Bu bölümde öncelikle Osmanlı musikisinin kuruluştan Cumhuriyet’e kadar gelişme ve
değişme evrelerini ve bu dönemlere ünlü musikî üstadlarının katkılarını inceledik. Osmanlı
mûsikîsinin gelişme safhaları, devletin siyasî ve iktisadî gelişme safhalarıyla her zaman
paralellik göstermemiş olduğu gerçeğini de bu derste bizzat gözlemledik.
II. Mahmud'dan Halîfe Abdülmecid'e kadar geçen 114 yıllık süre, sadece, Osmanlı
mûsikîsinin son büyük bestekârlarının değil, aynı zamanda, geleceğin Türk mûsikîsini
hazırlayan büyük mûsikîcilerin de yetiştiği bir tarih dilimidir. Bu dönemde, III. Selim'in
başlayıp II. Mahmud'un tamamladığı yenilik hareketi ortamı, İsmail Dede, Şâkir Ağa, Zeki
Mehmed Ağa, Dellâlzâde, Kazasker Osman Bey ve Yûsuf Paşa gibi son klasikleri yaratmıştır.
Aynı zamanda klasik formlardaki (klasik güfteli ve büyük usûllü) eserlerin, yerlerini bir
XVIII. yüzyıl şiir türü olan şarkı formundaki hafif eserlere bırakmasına da zemin
hazırlamıştır. XIX. yüzyıl, Osmanlı mûsikîsinin, ilk ikisi neo-klasik üslûbu, diğer ikisi biri
ses, biri sazda devrimci üslûbu benimsemiş olan dört büyük üstadın yaşadığı ve eserler
verdiği dönemdir. Bunlar Zekâî Dede ile Tanbûrî Ali Efendi ve Hacı Arif Bey'le Tanbûrî
Cemil Bey’dir. Cemil Bey’in saz mûsikîsinde yaptığı devrimi, Türk mûsikîsinin önemli
sanatkârı Sâdeddin Kaynak (1895-1961) sözlü müzik besteciliğinde devam ettirmiştir.
Osmanlı mûsikîsinin, nesilden nesile aktarımını meşk yoluyla sağlamıştır. Dersimizin
ikinci bölümünde ise bu meşkin yapıldığı kurumlar incelenmiştir. Bunlar Mehterhâne,
Mevlevihâne, Enderun, mûsikî esnafı loncaları ve özel meşkhaneler olmak üzere başlıca beş
değişik mekânda yapılırdı. Dolayısıyla bu kurumlar, mûsikînin toplum içinde tanınıp
sevilmesini, beste ve konserlerle yaygınlaşmasını sağlayan temel eğitim ve icra kurumu
niteliğindeydiler.
