Başlangıçta ekonomi alanında bir şeyin kıymeti ve ederi anlamındayken, sonradan iyi, doğru, güzel, çirkin ve kötü gibi tüm olumlu ve olumsuz nitelikleri kapsayacak şekilde genişletilmiş felsefi kavramdır.
Nesnelerin, durumların veya eylemlerin sahip olduğu kıymeti tahmin etme, saptama ve yargılama süreci olup, değer felsefesinin temel inceleme alanlarından biridir.
Etik, estetik, hukuk ve ekonomi gibi alanlardaki sorunların ortak bir değer çatısı altında sistematik olarak çözülmesini amaçlayan felsefi yaklaşımdır.
Neyin iyi, kötü, erdemli, ahlaki olarak doğru ya da estetik bakımdan değerli olduğunu belirlemeye ve bunu temellendirmeye çalışan değer felsefesi alt dalıdır.
Normatif teorilerden önce sorulan; değerin doğası, değerlendirme süreçleri, değer türleri ve değerlerin kıyaslanması gibi daha genel ve kavramsal sorunları inceleyen teorilerdir.
Yunanca değerli anlamına gelen 'aksios' ve teori anlamına gelen 'logos' kelimelerinin birleşiminden oluşan, değer felsefesi ile eş anlamlı kullanılan terimdir.
Değer felsefesinin en dar anlamıyla ele alındığı, etiğin bir dalı olarak iyinin doğasını ve nelerin iyi ne kadar iyi olduğunu inceleyen disiplin dalıdır.
Hangi insan eylemlerinin ahlaki açıdan doğru, hangi eylemlerin ise yanlış ve kaçınılması gereken olduğunu inceleyen etik alt dalıdır.
Doğrudan eylemlere odaklanmak yerine hazzın, bilginin veya erdemin içsel olarak iyi; acının ise kötü olduğunu savunan dar anlamdaki değer teorisi yaklaşımıdır.
Almanca değer teorisi anlamına gelen ve Urban tarafından İngilizce felsefe dünyasına 'Axiology' teriminin kökeni olarak kazandırılmış olan kavramdır.
19. yüzyılın sonunda Franz Brentano'nun izleyicileri tarafından temelleri atılan, tüm değer disiplinlerini tek bir çatı altında toplamayı amaçlayan felsefi görüştür.
Şeylerin geçmişte, şu anda veya gelecekte nasıl olduğuyla ilgili iddiada bulunan, doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilen yargılardır. Örneğin, 'Şu tablo yağlıboyadır' ifadesi nesnenin maddesel durumunu tasvir eden bir olgu yargısıdır.
Şeylerin nasıl olması veya olmaması gerektiğini bildiren, bir değerlendirme ve normatif tutum içeren yargılardır. Örneğin, 'Şu tablo güzeldir' veya 'Sana vurmam ahlaken yanlıştır' ifadeleri birer değer yargısıdır.
İnanılabilecek, bilinebilecek, doğru ya da yanlış olabilecek bir durumu veya iddiayı bildirmek için kullanılan ifadelerdir. Örneğin, 'Dışarıda yağmur yağmaktadır' cümlesi teorik olarak doğrulanabilir bilişsel bir ifadedir.
Doğru ya da yanlış olabilecek bir iddiada bulunmayan, bilgi taşımayan ifadelerdir. Duygu dışavuran veya emir veren cümleler bu gruba girer, örneğin 'Şemsiyeni yanına al!' gibi.
Değerin, nesnelerin kendine ait veya ilişkisel bir niteliği olduğunu, değer yargılarının da bu nitelikleri tasvir eden bilişsel ifadeler olduğunu savunan teorilerdir. Örneğin, 'Yardımseverlik iyidir' yargısının nesnel temeli olduğunu iddia ederler.
Değerin nesnelerin herhangi bir niteliği olmadığını, değer yargılarının bilişsel-olmayan ifadeler olup doğru ya da yanlış olamayacağını savunan teorilerdir. Değer ifadelerinin dış dünyada bir karşılığı bulunmadığını öne sürerler.
Bir nesnenin herhangi bir özneyle ilişkisine bağlı olmaksızın, o nesnenin kendisine ait olan niteliğidir. Örneğin, geometrik şekillerdeki 'yuvarlak olma' özelliği özgeden bağımsız içsel bir niteliktir.
Bir şeyin bir özneyle olan ilişkisine bağlı olarak kazandığı niteliktir. Örneğin, bir nesnenin 'seviliyor olma' veya 'isteniyor olma' durumu özneyle kurulan ilişkiye dayandığı için ilişkisel bir niteliktir.
