Dünya nüfusu 18. yüzyıla kadar her 1200 yılda bir kat artarken, son yüzyıllarda radikal bir trend izleyerek her 35 yılda bir kat artmış; günümüzde 6,067 milyar olan nüfusun 2050 yılında 9,039 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Karl Marx, 1847-1848 yıllarında Komünist Bildiri'yi, 1867 yılında ise Kapital (Das Kapital) eserini kaleme alarak tarım toplumundan kapitalist topluma geçişteki ekonomik dönüşümleri ve işçi sömürüsünü incelemiştir.
William Godwin (1756-1836), insanların aklın üstünlüğünü kabul etmesiyle faziletli olabileceğini, toprak ne zaman daha fazla nüfusu kabul etmezse insanın sayıca artmayı durduracağını ve makinelerin tarımda verimliliği artıracağını savunmuştur.
Fransız devriminin önde gelen ismi Marquis de Condorcet (1743-1794), ilmin ve eğitimin sınırsız gelişeceğini, bilim ve teknoloji sayesinde herkesin daha az çalışarak daha çok üreteceğini savunmuştur.
Latin Amerika'da 1950'den bu yana kaydedilen ekonomik büyüme endüstrileşmiş ülkelerden zayıf kalmış, Afrika'daki çoğu ülkede ise fert başına milli gelir 1970'lerdeki seviyesinin altına gerilemiştir.
Marx'a göre yılda işçi başına yaratılan toplam değer (p); yeniden üretilen sabit sermaye (c), değişken sermaye (v) yani ücretler ve işçi başına artı değerin (s) toplamına eşittir.
Dünya nüfusu M.Ö. 200 ile M.S. 1100 arasında yavaş artmış, 1700 yılına kadar bu yavaşlık sürmüşken, 1700-1850 arasındaki 150 yıllık dönemde iki katına çıkarak 1,2 milyara ulaşmıştır.
Dünya nüfusunun son yüzyıllardaki hızlı yükselişi; içilebilir su ve temiz havayı kapsayan doğal kaynaklara aşırı talep olacağı ve dünyamızın talan edileceği yönündeki Neo-Malthusgil endişeleri gündeme getirmiştir.