Az gelişmiş ülkeler büyüme konusunda ileriye yönelik hedeflerini belirlemek
durumundadırlar. Bu doğrultuda belirlenecek ilk hedefin; hızlı nüfus artışına sahip bu ülke
insanlarını sade bir hayat seviyesinden daha yüksek bir seviyeye ulaştırmak üzere, kişi başına
düşen milli geliri arttırmak olması gerekmektedir.
Az gelişmiş ekonomiler için belirlenen modellerde büyümenin stratejik gücünün sermaye
olduğu belirtilmektedir. Az gelişmiş bir ekonomide sermaye oluşumu iki yönden önem taşımaktadır.
Sermaye faktörü; hızlı nüfus artışının yaşandığı az gelişmiş ülkelerde bol işgücüne karşın kıt bir
faktör durumundadır. Buna rağmen doğal kaynaklara nazaran arttırılması mümkün olan bir faktördür.
Az gelişmiş ülkelerde görülen hızlı nüfus artışı, nüfusun büyük bir kısmının tarım sektöründe
faaliyette bulunması, sermaye birikiminin yetersiz olması, doğal kaynakların durumu, mali
piyasaların gelişmemiş olması ve nihayet sosyal ve kültürel eksiklikler ile kullanılan teknolojinin
eksikliği gibi büyümeyi engelleyen birçok faktör bulunmaktadır.
Nüfus artışı, hızlı nüfus artışı bu ülkelerde kalkınmayı olumsuz yönde etkilemektedir. Sermaye
yetersizliği, kaynağını tasarruflar oluşturmakta ve bunların yatırımlara dönüştürülmesiyle gerekli
sermaye elde edilmektedir. Ancak az gelişmiş ülkelerde tasarruflar yetersiz olmakta ve sermaye
birikimini sağlamak mümkün olmamaktadır.
Doğal kaynak bakımından zengin olan ülkelerin milli gelirlerini arttırabilmelerinden dolayı iktisadi
büyümeyi sağlayabilecekleri, doğal kaynak bakımından fakir olan ülkelerin ise bunu
gerçekleştiremeyeceği ifade edilmektedir.
Mali kurumlar bir ülkede toplumun tasarruflarını, yatırımlara kanalize etmek amacıyla
girişimcilere transfer eden kuruluşlardır. Az gelişmiş ülkelerde kısa vadeli kaynak sağlayan bankalar
ile uzun vadeli kaynak sağlayan sermaye piyasasının gelişememesi sonucu; toplum tasarruflarının
büyük bir bölümünü altın veya gayrimenkule yönlendirmektedir. Böylece tasarruflar ile yatırımlar
arasındaki ilişki kopmakta ve ekonomiye herhangi bir katkı sağlayamamaktadır.
Az gelişmiş ülkelerin teknolojik gelişimi tek başlarına elde etmeleri mümkün olmamaktadır. Çünkü
güçlü sermaye geniş ölçekli yatırımlar ve teknoloji bir bütünün ayrılmaz parçaları gibidirler.
Teknoloji transferi için ise güçlü bir sermaye ile yeterli döviz olanaklarına ihtiyaç bulunmaktadır.
Bu açıdan az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkelerden sağlayacakları teknoloji transferi kısıtlı
kalmaktadır.
Az gelişmiş ülkelerin sosyal yapılarına bakıldığında; değişim ve gelişmeye karşı tutucu bir yapı
oluşturduğu görülmektedir. Toplum genellikle değişimin tehlikeli ve riskli olduğunu düşünerek, her
şeyin olduğu gibi kalmasını istemektedir. Bunun doğal sonucu olarak da büyüme ve kalkınmada
istenilen aşama kaydedilememektedir.
