Bugün sizlerle insanlığın geçmişten bugüne yaşadığı büyük ekonomik ve coğrafi dönüşümü, küreselleşmeden kıtasallaşmaya geçiş sürecini konuşacağız. Bildiğiniz gibi ekonomik coğrafya insan yaşamı için hayati faaliyetleri barındırır. Doğal ve beşeri koşullar bu faaliyetlerin dağılımını belirlerken teknoloji, bilişim ve ulaşım alanındaki devasa gelişmeler her alanda hızlı hareket etme gücünü ortaya çıkardı. Bu durum ülkelerin güç birliği oluşturmak için ekonomik, siyasi ya da askeri anlamda bir araya gelmesini zorunlu kıldı ve nihayet kıtasal güçlerin doğmasına zemin hazırladı. Aslında kıtasallaşma terimi ilk kez iki bin sekizde Paris yakınlarında gözlerden uzak bir otelde, küresel lojistik trafiğinin çoğunu temsil eden posta şirketlerinin CEO’larının katıldığı küçük bir toplantıda ortaya atıldı. Küresel krizin patlak verdiği, nakliyatın durduğu, fabrikaların limanlarda istiflendiği ve alım gücünün düştüğü bu dönemde TNT’nin CEO’su Peter Bakker küreselleşmenin öldüğünü savundu. Artan petrol fiyatları, hava yolu taşımacılığındaki güçlükler ve karbon salınımı vergileri lojistik maliyetleri katlamış ve ekonomik akıntının küreselleşmeden kıtasallaşmaya doğru yön değiştirdiğini gözler önüne sermişti. Bu süreci şekillendiren temel dinamikler ise sanayi devrimleridir. On yedinci yüzyılın ortalarından ondokuzuncu yüzyılın sonuna kadar olan Birinci Sanayi Çağı makineleşme dönemiydi. İkinci Sanayi Devrimi'nde kömür, demir, çelik, elektrik ve petrokimya devreye girdi. Dokuz bin seksen sonrasındaki Üçüncü Sanayi Devrimi ile birlikte bilgisayar, teknoloji ve yeşil enerji ön plana çıktı. Bu yeni dönemde kıtalar ekonomik alanın yeni oyun alanı, Avrupa Birliği gibi siyasi birlikler ise yeni yönetim modeli haline geldi. Jeolojik olarak iki yüz milyon yıl önce bütün kıtaların bir ada gibi birleşik olduğu süper kıta Pangaea, zamanla tektonik hareketler sonucu parçalandı. Günümüzde Üçüncü Sanayi Devrimi'nin altyapısı, kıtaları yeniden tek bir küresel karada, yani insan eliyle tasarlanan ikinci bir Pangaea'da birleştirme imkanı sunuyor. Avrupa Birliği, Afrika Birliği, ASEAN ve Güney Amerika Birliği gibi yapılar bu sürecin somut adımlarıdır. Cebelitarık ve Bering boğazları ile Süveyş ve Panama kanalları gibi devasa projeler kıtaları birbirine bağlayan lojistik ağların temelini oluşturuyor. Dünyanın ilk kıtasal birliği olan Avrupa Birliği, iki yıkıcı dünya savaşının ardından egemen devletlerin rekabeti bir kenara bırakarak güvenlik ve ekonomik çıkarları geliştirmek amacıyla kuruldu. Temelleri Alman ve Fransız kömür ve çelik üretimini birleştirmeyi hedefleyen bin dokuz yüz elli bir tarihli antlaşmayla atıldı. Bugün beş yüz milyonluk tüketici pazarı potansiyeline sahip olan birlik, karbon yayılımını düşüren pürüzsüz bir ortak pazar olma yolunda ilerliyor. Bölgeler ulusal hükümetlere tam bağımlı kalmadan diğer bölgelerle doğrudan ticari ilişkiler kurabiliyor. Asya’da ise Güneydoğu Asya Ulusları Birliği yani ASEAN, on ülkenin katılımıyla kuruldu. Çin, Japonya ve Kore'nin katılımıyla bu yapı genişledi. Bölgede fosil yakıt bağımlılığını azaltmak, yenilenebilir enerjiyi artırmak ve ASEAN Güç Şebekesi'ni kurmak için önemli adımlar atıldı. Çin yenilenebilir enerjide lider konumdayken, Hindistan daha esnek ve demokratik bir güç yapısına sahip. Afrika Birliği ise elli dört ülkenin katılımıyla kıtasallaşmanın en kritik halkalarından birini oluşturuyor. Afrika'nın ikinci sanayi devrimi altyapısına sahip olmaması, aslında üçüncü sanayi devrimine doğrudan sıçrama yapma konusunda tarihi bir fırsat sunuyor. Avrupa Birliği ile yapılan ortaklıklar ve yenilenebilir enerji projeleri kıtada binlerce istihdam yaratırken, kırsal bölgelerde güneş panelleriyle evlerin aydınlanması enerjinin demokratikleşmesini tetikliyor. Güney Amerika’da kurulan UNASUR, enerji ve elektrik paylaşımını gündemin en üst noktasına koydu. Brezilya, elektriğinin büyük kısmını hidroelektrikten üreterek dünyanın en ileri yenilenebilir enerji ekonomilerinden biri haline geldi. Venezuela ise petrol gelirlerine dayalı politikalarıyla bu sürece temkinli yaklaşıyor. Orta Doğu'da tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışacak olan Masdar kenti ise petro-sonrası çağa geçişin en somut örneklerinden biridir. Kuzey Amerika'da ise doksanlarda imzalanan NAFTA ile ticari sınırlar kaldırılmaya çalışıldı. Ancak haritayı asıl yeniden çizen unsur, eyaletler ve bölgeler arası ekolojik, ticari ve enerji odaklı sınır ötesi ortaklıklardır. Kanada, ABD ve Meksika arasındaki bu bölgesel ittifaklar, kıtasal bir birliğin merkezden bir dayatmayla değil, bölgesel altyapı ve yeniden yapılanmalarla doğacağını açıkça göstermektedir.