Bilişselci teorilerin bir diğer adı olup, değer yargılarının dış dünyadaki nesnel nitelikleri tasvir ettiğini ve bu tasvirin doğruluğunun veya yanlışlığının denetlenebileceğini savunan yaklaşımdır.
Kişinin o anki duygu ve heyecanlarını dışa vurmaya yarayan, doğruluk değeri taşımayan bilişsel-olmayan ifadelerdir. Metinde geçen 'Öffff!!!' veya 'Yaşasın!!' gibi ünlemler bu kapsamdadır.
Karşıdaki kişiye bir eylemde bulunması ya da bulunmaması yönünde komut veren, doğru ya da yanlış olma özelliği taşımayan bilişsel-olmayan dil kullanımlarıdır. Metindeki 'Kapıyı kapat!' cümlesi buna örnektir.
Herkes tarafından doğrudan (görme, dokunma) ya da dolaylı olarak (aletler veya davranışlar aracılığıyla) deneyimlenebildiği iddia edilen özelliklerdir. Metindeki örneğe göre kırmızılık, yuvarlaklık veya radyoaktiflik birer doğal niteliktir.
Doğrudan ya da dolaylı olarak duyusal organlarla veya bilimsel aletlerle deneyimlenemediği iddia edilen özelliklerdir. İyilik, güzellik ve ahlaken doğruluk bu tür niteliklere örnek olarak gösterilir.
Kırmızı, yuvarlak, haz verici, istek, arzu ve mutluluk gibi olgusal nitelikleri ifade eden dilsel birimlerdir. Doğalcı teorilere göre değerlendirici terimler bu kavramlarla tanımlanabilir.
İyi, güzel, çirkin ve ahlaken doğru gibi değerlendirici nitelikleri ifade eden terimlerdir. Doğalcılara göre bu terimler olgusal terimlere indirgenebilir.
Değerin şeylerin ilişkisel bir niteliği olduğunu, değer yargılarının olgu yargılarına dönüştürülebileceğini savunan bilişselci bir felsefi teoriler grubudur. Aristoteles, Perry ve Schlick bu teorinin savunucularıdır.
Olgusal ifadeler (olan) ile değer belirten normatif ifadeler (olması gereken) arasında kapatılamayacak mantıksal bir uçurum olduğunu savunan ilkedir. Doğalcıların bu ayrımı göremediği öne sürülür.
David Hume tarafından ortaya konulan, bir 'dir' (olgu) önermesinden meşru bir şekilde 'meli/malı' (değer) önermesinin çıkarılamayacağını belirten felsefi kuraldır. Olgudan değere doğrudan geçişi yasaklar.
G. E. Moore tarafından ortaya atılan, 'iyi' gibi ahlaki terimlerin haz gibi doğal terimlerle tanımlanabileceğine inananların düştüğü mantıksal hatayı ifade eden kavramdır.
G. E. Moore'un geliştirdiği, olgusal olarak doğru olan bir eylemin 'yine de ahlaken doğru olup olmadığını' sormanın her zaman mantıken anlamlı ve açık olduğunu gösteren eleştirel argümandır.
Jeremy Bentham ve J. S. Mill tarafından geliştirilen, ahlaki doğruyu en büyük sayıda insan için en büyük mutluluğu sağlayan şey olarak tanımlayan klasik bir doğalcı etik teorisidir.
Değer yargılarının doğru ya da yanlış olabilecek, bilgi içeren önermeler olduğunu savunan teoriler grubudur. Doğalcı teoriler de bu kategoriye dahildir.
Değerin, nesnelerin öznenin arzu ve tercihlerinden bağımsız olarak sahip olduğu içsel bir nitelik olduğunu savunan, değer yargılarının olgu yargılarına indirsterilemeyeceğini ve sezgisel olarak bilindiğini öne süren bilişselci bir felsefi teoriler grubudur. Örneğin, 'Yardımseverlik iyidir' yargısının, yardımseverliğin öznenin ilgisinden bağımsız bir nitelik taşıdığını savunur.
Bir nesnenin veya eylemin, dışsal bir gözlemciye, özneye, arzuya veya amaca bağlı olmaksızın kendi varlığında barındırdığı özsel özelliktir. Doğalcı-Olmayan Teorilere göre değer, nesnelerin tam olarak bu türden kendine ait bir niteliğidir.
Nesnenin dış ilişkilerinden bağımsız olarak sahip olduğu, onun iç yapısını ve özünü oluşturan niteliktir. Değer, bu teorilerde nesnenin dışsal bir faydasından ötürü değil, içsel niteliği dolayısıyla değerlidir.
