Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Ekonomi disiplini, temel olarak mal ve hizmet piyasalarında karar vericiler arasında meydana gelen karşılıklı ekonomik ilişkileri inceleyen bir bilim dalıdır. Değişime konu olan malların denge fiyatlarının ve miktarlarının piyasalarda nasıl belirlendiği iktisadın temel ilgi alanını oluşturur. Dünya'ya kapalı ve devlet müdahalesinin bulunmadığı varsayılan tipik bir serbest piyasa ekonomisinde hanehalkları ve firmalar olmak üzere iki temel karar verici birim bulunur.
Firmaların faaliyet gösterdiği ve ekonomik yapıyı ayakta tutan üç temel piyasa türü mevcuttur. Bunlardan biri olan emek piyasası, firmalar ile işgücü arasındaki bilgilerin oluşmasını, aktarılmasını ve iş arayanlarla işçi arayanların buluşmasını sağladığı için hayati önem taşır. Sermaye piyasası hisse senedi, tahvil ve kredi gibi fon alım satımlarının gerçekleşmesine zemin hazırlarken, ürün piyasası ise firmaların ürettiği malların tüketicilerle buluşmasını sağlar.
Piyasa ekonomisinin bu temel işleyiş mekanizması, hanehalklarının ürün piyasalarında tüketici olarak yer alıp firmalara gelir ödemesinde bulunmasını, faktör piyasalarında ise firmaların hanehalklarına gelir aktarmasını öngörür. Devlet ise bu piyasaların düzenli ve güvenli bir çevrede işleyebilmesi için gerekli yasal ve kurumsal altyapıyı oluşturarak sürece katkı sunar.
Çalışma ekonomisi, ekonomide 'emek hizmeti' olarak adlandırılan spesifik mal piyasasının işleyişini ve bu piyasada ortaya çıkan sorunları inceleyen iktisadın alt dalıdır. Bu disiplini diğer iktisadi alanlardan ayıran en temel özellik, odak noktasının insan emeği ve bu emeğin kiraya verilip kiralandığı emek piyasası olmasıdır. İnsan emeği, en gelişmiş otomasyon sistemlerinde bile 'başlat' komutu veya arıza yönetimi için vazgeçilmez olan üretim fonksiyonunun temel girdisidir.
Emek piyasalarını ürün ve sermaye piyasalarından ayıran en önemli farklardan biri, işçi ile işveren arasında kurumsal olmanın ötesinde kişisel bir ilişkinin varlığıdır. Emek sadece para ile ölçülemez; çalışanın kişiliği, yetenekleri, deneyimi ve psikolojisi ile bir bütündür. Bu nedenle işverenler, özellikle nitelikli işgücünü çekebilmek için ücretin yanı sıra konut, kreş, sağlık merkezi ve sosyal imkânlar içeren geniş istihdam paketleri sunmak zorundadırlar.
Emek piyasalarında taraflar eksik bilgiye sahiptir; işveren işçinin verimliliğini tam ölçemezken, işçi de piyasadaki en iyi iş fırsatlarını eksiksiz bilemez. Ayrıca arz edilen emek son derece heterojendir, tek bir emek piyasası yerine mesleki ve coğrafi özelliklere göre ayrışmış çok sayıda alt emek piyasası bulunur. İşçi ve işveren sendikaları gibi aktörlerin yanı sıra işverenin pazarlık gücünün genellikle işçiden yüksek olması emek piyasasının diğer belirgin özellikleridir.
Emek piyasası, ekonomideki hemen hemen tüm hanehalklarının ana geçim kaynağı olan emek hizmetlerinin alınıp satıldığı yerdir. Hanehalkının kiraya verdiği emeğin karşılığında elde ettiği fiyat (ücret), bireylerin ve ailelerin ekonomik refahının temel belirleyicisidir. Demokrasi ve evrensel değerlerle yönetilen modern toplumlarda insan emeğinin 'satılması' yerine, belirli kurallara dayalı bir sözleşmeyle 'kiralanması' tabiri kabul görmektedir.
Emek piyasasının temel ekonomik rolü, çalışmak isteyen işgücü ile işvereni bir araya getirerek her iki tarafın da istediği nitelikte iş ve işgücünü seçebilmesini sağlamaktır. Makro düzeyde ise ücretlerin nasıl belirlendiğini, gelir dağılımını, işsizliği ve ekonomik büyüme süreçlerini anlamak ancak emek piyasalarının derinlemesine analiziyle mümkündür. Göçün ücretlere etkisi, asgari ücretin istihdama yansıması ve işsizlik sigortasının rolü bu disiplinin çözmeye çalıştığı temel problemlerdendir.
