterler) belirlenir. Birincil eşeysel karakterler doğrudan üreme organlarının kendisidir. İkincil eşeysel karakterler ise eşeysel olgunlukla birlikte hormonların etkisiyle ortaya çıkan dış görünüş farklarıdır; erkeklerin daha iri, geniş kafalı ve kalın boynuzlu olması gibi. Kastrasyon (eneme) ise erkeklerde testislerin, dişilerde yumurtalıkların operasyonla alınarak üreme fonksiyonlarının sonlandırılmasıdır. Bu işlem sürü yönetimini kolaylaştırmak, besi performansını ve et kalitesini artırmak, teke ve koç etlerindeki ağır kokuyu önlemek amacıyla yapılır. Döl verimi üzerinde hem genetik (canlıya bağlı) hem de çevreye bağlı birçok faktör rol oynar. Irk faktörü döl veriminde belirleyicidir; örneğin Sakız koyunu ve Doğu Friz koyunları ile Saanen keçileri yüksek ikiz ve çoklu doğum oranına sahiptir. Döl veriminin kalıtım derecesi düşük olduğundan, seleksiyonla döl verimini artırmak uzun sürer; bu yüzden melezleme daha pratik bir çözümdür. Yaş da önemli bir etkendir; döl verimi ilk damızlıkta kullanma yaşında en düşük seviyededir, ergin yaşta zirveye ulaşır ve yaşlılıkla birlikte tekrar düşer. Vücut yapısı ve kondisyon döl verimini doğrudan etkiler. İlk kez damızlıkta kullanılacak hayvanların ergin canlı ağırlıklarının en az %70'ine ulaşmış olması istenir. Yetersiz gelişmiş hayvanlarda güç doğum riski artar ve doğan yavrular küçük kalır. Ayrıca üreme organlarındaki doğuştan gelen anatomik bozukluklar, kistler ve Brucella abortus, Vibrio foetus, Leptospira pomona gibi bakteriyel enfeksiyonlar döl verimini düşürerek yavru atmaya (abortus) neden olur. Çevre sıcaklığı ve ışık üreme faaliyetlerini düzenler. Yüksek sıcaklıklar koç ve tekelerde sperma kalitesini düşürür; bu nedenle aşım dönemlerinin serin saatlere veya sonbahara denk getirilmesi, koçların testis etrafındaki kılların kırkılması faydalıdır. Kanatlılarda ise gün ışığı yumurtlamayı ve döl verimini pozitif etkiler. Bakım ve beslemede ise hareketsizlik döl verimini düşürürken, sıfat öncesi koyunlara yapılan ek yemleme (flushing) kızgınlık oranını ve ikizliği ciddi oranda artırır. Memeli hayvanların doğum yaptıktan sonra yavrularını beslemek amacıyla meme dokusundan süt salgılaması sürecine laktasyon denir. Doğumdan sonraki ilk 3-4 gün boyunca salgılanan, yavrunun bağışıklığı için hayati öneme sahip özel içerikli süte kolostrum (ağız sütü) denir. Meme; inek, koyun, keçi ve atlarda inguinal (kasık) bölgede yer alırken, köpek ve kedilerde karın boyunca sıralanmıştır. İneklerde 4, koyun ve keçilerde ise 2 adet fonksiyonel meme başı bulunur. Meme dokusu; süt sentezinin yapıldığı alveoller, süt iletim kanalları, süt bezi boşluğu, meme başı kanalı, kan-lenf damarları ve sinirlerden oluşan karmaşık bir yapıya sahiptir. Sentezlenen sütün yaklaşık %60'ı alveollerde, %40'ı ise kanal ve boşluklarda depolanır. Sığırlarda boşken 10-20 kg olan meme ağırlığı, sütle dolduğunda asıcı ve taşıyıcı ligamentlerin desteğiyle 50 kg'a kadar çıkabilir. Memenin arka yarısı ön yarısına göre daha gelişmiştir ve toplam sütün %60'ını üretir. Meme başındaki Fürstenberg Rozeti, sütün dışarı sızmasını önlerken dışarıdan mikroorganizma girişini engeller. Meme