Gözlem, deney, laboratuvar araçları veya bilimsel yöntemlerle doğrudan ya da dolaylı olarak deneyimlenemeyen, iyi, güzel ya da ahlaken doğru gibi aşkın ve olgusal olmayan değer nitelikleridir. Doğalcı-Olmayan Teoriler, değerlerin bu tür nitelikler olduğunu iddia eder.
Ahlaki ve değer yargılarının doğru ya da yanlış olabilen, dünyaya ve nesnel durumlara ilişkin bilgi (önermeler) içeren ifadeler olduğunu savunan teori grubudur. Doğalcı-Olmayan Teoriler de değer yargılarının doğru/yanlış olabilen bilişsel ifadeler olduğunu kabul eder.
Değer yargılarının doğruluğunun veya yanlışlığının ampirik, bilimsel veya mantıksal kanıtlamalarla değil, doğrudan ve dolaysız bir sezgi yetisiyle, kendiliğinden apaçık bir şekilde bilinebileceğini savunan epistemolojik ve etik yaklaşımdır.
Duyularımızla deneyimleyebileceğimiz, doğada gözlemlenebilen, fiziksel veya ampirik verilerle ölçülebilen niteliklerdir. Doğalcı-Olmayan Teoriler, değer niteliklerinin bu tür olgusal niteliklerle aynı olmadığını savunur.
G. E. Moore'un Etiğin İlkeleri'nde savunduğu, 'iyi' teriminin herhangi bir doğal ifadeyle eşanlamlı olmadığını ve hiçbir şekilde tanımlanamayacağını öne süren, dilin temel ve indirsterilemez nihai terimlerinden biri olduğunu belirten görüşüdür.
Başka daha basit veya temel kavramlara indirgenemeyen, dilin yapı taşları olan ve kendiliğinden açık oldukları için tanıma ihtiyaç duymayan nihai kavramlardır. G. E. Moore'a göre 'iyi' terimi bu nitelikte bir tanımlanamaz terimdir.
Dünyadaki nesnel ve ampirik durumları bildiren, doğru ya da yanlış olabilen gözleme dayalı önermelerdir (Örn: 'Sözlerimizi tutmak en fazla sayıda kişiye haz verir'). Doğalcı-Olmayan Teoriler, değer yargılarının hiçbir şekilde bu tür olgu yargılarına dönüştürülemeyeceğini iddia eder.
Değerlerin şeylerin özneye bağlı olmayan veya ilişkisel nitelikleri olmadığını, değer yargılarının ise yalnızca duyguları dışa vurmaya yarayan bilişsel-olmayan ifadeler olduğunu savunan felsefi teoridir. Metne göre bu teorinin en bilinen radikal formu A. J. Ayer tarafından savunulmuştur.
Duygusalcılığın diğer adıdır; çünkü bu teoriye göre 'Yardımseverlik iyidir' gibi bir değer yargısı olumlu duyguyu belirten 'Yaşa!' ile, 'İnsan öldürmek yanlıştır' yargısı ise olumsuz duyguyu dışa vuran 'Yuh!' ifadesiyle aynı anlama gelir.
Öznenin içsel duygu, coşku veya hislerini dış dünyaya yansıttığı, bilişsel bir bilgi içermeyen dilsel kullanımlardır. Duygusalcılara göre tüm değer yargıları aslında temel birer dışavurumcu ifadedir.
Dinleyicileri belirli bir biçimde davranmaya sevk etmek, ikna etmek veya onlarda benzer duygular uyandırmak için kullanılan komut niteliğindeki ifadelerdir. Değer yargılarının duygu dışavurumunun yanı sıra diğer temel işlevini oluşturur.
Duygusalcıların, doğru ya da yanlış olamayacakları gerekçesiyle geleneksel 'değer yargıları' terimi yerine kullanmayı tercih ettikleri kavramdır. Değerler hakkında tartışmanın manasızlığını vurgulamak için bu ifadeye başvurulur.
Doğruluk ya da yanlışlık değerine sahip olmayan, dış dünyadaki nesne veya olguları tasvir etmeyen, bilgi aktarmayan dilsel yapılardır. Duygusalcılığa göre değer yargıları bu kategoriye dahildir.
A. J. Ayer'in öncülük ettiği, değer yargılarının hiçbir bilişsel anlama sahip olmadığını ve bütünüyle duygu dışavurumu ile emirden ibaret olduğunu savunan katı duygusalcı yaklaşımdır.
Mantıksal olarak ya da tanım gereği doğru olan önerme türüdür. Analitik filozofların önerme sınıflandırmasında birinci kategoriyi oluşturur.
Deney ve gözlem yoluyla sınanıp doğrulanabilen veya yanlışlanabilen bilimsel/olgusal önerme türüdür. Analitik önerme tasnifinde ikinci sırada yer alır.
