Bir ülkede gelişmişlik düzeyini ifade eden kişi başına milli gelir düzeyi; gelişmiş ülkeler ile
gelişmekte olan ülkeler arasında büyük farklılık göstermektedir. Bu nedenle iktisadi büyüme tüm
ülkelerin ilgi odağını oluşturmaktadır.Gelişmiş ülkelerin bu durumlarını sürdürebilmeleri
ekonomilerinin üretim hacmini sürekli arttırmalarına bağlı olmaktadır. Bu ülkelerin gelişme
süreçlerini devam ettirmeleri durumu büyüme kavramı ile; gelişmekte olan ülkelerin gelişmişlik
düzeyine erişmeyi hedef alan durumları ise kalkınma kavramı ile ifade edilmektedir.
Büyüme kavramı; bir ülkede üretim kapasitesinin, üretimin, dolayısıyla milli gelirin artması
sonucu, kişi başına milli gelir düzeyinin bir yıldan diğer yıla daha yüksek düzeye gelmesini sağlayan
devamlı artışlara denilmektedir.
Gelişme; bir ülkede kişi başına düşen milli gelir artışının yanı sıra ekonominin sosyo-
kültürel, teknik ve kurumsal yapısının da değişmesini kapsamaktadır. Gelişme ekonominin yapısının
olumlu yönde değişimini ifade etmektedir.
Kalkınma; kişi başına düşen milli gelir oranı kalkınma hızı olarak ifade edilmesine karşın;
gelişme ve kalkınma kavramları milli gelir artışının yanı sıra; ekonomik yapının sanayi ve hizmetler
sektörü lehine değişmesini ve sosyal ve kültürel alanlardaki değişmeyi de ifade etmektedir.
İktisadi büyümeyi etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Emek üretim sürecine hem
bedensel hem de zihinsel olarak katılan önemli bir üretim faktörüdür. Sermaye üretim sürecinde
kullanılan makine, teçhizat, bina, fabrika vb. gibi daha önceden üretilmiş mal stoklarından
oluşmaktadır. Doğal kaynaklar da iktisadi büyümeyi sağlayan, üretim artışının
gerçekleştirilmesinde kullanılan üretim faktörlerindendir. Teknolojik gelişme; aynı miktar kaynak
kullanımı ile mevcut teknolojinin ilerlemesi sonucu daha fazla üretim elde etmektir.
Az gelişmiş ülkelerin büyüme konusunda yaşadıkları en önemli sorun hızlı nüfus artışıdır. Az
gelişmiş ülkelerde büyümeyi engelleyen en önemli sorunlardan birisi de sermaye yetersizliğidir. Az
gelişmiş ülkelerde gelir seviyesinin düşük bunun sonucunda da tasarruf meylinin sınırlı olması,
enflasyona gitmeden başarılabilecek bir yatırım artışının mümkün kılmamaktadır.
Nüfusun büyük bir bölümünün kırsal kesimde yaşaması ve kişi başına düşen milli gelirin 400$
civarında olması nedeniyle bu ülkelerin refah düzeylerinde önemli iyileşmeler görülmemektedir. Az
gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde gelir düzeyinin düşük olması; temel ihtiyaçları yansıtan konut,
beslenme, sağlık gereksinmelerinin yetersiz düzeyde kalmasına neden olmaktadır.