gelişimi embriyonik dönemde başlar ve doğumda temel yapılar mevcuttur ancak alveoler doku gelişmemiştir. Gebelik gerçekleşmezse meme inaktif kalır. Gebelikle birlikte östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle alveoller ve sekretorik doku hızla gelişir. Gebeliğin 7. ayından itibaren alveollerde salgı üretimi başlar. Doğumla birlikte prolaktin ve büyüme hormonlarının etkisiyle süt salgısı maksimum seviyeye ulaşır. Doğumdan sonra kolostrum sürecinin tamamlanmasıyla normal süt salgısı başlar. İneklerde günlük süt verimi doğumdan sonraki ilk iki ay boyunca artarak zirveye (pik dönemi) ulaşır, ardından kademeli olarak azalır. İdeal bir laktasyon süresi 10 ay (305 gün) olmalıdır. Sağım veya emme işlemi bittiğinde boşalan alveollerdeki hücreler hemen yeni süt sentezine başlar. Sentezlenen süt hücrelerin patlamasıyla alveol boşluğuna dökülür ve bir sonraki sağıma kadar burada birikir. Sütün memeden dışarı alınması (indirilmesi) nöro-hormonal bir refleksle gerçekleşir. Meme başının uyarılması (sağım veya emme) ile sinirsel uyarılar beyne iletilir ve hipofiz bezinden oksitosin hormonu salgılanır. Kan yoluyla memeye ulaşan oksitosin, alveolleri çevreleyen epitel hücrelerinin kasılmasını sağlayarak sütün kanallara ve meme boşluğuna akmasını tetikler. Bu süreç uyarıdan sonra yaklaşık bir dakika içinde gerçekleşir. Bu mekanizmanın tam tersi ise sütün çekilmesidir. Sağım esnasında hayvan korkar, ürker veya canı yanarsa böbrek üstü bezlerinden epinefrin (adrenalin) hormonu salgılanır. Epinefrin, oksitosinin etkisini bloke ederek epitel hücrelerinin kasılmasını engeller ve sütün indirilmesini durdurur. Bu nedenle sağım ortamının sakin, gürültüsüz ve hayvana şefkatli davranılan bir ortam olması yüksek süt verimi için zorunludur. Süt verimi ve sütün bileşimi birçok içsel ve dışsal faktörden etkilenir. Yaş ilerledikçe süt verimi artar ve sığırlarda 6 yaş civarında (ergin çağda) en yüksek düzeye ulaşır; 8-9 yaşından sonra ise azalmaya başlar. Irk en belirleyici faktörlerden biridir; yerli sığırlarda 900-1200 kg olan laktasyon verimi, Holştayn veya Esmer gibi kültür ırklarında 4000-8000 kg'a kadar çıkar. Sütteki kuru madde ve yağ oranı genellikle süt verimi arttıkça düşüş gösterir. Kuru dönem süresi, süt sığırcılığında hayati öneme sahiptir. İki laktasyon arasında ineğin sağılmadığı bu 2 aylık (60 gün) dinlenme dönemi, meme dokusunun yenilenmesi, hayvanın kondisyon kazanması ve fetüsün gelişimi için gereklidir. Kuru döneme ayrılmayan ineklerin bir sonraki laktasyon verimi ciddi oranda düşer. Beslemede ise rasyondaki kaba ve kesif yem dengesi süt miktarını ve yağ oranını doğrudan etkiler; kesif yem oranı arttıkça süt yağı oranı azalır. Sağım sayısı ve aralığı da verimi etkiler; günde iki yerine eşit aralıklarla üç kez sağım yapmak süt verimini %20 oranında artırır ancak işçilik ve yem maliyetini yükseltir. Uygun çevre sıcaklığı süt sığırları için 5-15 °C arasındadır; 25 °C'nin üzerindeki sıcaklıklar sıcaklık stresine yol açarak yem tüketimini azaltır ve süt verimini düşürür. Son olarak, memenin bakteriyel enfeksiyonu olan mastitis hastalığı süt veriminde çok büyük kayıplara neden olur.