Özet
← Ünite 2

Ünite 2: İkicilik — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1İkicilik (Dualizm) ve Temel Yaklaşımlar

Zihin felsefesinin en temel sorunu, zihin ile bedenin birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu açıklama çabasıdır. Bu soruna önerilen iki ana akımdan biri maddecilik, diğeri ise ikiciliktir. İkicilik (dualism), zihin ile maddenin tamamen farklı türde tözler olduğunu savunan felsefi görüştür. Madde maddi ve yer kaplayan bir yapıya sahipken, zihin maddi olmayan bir alana aittir; bu iki farklı varlığın birbirine nasıl etki ettiği sorusu ikiciliğin çıkış noktasını oluşturur.

İkicilik temel olarak iki ana kola ayrılır: Töz ikiciliği (substance dualism) ve özellik ikiciliği (property dualism). Töz ikiciliği de kendi içinde etkileşimcilik ve paralelcilik olarak ikiye bölünür. Etkileşimci ikiciliğin en önemli temsilcisi René Descartes iken, paralel ikiciliğin öncüsü Gottfried Wilhelm Leibniz'dir.

Zihin-beden sorununu anlamak, felsefe tarihinde ontolojik ve epistemolojik pek çok tartışmanın kapısını aralar. İkicilik yanlısı kuramlar, zihinsel olanın fiziksel olanla tamamen açıklanamayacağını savunurken, karşıt görüşler bu ayrımın gereksiz bir varlık çoğaltması yarattığını öne sürer.

2Töz İkiciliği ve Descartes'ın Görüşleri

René Descartes, Meditasyonlar adlı eserlerinde zihin ile bedenin tümüyle ayrı iki töz olduğunu savunur. Descartes'a göre cisimsel nesnelerin temel özelliği uzamlı olmaları, yani uzayda ve zamanda bir yer kaplamalarıdır. Buna karşın zihinsel nesneler veya durumlar uzamlı değildir. Örneğin, lezzetli bir kavuna duyulan özlemin bedensel bir organla ilişkisi bulunsa da, özlemin kendisinin belli bir biçimi veya uzamsal konumu yoktur.

Descartes'a göre zihin ve beden arasında nitel bir ayrım da vardır. Bir nörobilimci bir acı anında beynin elektriksel sinyallerini ve acının şiddetini niceliksel olarak ölçebilir, ancak nitel olarak o acının bireyde ne anlama geldiğini bilemez. Ayrıca bilgi kuramsal açıdan zihin durumlarının 'saydamlığı' söz konusudur; kişi kendi zihinsel içerikleri hakkında (örneğin ne hissettiği konusunda) aldanmaz ve bu düşünceler yanlış olamaz.

Cisimsel tözlerin ayırt edici niteliği yer kaplamakken, zihinsel tözün ayırt edici niteliği düşünmektir. Zihinsel töz, cisimsel tözle etkileşim içinde olsa bile varoluşu için bedene bağımlı değildir; beden yok olduktan sonra bile zihin varlığını sürdürebilir. Descartes, zihin ile beden arasındaki bu etkileşimin beynin merkezindeki kozalaksı bezde (pineal bez) gerçekleştiğini öne sürmüştür, ancak uzamsız bir tözün uzamlı bir bedeni nasıl etkilediği sorusu Descartesçı ikiciliğin en büyük açmazı olarak kalmıştır.

3Paralel İkicilik ve Ara-Nedenci İkicilik

Paralel ikicilik, Descartes'ın zihinsel ve cisimsel töz ayrımını koruyan ancak aradaki nedensel etkileşim fikrini reddeden bir akımdır. Bu görüşe göre zihin ile beden arasında gerçek bir etkileşim yoktur; yaşananlar yalnızca bir görünüşten ibarettir. Aslında gerçekleşen olay, zihinsel durumlar ile cisimsel olaylar arasındaki kusursuz ve evrensel bir eş zamanlılıktır.

Zihinsel ve fiziksel durumların neden her an eş zamanlı değiştiği sorusuna iki yanıt verilir: Birincisi dünyanın doğasından kaynaklandığı iddiasıdır ki bu temelsiz bir varsayımdır; ikincisi ise Tanrı'dır. Leibniz tarafından savunulan paralelcilikte, Tanrı'nın 'önceden kurulmuş uyum' (pre-established harmony) ilkesi sayesinde tüm monadların ve tözlerin birbirleriyle uyumlu biçimde eş zamanlı hareket ettiği kabul edilir.

