← Ünite 12

Ünite 12: ULUSLARARASI TİCARET ve İLİŞKİLER — Sesli Özet

Metni oku

Bugün sizlerle uluslararası ticaretin dünden bugüne nasıl evrildiğini, GATT'tan Dünya Ticaret Örgütü'ne uzanan o kritik süreci ve küresel ekonomiye yön veren temel örgütleri konuşacağız. Aslında uluslararası ticareti düzenleme ihtiyacı tarih boyunca hep var olmuştur ancak küreselleşmeyle birlikte sınırlar adeta ortadan kalktı. Tabii bu süreç her zaman güllük gülistanlık ilerlemedi. Örneğin Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan o büyük 1929 ekonomik bunalımı, ülkeleri serbest ticaretten hızla uzaklaştırdı. Herkes ithalatı kısıtlamaya, gümrük tarifelerini tavan yaptırmaya başladı. Fiyatlar düşünce bu kez miktar kısıtlamaları korumanın en temel silahı haline geldi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise rüzgar yine tersine döndü. ABD'nin savaştan en güçlü devlet olarak çıkmasıyla birlikte uluslararası ticaretin yeniden kurallara bağlanması gündeme geldi. Havana Konferansı'nda imzalanan tasarılarla ticaretin serbestleştirilmesi, gümrüklerin indirilmesi ve en önemlisi ayrımcılık yapılmaması ilkeleri benimsendi. İşte bu ortamda doğan GATT yani Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması, dünya ticaretini adım adım serbestleştirme misyonunu sırtlandı. GATT'ın kalbinde çok net bir kural yatıyordu: Ayrımcılık yapmamak. Yani en çok kayırılan ülke kuralı. Bu kural sayesinde bir ülkeye tanınan ticari ayrıcalık, bütün üyelere tanınmak zorundaydı. Böylece küçük büyük demeden tüm ihracatçılar uluslararası piyasalarda eşit şartlarda yarışabiliyordu. Tabii her kuralın istisnası olduğu gibi burada da gümrük birlikleri veya serbest ticaret bölgeleri bu kuralın dışında tutuldu. Ayrıca GATT, yerli endüstrilerin sadece gümrük tarifeleriyle korunabileceğini savunuyor, miktar kotalarının bu amaçla kullanılmasına karşı çıkıyordu. Dampingi ise kesin bir dille reddediyor ve üyelere anti-damping vergisi koyma hakkı tanıyordu. Zamanla Cenevre'den Kennedy ve Tokyo Turlarına kadar pek çok çok yanlı görüşme yapıldı. Ancak seksenli yıllara geldiğimizde işler iyice karıştı. Bir tarafta borç batağındaki ülkeler, diğer tarafta ABD'nin devasa ticaret açıkları ve Japonya ile Almanya'nın elde ettiği devasa fazlalar vardı. İşte bu ekonomik kutuplaşmanın ortasında, GATT tarihinin en çetin ve en kapsamlı müzakeresi olan Uruguay Turu başladı. 1986'da Punta del Este'de başlayan bu süreç 1993'ün sonunda bittiğinde, GATT artık yerini tam anlamıyla Dünya Ticaret Örgütü'ne bırakıyordu. Bin dokuz yüz doksan beş yılında resmen kurulan bu dev örgüt; tarımsal desteklerin azaltılmasından fikri mülkiyet haklarının korunmasına kadar pek çok ilki hayata geçirdi. Üstelik hizmet ticareti de ilk kez küresel kurallara bağlandı. Tabii sadece ticaret örgütleri yok; gelişmekte olan ülkelerin haklarını savunan yapılar da tarihte önemli rol oynamıştır. Örneğin yoksul ülkelerin sesini duyurmak ve kalkınma yardımlarını organize etmek için kurulan UNCTAD, yani Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, yetmiş yediler grubu gibi oluşumlarla gelişmekte olanların hak arama merkezi oldu. Öte yandan ekonominin farklı kollarına dokunan uluslararası kuruluşları da unutmamak lazım. Çalışma hayatında adaleti arayan ILO'dan tutun da açlıkla savaşan FAO'ya, enerji piyasalarını dengeleyen OPEC'ten nükleer enerjinin barışçıl kullanımını gözeten IAEA'ya kadar pek çok kurum bu küresel çarkın dönmesini sağlıyor. Fikri mülkiyet haklarını koruyan WIPO da dahil olmak üzere tüm bu yapılar, bugün modern uluslararası ticaretin ve küresel dengelerin korunmasında hayati bir rol oynamaya devam ediyor.