Uygulanabilecek hiçbir nesnel ya da mantıksal ölçüt bulunmadığı için ne doğru ne de yanlış olabilen önermelerdir. Duygusalcılara göre değer yargıları bu üçüncü kategorinin içerisindedir.
Ahlaki konuların ve problemlerin rasyonel gerekçelerle, öncüller ve sonuçlar bağlamında tartışılması sürecidir. Duygusalcılığın bu alanı imkânsız kıldığına yönelik eleştiriler mevcuttur.
Değer yargılarının bilişsel olmadığını, nesnelerin niteliklerini bildirmek yerine tercihlere kılavuzluk etmek amacıyla kullanılan emirler olduğunu savunan etik teoridir. Başlıca savunucusu R. M. Hare'dir.
Kuralcılığa göre değer yargılarının temel işlevidir ve insanlara nasıl tercih yapmaları gerektiği konusunda rehberlik etmeyi, yönlendirmeyi ifade eder.
Kuralcılığa göre bir şeyin iyi olduğunu söylerken zihnimizde yer alan ve o şeyin değerlendirildiği sınıf veya kategoridir; örneğin 'aile arabası' ifadesindeki araba türleri gibi.
Bir nesnenin belirli bir karşılaştırma kategorisine göre iyi olarak görülmesinin temel nedeni olan özel özelliğidir; örneğin bir arabanın ekonomik, güvenli ve rahat olması.
Kuralcılığın temel unsurlarından biridir; bir şeyin belirli bir meziyetten dolayı iyi olduğunu söylediğimizde, o meziyete sahip her şeyin iyi olduğu yönünde genel bir kuralı ima etme durumudur.
Değer yargılarının doğru ya da yanlış olabilecek bilişsel olguları veya bilgileri ifade etmediğini, aksine duygu, tutum veya emirleri dile getirdiğini savunan felsefi yaklaşımlar sınıfıdır.
Değer yargılarının nesnel nitelikleri belirtmediğini, sadece duyguların dışavurumu ve başkalarının duygularını etkileme amacı taşıyan ifadeler olduğunu savunan kuralcılığa benzer bir teoridir.
Kuralcılığa yöneltilen ve mantıksal tutarlılık sağlandığı sürece ırkçı veya aşırı görüşlerin kuralcılık çerçevesinde yanlışlanamayacağını, bunun da teoriyi zayıflattığını öne süren eleştiridir.
Kuralcılığa göre değer yargılarının taşıdığı yapı olup, sade bir emir cümlesinden farklı olarak kategori, meziyet ve evrensellik unsurlarını barındıran emir formudur.
Kuralcılığa göre dünyadaki nesneleri tanımlamak değil, insan eylemlerine ve tercihlerine rehberlik etmek, yön vermek olan pratik görevdir.
Farklı türde değerlerin var olup olmadığını, varsa bunların nasıl sınıflandırılacağını ve birbirinden nasıl ayrılacağını inceleyen meta-normatif felsefi problem alanıdır. Örneğin bir şeyin hem estetik hem de ahlaki değer taşıyıp taşımadığı bu kapsamda incelenir.
Değeri başka bir şeyden kaynaklanmayan, başka bir amaç için araç olmayan, kendi özünde değerli olan durum veya nesnelerdir. Örneğin mutluluğun ya da hazzın kendisinin iyi olması bu tür bir değere örnek gösterilebilir.
Kendi başına bir amacı temsil etmeyen, başka bir değere ulaşmak için araç konumunda olduğu için değer kazanan olgulardır. Metindeki örneğe göre paranın değeri, arzuladığımız şeylere ulaşmamıza vesile olmasından kaynaklanan dışsal bir değerdir.
Eylemlerin, niyetlerin veya karakterlerin iyi-kötü, doğru-yanlış ekseninde değerlendirilmesiyle ortaya çıkan değer türüdür. Örneğin bir yardım kurumuna karşılıksız bağışta bulunmak ahlaki açıdan yüksek bir değer taşır.
Sanat eserlerinin ve nesnelerin güzel-çirkin ekseninde değerlendirilmesiyle ilgili olan değer türüdür. Propaganda amaçlı olsa bile bir filmin yüksek sinematografik teknikle çekilmesi ona estetik değer kazandırabilir.
Kişinin kendi refahı, mutluluğu, çıkarları ve bireysel iyi-durumdalığı ile ilgili olan değer türüdür. Zenginlik içinde yaşayan bir mafya babasının durumu kendi faydası bakımından iyi kabul edilebilirken ahlaki açıdan kötü olabilir.
Normatif kuramların ötesine geçerek değerlerin doğasını, türlerini, anlamlarını ve mantıksal statülerini soruşturan felsefi üst teoriler alanıdır. Değer türleri sorunu bu teorilerin yanıt aradığı temel konulardan biridir.