Nicholas Malebranche tarafından geliştirilen ara-nedenci ikicilik (occasionalism) ise Tanrı'ya bu süreçte çok daha aktif bir rol yükler. Ara-nedenciliğe göre tözler kendi başlarına birbiri üzerinde etki yaratamaz; her an her saniye tözler arasında etkiyi sağlayan bizzat Tanrı'nın kendisidir.

4Özellik İkiciliği ve Epifenomalizm

Özellik ikiciliği (demet ikiciliği), bazı zihin durumlarının fiziksel durumlara indirgenemeyeceğini savunan bir diğer ikicilik türüdür. Buradaki indirgenemezlik, acı ve gıcıklanma gibi nitel durumlar (qualia) ile inançlar ve arzular gibi önermesel tutumlar üzerinden açıklanır. David Hume'un tözü eleştirerek zihnin izlenimler ve idelerden oluşan bir demet olduğunu söylemesi bu akımın tarihsel kökenini beslemiştir.

Epifenomalist ikicilik ise zihin-beden ilişkisine tek taraflı bir nedensellikle yaklaşır. Bu görüşe göre zihinsel durumlar cisimsel şeylerin (bedenin) bir ürünüdür, ancak zihin cisimsel dünyaya etki edemez. Başka bir deyişle zihin, bedenin işleyişinin etkisiz bir yan ürünüdür.

Epifenomalizmi anlamak için gölge örneği sıklıkla kullanılır: Nasıl ki gölge bir nesnenin arkasından hareket eder ve nesnenin oluşumuna ya da hareketine hiçbir katkı sunmazsa, zihin de bedensel süreçlerin arkasında beliren ancak bedeni yönlendiremeyen etkisiz bir gölge gibidir.

5İkiciliği Destekleyen Kanıtlar ve Yaygınlık Nedenleri

İkiciliği destekleyen çağdaş argümanların başında, bireyin kendi zihinsel durumlarını bilmesinin kendine özgü ve ayrıcalıklı bir yolu olduğu iddiası gelir. Örneğin, yemyeşil bir Türkiye hayal ettiğimizi söylemek herhangi bir dış gözleme veya kanıta dayanmaz; tamamen içseldir. Oysa başkaları bizim dış davranışlarımıza bakarak ne düşündüğümüzü anlamaya çalışır.

İkiciliği destekleyen bir diğer güçlü argüman bilinç konusudur. Bilinç, bilimsel ve nörolojik verilerle tamamen açıklanamaz; çünkü beynin tüm fiziksel bileşenleri haritalandırılsa bile, ortaya çıkan bilinç yaşantısının (örneğin bir hayalin kendisinin) o fiziksel mekanizmalarla özdeşleştirilemediği savunulur.

İkiciliğin toplumda ve düşünce tarihinde bu kadar yaygın olmasının başlıca nedenleri arasında dinsel inanışların öteki dünya ve ölümsüz ruh vurgusu, iç gözleme dayalı kanıtların zihinsel içeriklerimizi doğrudan bize göstermesi ve fiziksel yolla açıklanamayan nitel deneyimlerin (qualia) varlığı yer alır.

6İkiciliğe Karşı Kanıtlar ve Eleştiriler

İkiciliğe yöneltilen en temel eleştirilerden biri Ockhamlı William'ın 'varlıkları çoğaltmama' ilkesidir. İkicilik, evrende hem fiziksel hem de tözsel olarak zihinsel gibi fazladan bir varlık alanı türeterek ontolojik ekonomiye aykırı hareket eder ve gereksiz bir çoğaltma yaratır.

Maddeci kuramlarla karşılaştırıldığında ikiciliğin açıklayıcılık bakımından zayıf kaldığı görülmektedir. Maddeci yaklaşımlar sinirbilim ve modern bilim temelinde somut açıklamalar sunarken, ikicilik zihin ile beden arasındaki ilişkiyi (özellikle tözler arası bağıntıyı) bilimsel olarak temellendirmekte yetersiz kalmaktadır.

Günümüz zihin felsefesinde artık tözler arasındaki keskin ayrımlar yerine, zihnin çalışması ile düşünsel-bedensel olaylar ve özellikler arasındaki işlevsel bağıntıların incelenmesi gerektiği savunulmakta; bu da klasik töz ikiciliğini büyük ölçüde tartışmalı hale getirmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250