
Nobel ödüllü iktisatçı Wassily Leontief, Avusturya ekonomisine uyguladığı girdi-çıktı analiziyle yeni teknolojilerin istihdam üzerindeki yıkıcı etkisini kanıtlamıştır. Analize göre yeni teknolojiler tam olarak uygulandığında beyaz yakalı işlerde %50, mavi yakalı işlerde ise %77 oranında daralma meydana gelmektedir.
Almanya'da beş şirkette 10 robotun kullanımına dair yapılan araştırma, yeni teknolojilerin istihdam üzerindeki seçici etkisini göstermiştir. Robotlar kullanılmaya başlandığında vasıflı personel sektöre 6 kişi katılırken 4 kişi ayrılmış, ancak vasıfsız personelde ise 28 kişi sektörden ayrılırken sadece 1 kişi işe alınmıştır.
Amerika'nın en büyük entegre çelik şirketi olan United States Steel, 1980 yılında 120 bin kişi istihdam ederken, aradan geçen on yıl sonunda yeni teknolojiler sayesinde çalışan işçi sayısını 20 bine düşürmüştür. Buna karşılık şirketin ürettiği çelik miktarında herhangi bir azalma olmamış, beden işçisinin verimi yedi kat artmıştır.
Tarihçi George Rudé, Paris and London in the Eighteenth Century adlı eserinde 18. ve 19. yüzyıl başlarındaki sanayi öncesi halk hareketlerini incelemiş; bu hareketlerin yiyecek ayaklanmaları, doğrudan mülke saldırı, kendiliğindenlik, dışarıdan gelen liderler, karma sınıf bileşimi ve geleneksel motifler olmak üzere altı temel özelliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Batı Galler'de 1840'ların başlarında meydana gelen Rebecca İsyanları, sanayi öncesi halk hareketlerinin en büyük örneklerinden biridir. Bu isyanlarda halk, sınır duvarlarına, paralı yol kapılarına ve köprü geçişlerine saldırarak doğrudan eylem biçimini sergilemiştir.
1830 yılında İngiltere'de kır işçileri ücret anlaşmazlıklarını çözmek ve çiftçilere kendilerine ödeme yaptırmak için harman makinelerini tahrip etmiştir. Bu ayaklanmacılardan Kintbury çetesinin kasası olan duvarcı Francis Norris askerlerce tutuklandığında, cebinde harman makinesi kırma eylemlerinden toplandığı anlaşılan 100 Pound ve makbuzlar bulunmuştur.
1812 yılında Yorkshire ve Lancashire bölgelerinde patlak veren Luddite isyanlarının hâkim amacı, makinelerin gelişimini ve emeği ikame etmesini önlemek, aynı zamanda işverenler üzerinde ücret artışı baskısı oluşturmak suretiyle geleneksel çalışma haklarını korumaktır.
Geleneksel refah devleti uygulamalarının kalesi olan İsveç, 1970'ler ve 1980'lerdeki kriz sürecinde bu modeli sürdürmekte zorlanmıştır. Finansmanın güçleşmesi, işe devamsızlığın artması ve işçilerin garantili sosyal güvenlik nedeniyle çok çalışmanın gereksiz olduğunu düşünmesi İsveç'i de reform yapmaya ve sistemi terk etmeye zorlamıştır.
OECD'nin 1988 tarihli raporunda yeni teknolojilerin geniş kullanım alanına sahip olduğu, maliyetleri düşürdüğü, üretim kalitesini artırarak enerji ve hammadde tasarrufu sağladığı, firmalara esneklik kazandırdığı ve yatay örgütlenmeyi desteklediği vurgulanmıştır.
18. ve 19. yüzyıl İngiltere'sinde orta sınıflar ve yoksullar arasında, kendilerini yabancılardan ayıran 'İngiliz'in doğum hakkı'na ve temel özgürlüklere sahip olma inancı güçlüydü. Bu özgürlüklerin tehdit altında olduğu korkusu, halk ayaklanmalarını tetikleyen güçlü bir psikolojik uyarıcı işlevi görmüştür.