Von Wright'ın sınıflandırmasında yer alan, başka bir amaca ulaşmak için vasıta olan iyilik türüdür. Metinde geçen 'iyi bir bıçak' bir işi görmeye yaradığı için araçsal iyidir.
Doğan Özlem'in sınıflandırmasında yer alan, olumlu yönü haz, olumsuz yönü acı olan değer kategorisidir. İnsanların arzuladıkları şeylere ulaşmasıyla elde ettikleri tatmin hazcı değerle ilişkilidir.
Bir bireyin yaşam kalitesinin, refahının ve genel mutluluk düzeyinin iyi olup olmadığını ifade eden felsefi kavramdır. Kişinin hayatının kendisi için iyi veya kötü gitmesi bu kapsamda değerlendirilir.
Değeri başka bir şeyden kaynaklanmayan, başka bir nesneyle ilişkisinden gelmeyen ve türevsel olmayan en üstün değer türüdür. Örneğin, sağlıklı olmak veya bilgi sahibi olmak başka bir amaca hizmet ettiği için değil, bizzat kendisi bakımından değerlidir.
G. E. Moore tarafından önerilen, bir şeyin kendinde iyi olup olmadığını test etmek için kullanılan zihinsel bir yöntemdir. İncelenen nesne evrendeki diğer her şeyden soyutlanarak tek başına bırakılır ve bu durumun tercih edilebilirliği değerlendirilir.
Değer felsefesinde, evrende yalnızca tek bir kendinde değerin bulunduğunu ve diğer tüm değerlerin bu tek değere indirgenebileceğini savunan görüştür. Tekçi teoriler, değerin kaynağında mutlak bir birlik ararlar.
Evrende birden fazla kendinde değerin var olduğunu savunan felsefi görüştür. Örneğin haz, bilgi, erdem ve güzellik gibi unsurların her birinin ayrı ayrı kendinde değer taşıdığını öne sürer.
Axel Hägerström gibi filozofların öncülük ettiği, kendinde değerin nesnenin içsel bir niteliği olduğu kabulünü reddeden akımdır. Bu görüşe göre değer, nesnenin kendisinden değil, öznenin atfettiği anlamdan kaynaklanır.
Kendisinden başka bir şeye ulaştırmaya vesile olduğu için değer kazanan olguların durumudur. Metindeki paranın isteklerimizi gerçekleştirmesi veya boş vaktin spor yapmaya yol açması araçsal değere örnek oluşturur.
Christine Korsgaard'ın sınıflandırmasında, kendi uğruna amaçlanan ve başat bir amaç olarak hedeflenen şeyleri nitelendirmek için kullanılan terimdir. Genellikle kendinde değer kavramıyla yakından ilişkili tutulur.
John Dewey tarafından temsil edilen ve amaç olarak iyi ile araç olarak iyi arasındaki keskin sınırları reddeden felsefi akımdır. Bu akıma göre amaçlar ve araçlar durumsal olarak birbirine dönüşebilir.
Axel Hägerström'ün nesnel ve mutlak kendinde değer kabullerini reddederek şekillendirdiği ve sonradan Bilişselci-Olmayan teoriler havuzuna dahil edilen nihilist değer yaklaşımıdır.
Çokçuluk teorisine yöneltilen, birden fazla kendinde değer (örneğin haz ve bilgi) bir arada bulunduğunda bunların birbirleriyle rasyonel olarak nasıl karşılaştırılıp tartılamayacağını ifade eden eleştirel bir açmazdır.
Değerini kendinden almayıp, kendinde değerli olan bir şeyle olan ilişkisinden veya bağıntısından alan değer türüdür. Örneğin, paranın istekleri gerçekleştirmek için değerli olması dışsal bir değer ilişkisidir.
Kendinde değerli olan başka bir amaca ulaşmak için bir vasıta ya da neden olması bakımından değer kazanan dışsal değerdir. Örneğin, sağlığa neden olduğu için spor yapmanın araçsal değeri vardır.
Kendinde değerli olan bir bütünün değerine, o bütünün bir parçası veya bileşeni olarak katkı sağlayan dışsal değerdir. Örneğin, iyi bir tatilin bileşenleri olan yüzmek ve kitap okumak bu türdendir.
Bir şeyin deneyimlenmesinin kendinde değer oluşturduğu durumlarda o şeyin sahip olduğu değerdir. Örneğin, Mona Lisa tablosunun seyrinin insanda estetik haz üretmesi ona içkin değer kazandırır.
Dışsal değerin eş anlamlısı olarak kullanılan ve değerin nesnenin kendi özünden değil, başka nesne veya amaçlarla kurduğu ilişkiden kaynaklandığını belirten terimdir.
