Carrol'a göre şirketlerin sahip oldukları roller ekonomik, yasal, etiksel ve duygusal olmak üzere dört boyuttan oluşur. Bu boyutlar hissedarlara odaklanır ve sosyal sorumluluğun operasyonelleşmesini sağlar.
Biyoteknoloji şirketlerinin online iletişim stratejileri üzerinde yeterince durulmadığı araştırmalarda vurgulanmıştır. Bu şirketlerin kullandığı başlıca enformasyon kategorileri World Wide Web siteleridir ve bu siteler pazarlama ile halkla ilişkileri bütünleştirir.
Nielsen ve Thomsen'e göre sosyal sorumluluk öncelikle hükümetin sorumluluğu olarak düşünülse de, artık kişisel kimlik kazanmış şirketler iç ve dış paydaşlarına karşı uzun dönemli değerler yaratarak bu sorumluluğu üstlenmektedir.
Klein ve Dawar, kurumsal sosyal sorumluluğun tüketicinin marka ve ürün değerlendirmelerindeki rolü üzerine çalışmalar yapmış, Bronn ve Vrioni ise şirketlerin pazarlama iletişimi aktivitelerinde KSS'yi nasıl kullandığını araştırmıştır.
Avrupa Komisyonu, kurumsal sosyal sorumluluk kavramına vurgu yaparak şirketlerin gönüllü olarak sosyal ve çevresel ilgileri ile hissedarlarla etkileşimlerini artırmasını, finansal olmayan raporlamalarla şeffaflığı yükseltmesini amaçlamıştır.
Mee ve Clewes, hedef kitleyi ikna etme konusunda ele alınan konuyu müşteri için kolaylaştırmayı, müşterileri destekleyip cesaretlendirmeyi ve güvenilirlik oluşturmayı temel unsurlar olarak belirlemiştir.
Knudsen'e göre sosyal perspektifte asıl konu öncelikleri kimin belirlemesi gerektiğidir. Çevre ve insan hakları gibi konularda demokratik seçilmiş temsilcilerin öncelik belirlemesi ve kurumların karşılıklı beklentileri yönetmesi esastır.
Başarılı küresel liderler, kalite, hizmet ve yenilik teminatı vererek müşterilerin gözünde itibar kazanır; kârı bireysel ve kurumsal hissedarlara göstererek yatırımın sağlam karşılığını almalarını ve mali gelişim beklentilerini büyütürler.