Piyasanın üç temel aktöründen biri olan hanehalkları; işe başlama zamanı, eğitim düzeyi, meslek seçimi ve çalışma saatleri gibi kararlar alırken; firmalar kiralanacak işçi sayısı, çalışma saatleri ve işten çıkarma politikalarını belirler. Devlet ise eğitim olanakları sunmak, sosyal güvenlik sistemleri kurmak ve çalışma yasaları çıkarmak suretiyle piyasada düzenleyici bir rol üstlenir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve ulusal istihbarat kurumları (TÜİK gibi) emek piyasası verilerinin standartlaşması için bir dizi tanım kullanır. Çalışma çağındaki nüfus, genellikle zorunlu eğitimin bitiş yaşı ile emeklilik yaşı arasındaki dönemi kapsar ve dünyada yaygın olarak 15-64 yaş aralığı baz alınır. Bu yaş grubundaki kurumsallaşmamış (huzurevi, hapishane, kışla dışındaki) nüfus ise 'aktif nüfus' veya 'faal nüfus' olarak adlandırılır.
İşgücü kavramı, bir ülkedeki nüfusun ekonomik faaliyete katılan, fiilen çalışan veya çalışmaya hazır olup iş arayan kısmını ifade eder. Sivil işgücü; öğrencilerin, ev kadınlarının, askerlerin ve hastaların çalışma çağındaki nüfustan çıkarılması, buna karşın 15 yaş altı çalışan çocuklar ile 64 yaş üstü çalışanların eklenmesiyle elde edilir. İş bulma ümidi kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenler ise 'cesareti kırılmış işgücü' olarak tanımlanır ve resmi işgücü dışında kalırlar.
TÜİK sınıflandırmasına göre işgücüne dâhil olmayanlar; iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, iş bulma ümidi olmayanlar, mevsimlik çalışanlar, ev işleriyle meşgul olanlar, öğrenciler, emekliler ve çalışamaz hâlde olanlar gibi gruplara ayrılır. Ayrıca işgücü, sürekli çalışan hanehalkı reislerini kapsayan 'birincil işgücü' ve evli kadınlar ile gençleri kapsayan 'ikincil işgücü' olarak ikiye ayrılabilmektedir.
Geniş anlamda istihdam tüm üretim faktörlerinin üretimde kullanılması iken, dar anlamda istihdam emek faktörünün ücret, maaş veya kâr karşılığı bir girdiye dönüşmesidir. Çalışma kavramı ev işlerini ve ders çalışmayı da kapsarken, istihdam parasal karşılığı olan piyasa faaliyetlerini ifade eder. TÜİK kriterlerine göre referans döneminde en az bir saat ekonomik faaliyette bulunanlar ile işi olup geçici olarak iş başında olmayanlar istihdam edilmiştir.
İşsizlik, kişilerin çalışma istek ve yeteneğinde olmasına rağmen cari ücret düzeyinde iş bulamaması durumudur. TÜİK'e göre işsiz sayılmak için son 3 ay içinde iş arama kanallarından birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olmak gerekir. İşsizlik oranı, toplam işsiz sayısının toplam işgücüne bölünmesiyle hesaplanan kritik bir emek piyasası göstergesidir.
Eksik istihdam (underemployment), istihdamın düşük nitelikli, yetersiz veya gelir kaybına yol açan türünü ifade eder. ILO sınıflandırmasına göre eksik istihdam; zamana dayalı eksik istihdam (yarı zamanlı çalışıp daha fazla çalışmak isteyenler) ve yetersiz istihdam (niteliğe dayalı, gelire dayalı veya aşırı çalışmaya dayalı yetersizlikler) olarak incelenir. Gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik ve işsizlik sigortasının yetersizliği, kişilerin vasıflarının çok altında işlerde çalışmak zorunda kalmasına ve dolayısıyla yaygın bir eksik istihdam problemine yol açar.
İşgücüne katılma oranı (iktisadi faaliyet oranı), işgücünün (istihdam edilenler + işsizler) aktif nüfus içerisindeki yüzdesini gösterir. Bu oran; ücret düzeyi, piyasa koşulları, eğitim düzeyi, kentleşme, kadınların çalışma hayatına bakışı ve demografik faktörlerden doğrudan etkilenir. Katılma oranının artması, ekonomik faaliyet dışındaki kesimin küçüldüğünü gösterir ancak bu durum her zaman işsizlik oranının düşeceği anlamına gelmez.
Bağımlılık oranı, çalışan nüfusun bakmakla yükümlü olduğu tüketici nüfusun büyüklüğünü ölçer. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde çocuk nüfusun yüksek olması nedeniyle 'çocuk bağımlılık oranı' çok yüksekken, gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfusun artmasıyla 'yaşlılık bağımlılık oranı' önem kazanmaktadır. Üretime katılmayan bu kesimlerin tüketimi, çalışma çağındaki nüfus tarafından üretilen değerlerle karşılanır.
Emek verimliliği, belirli bir dönemde üretilen toplam reel üretim miktarının kullanılan toplam emek-saat miktarına oranıdır. Emeğin kalitesi; eğitim düzeyi, sağlık, beslenme ve işyeri koşulları ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca işçi başına düşen sermaye miktarının artması, teknolojik gelişmeler, uzmanlaşma ve işgücü hareketliliği emek verimliliğini artıran temel unsurlar arasında yer almaktadır.