Kendi başına nihai bir amaç olmaktan ziyade başka bir iyiye hizmet eden veya onunla ilişkili olan nesneleri nitelendirmek için dışsal değer yerine kullanılan kavramdır.
Var olmak ve değerli olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymayan, kendi içinde nihai ve mutlak değere sahip olan olgulardır (Örn: Mutluluk, sağlık).
Katkıda-bulunan değer analizinde, kendinde değerli olan bir bütünü oluşturan parçalardan her biridir. Örneğin, iyi hayatı oluşturan haz ve bilgi birer bileşendir.
Sanat eserlerinin (Mona Lisa vb.) veya doğa olaylarının (günbatımı) deneyimlenmesi sonucunda bireyde ortaya çıkan ve içkin değerin anlaşılmasında kullanılan deneyimsel durumdur.
Dışsal değer türlerinden biri olan araçsal değer ile eş anlamlı kullanılan, başka bir amaca hizmet etme özelliği taşıyan iyilik halidir.
Temelde sanat ürünleriyle ilişkili olan ancak doğal varlıkları ve hayatı da kapsayan, olumlusu güzellik olumsuzu çirkinlik olan bir değer türüdür.
Olumlu estetik değerin adı olup, özneye bağlı olması, sezgisel bir nitelik olması veya orantı/altın oran gibi hoş deneyim üretme kapasitesi barındırması şeklinde üç farklı şekilde açıklanır.
Olumlu estetik değer olan güzelliğin tam zıttı konumunda bulunan olumsuz estetik değerdir.
Bir kişiyle, o kişinin niyet, huy, karakter veya eylemleriyle ilişkili olan; olumlusu iyilik olumsuzu kötülük olan değer türüdür.
Olumlu ahlaki değerin adı olup, duyguların dışavurumu, istek uyandıran nitelik veya nesnenin içsel bir niteliği olması şeklinde üç farklı temel yaklaşımla ele alınır.
Ahlaki değer bağlamında olumlu ahlaki değer olan iyiliğin tam karşılığı olan olumsuz ahlaki değerdir.
Kişiye-ilişkin olan, bireyin eylemleri veya hayatının ne kadar iyi gittiğini belirten, kişinin inancından bağımsız bir değer türüdür.
Olumlu faydayla-ilgili değerin karşılığı olup, kişinin menfaatiyle, hali vakti yerinde olmasıyla ve hayatının iyi gitmesiyle ilgili durumdur.
Olumlu faydayla-ilgili değer olan refahın zıddı olarak, kişinin hayatının kötü gitmesini ifade eden olumsuz faydayla-ilgili değerdir.
Brad Hooker tarafından önerilen, bir kişinin sahip olmadığı bir şey için duyulan üzüntünün onun refahındaki eksiklikten kaynaklandığını iddia eden testtir.
Stephen Darwall ve diğerleri tarafından savunulan, sevgi dolu bir ebeveynin bebeği için iyi bir hayat umarken düşündüğü değerin refah olduğunu öne süren testtir.
Bir şeyin sadece değere sahip olup olmadığını değil, tam olarak ne kadar değere sahip olduğunun ve ne kadar iyi veya kötü olduğunun nasıl ölçüleceğini inceleyen meta-normatif problemdir. Metinde, bu sorunun çözümü için Atomculuk ve Bütüncülük olmak üzere iki ana teori geliştirildiği belirtilir.
Farklı değerlerin birbiriyle kıyaslanıp kıyaslanamayacağını, kıyaslanabiliyorlarsa hangi yöntemle karşılaştırılacaklarını inceleyen felsefi sorundur. Ross ve tekçiler gibi bazı filozoflar belirli değerlerin kıyaslanamayacağını savunur.
Bir bütünün değerinin, o bütünün alt parçalarının değerlerinin bir şekilde toplamından ibaret olduğunu savunan değer teorisidir. Metinde bu görüşün basit toplam veya ikili kombinasyonlar içeren karmaşık toplamlar şeklinde uygulandığı ifade edilir.
Bir şeyin değerinin, parçalarının değerlerinin basit toplamından az ya da fazla olabileceğini savunan görüştür. Moore ve diğer bütüncülere göre parçalar birleştiğinde indirgenemez yeni değerler ortaya çıkar.
G. E. Moore tarafından formüle edilen ve bir bütünün değerinin parçalarının değerlerinin toplamıyla aynı olmadığını savunan ilkedir. Bu ilkeye göre, az değerli parçalar birleşip büyük değer oluşturabilir ya da iyi bir parça bütünün değerini düşürebilir.
Yalnızca tek bir kendinde değerin bulunduğunu savunan felsefi görüştür. Metinde tekçilerin, farklı birimlerdeki haz ve bilgi gibi bileşenleri içeren durumların birbiriyle kıyaslanamayacağını savundukları belirtilir.
Atomcu felsefecilerin bir bütünün değerini hesaplarken başvurduğu, parçaların tekil değerlerinin doğrudan toplanması işlemidir. Örneğin A, B ve C parçalarının değerlerinin A+B+C şeklinde toplanması bu yönteme dayanır.
G. E. Moore'un bir şeyin kendinde değerini belirlemek için kullandığı, nesneyi her şeyden ve ona bakan gözlerden soyutlayarak düşündüğü değerlendirme yöntemidir. Moore bu test sonucunda güzel bir tablonun tek başına değersiz olduğunu, izleyicisiyle birlikte organik bir birlik oluşturduğunu savunmuştur.
C. D. Broad'un organik birlikler düşüncesini açıklarken kullandığı, ayrı ayrı hoş olan iki ses tonunun birleşerek uyumsuz bir bütün oluşturması durumudur. Bu kavram, bütüncülüğün değer dışındaki alanlarda da geçerli olduğunu gösterir.
Etik ve değer teorilerinin temel kavramlarını, mantıksal yapılarını ve hesaplanabilirlik sorunlarını inceleyen felsefi üst alandır. Değerlerin hesaplanması ve kıyaslanması sorunu bu alanın çözmeye çalıştığı önemli başlıklardandır.
Başka bir şeyin aracı olmaksızın, kendi içinde ve kendi adına sahip olduğu değere denir. Örneğin, bir şeyin başka bir amaca hizmet ettiği için değil, bizzat kendisi için değerli bulunması durumudur.
Evrende ya da hayatta yalnızca tek bir kendinde değerli olan şeyin bulunduğunu savunan felsefi görüştür. Örneğin Epikuros ve Bentham sadece hazzın tek kendinde değer olduğunu savunarak bu akımı temsil ederler.
Tek bir kendinde değer olmadığını, bunun aksine birden fazla bağımsız kendinde değere sahip şey bulunduğunu ileri süren görüştür. G. E. Moore ve Platon gibi filozoflar bu yaklaşımı savunmuştur.
Sadece hazzın, haz veren deneyimlerin ve yaşantıların kendinde iyi; sadece acının ise kendinde kötü olduğunu savunan teoriler grubudur. Epikuros ve J. S. Mill bu geleneğin en önemli isimlerindendir.
İnsan için nihai olarak iyi olan şeyin, onun bir insan varlığı olarak potansiyelini gerçekleştirmesi ve üstün, mükemmel bir duruma gelmesi olduğunu savunan görüştür. Aristoteles ve Nietzsche bu teorinin savunucularıdır.
Değer felsefesinde neyin doğru, neyin yanlış, neyin iyi veya neyin kendinde değere sahip olması gerektiğini inceleyen ve normlar koyan teoriler bütünüdür.
Bir şeyin kendinde değerli olmayıp, başka bir kendinde değere (örneğin mutluluğa veya hazzın kendisine) ulaştırdığı oranda değer kazanması durumudur. Bilgi veya erdem bazen bu şekilde konumlandırılabilir.
W. D. Ross'un değer listesinde yer alan, hak etme durumunu ifade eden kavramdır. Ross'a göre mutluluğun bireylerin erdemlerine ve liyakatlerine göre dağıtılması önemli bir değerdir.
Güzellik, ahenk, simetri ve sanat eserlerinin temaşa edilmesi yoluyla elde edilen ve Frankena'nın listesinde de yer alan önemli bir insansal deneyim ve değerdir.
İnsanın içsel potansiyellerini, yeteneklerini ve insani niteliklerini en üst düzeyde ortaya koyup geliştirmesi sürecidir; mükemmeliyetçi teorilerin merkezinde yer alır.
Sadece hazzın, haz veren şeylerin ve haz içeren deneyimlerin kendinde değere ya da iyiye sahip olduğunu savunan felsefi görüşler grubudur. Bu teoriyi savunan filozoflar için dünyadaki en üstün ve tek özsel değer hazzın kendisidir.
Hazzın tek kendinde iyi olduğunu savunurken, hazlar arasında niteliksel veya türsel bir ayrım bulunmadığını öne süren hazcılık koludur. Bu yaklaşımda hazları birbirinden ayıran tek kriter niceliktir.
En önemli savunucusu Jeremy Bentham olan, hazlar arasındaki farkların yalnızca süre ve yoğunluk gibi sayısal/niceliksel özelliklerden ibaret olduğunu savunan görüştür. Buna göre eşit miktarda haz veren her etkinlik eş değerdedir.
John Stuart Mill tarafından geliştirilen, hazların tür ya da nitelik bakımından birbirinden ayrıldığını savunan hazcılık türüdür. Zihinsel/entelektüel hazların fiziksel hazlardan doğası gereği daha üstün olduğunu kabul eder.
İnsan doğasının ve psikolojisinin yalnızca hazzı isteyecek şekilde kurulduğunu savunan teorik temeldir. İnsanların doğal olarak sadece hazzı arzuladığını iddia ederek etik hazcılığa dayanak oluşturur.
Robert Nozick'in geliştirdiği, kişiye ömür boyu sınırsız ve harika yapay deneyimler vadeden ancak gerçeklikle teması kesen bir düşünce deneyidir. Sadece hazzın amaç olarak istenmediğini kanıtlamak için kullanılır.
J. S. Mill'in hazlar arasında yaptığı niteliksel ayrımdır. Şiir okumak veya felsefe yapmak gibi zihinsel uğraşlar yüksek hazları, yeme-içme gibi hayvani güdüler ise alçak hazları temsil eder.
Başka bir şeyin aracı olmaksızın, kendi başına ve doğrudan doğruya değerli olan şeydir. Hazcı teorilere göre evrendeki tek kendinde iyi hazzın kendisidir.
Jeremy Bentham'ın nicelikçi hazcılığını örneklemek için kullandığı, haz miktarları eşit olduğunda şiir okumakla eş değerde değerli olduğunu öne sürdüğü basit bir çocuk oyunudur.
J. S. Mill'in yüksek ve alçak hazlar arasındaki nitelik farkını deneyimleyerek karara bağlayacak yetkin ve tecrübeli kişileri tanımlamak için kullandığı kavramdır.
Kısa bir insan hayatı ile 300 yıllık 'mutlu' bir istiridye hayatı arasında seçim yapma durumunu inceleyen, nicelikçi hazcılığın saçmalıklarını gözler önüne sermeyi amaçlayan bir düşünce deneyidir.
İnsan için nihai olarak iyi olanın, onun bir insan varlığı olarak üstün ve mükemmel bir konuma ulaşıp kendini gerçekleştirmesi olduğunu savunan etik teoridir.
Bir bireyin potansiyelini, doğasında temel olan özellikleri tam anlamıyla ortaya çıkarması ve geliştirmesidir; tıpkı açan bir çiçek gibi insanın da özünü tamamlama sürecidir.
Mükemmeliyetçi teorilerin temelini oluşturan, insanın doğuştan sahip olduğu özsel özellikler bütünüdür; teoriler bu doğanın geliştirilmesini ahlaki bir zorunluluk görür.
Diğer her şeyin uğruna amaçlandığı, kendisi için istenen, başka hiçbir şeyin aracı olmayan ve hiçbir eksiği bulunmayan nihai amaçtır (Mutluluk/İyi Hayat).
Bir varlığın iyisinin, o varlığın kendine özgü işlevini veya etkinliğini başarılı ve erdemli bir şekilde yerine getirmesi olduğunu savunan Aristotelesçi argümandır.
İnsanı bitki ve hayvanlardan ayıran, sadece insana özgü olan ve insanın en yüksek potansiyelini oluşturan akıl yürütme, düşünme ve eyleme kapasitesidir.
Cesaret, ölçülülük, cömertlik ve doğru sözlülük gibi, pratik akli etkinliğin başarılı olması için kişinin doğru alışkanlıklar kazanarak edindiği huylardır.
İyi ve kötü şeyler hakkında akılla eylemde bulunma eğilimi olup, duygu ve eylemlerde aşırılık veya eksiklikten kaçınıp 'orta'yı bulmayı sağlayan temel bir erdemdir.
Zorunlu ve kanıtlanabilir şeylerle, yani varlığın temel yapısıyla ilgili hakikatleri bilme ve düşünme etkinliğini gerçekleştirmek için gereken erdemdir.
İnsanın günlük yaşamda, sosyal ilişkilerinde ve yurttaşlık görevlerinde doğru eylemde bulunmasını sağlayan pratik alandaki akli faaliyetidir.
Bir filozofun varlığın temel ilkelerini, evrenin ve hakikatlerin bilgisini aradığı, pratik olandan daha üstün kabul edilen akli düşünme faaliyetidir.
Aristoteles'in pratik bilgelik anlayışında, aşırılık ile eksiklik olan iki uç arasında, kişinin kendi yatkınlıklarına göre belirlediği dengeli durumdur.
Başka bir şeyin aracı olmaksızın, kendi adına değerli olan ve mükemmeliyetçi teorilerde bilgi, erdem veya sanat gibi unsurlarla ifade edilen olumluluktur.