Osmanlı mimarîsi, mevcut üslup ve temalarla birlikte yeni geliştirilen biçim ve
ifadeleri de kullanmış, dış etkileri sindirip bünyesine katarak canlı bir üretim sürekliliği ortaya
koymuştur. Bu bölümde Osmanlı mimarîsindeki uslupların gelişim ve değişimi en önemli
hükümdarlık yapıları üzerinde örneklendirilerek gözler önüne serilmiştir.
Mimarî, sonraki yıllarda yükselecek yeni bir toplum ve toplum düzenini temsil eden
en yenilikçi üretimdir. Bir bölgenin ya da merkezin siyasî statüsündeki değişiklik her zaman
öncelikle mimarîde belli edilir. Mimarî, yeni devletin ve inancının oluşumunu aksettirir, yerli
ve yabancı izleyicilere gücünü sembolize eder. Bu nedenle yeni kurulan Osmanlı Devletinin
bütün yaratıcı gücünü mimarîye yöneltmesi anlaşılır bir şeydir. Mimarî yalnızca yeni
hükümdarların ihtiyaçlarına hizmet etmekle kalmayıp, aynı zamanda hükümranlıklarını
ebedîleştiriyordu. Bunun tersine, diğer sanatlar özel kullanıma hitap ettikleri ve teşhir
imkânları sınırlı olduğu için, mimarî ile aynı mesajı vermek zorunda olmadıklarından
geleneğe daha bağlı kalmışlardır.
Klasik dönemdeOsmanlı Devleti varlığını üç kıtada sağlamlaştırmış ve mimaride
Osmanlı üslubunu oluşturmak üzere Avrupa, İslâm ve Türk geleneklerinin sentezini
yapmıştır. Avrupa etkisinin egemen olmaya başladığı son dönem Osmanlı mimarisinde ise
yaygın olarak karşımıza çıkan, üçüncü boyutu göstermek için kullanılan arka arkaya
sıralanmış satıhlarla elde edilen perspektifli görünümler ile gölgelendirme ve hacimlendirme
gibi kavramların uygun bir biçimde kullanımının yer aldığı duvar resimlerinde Avrupa sanat
geleneklerinin güçlü etkisi olmuştur. Dinî ve sivil binalarda çinilerin yerini alan bu tür duvar
süslemelerinde köşkler, saraylar, camiler ile manzara resimleri bolca kullanılmıştır. Ayrıca,
Avrupa'nın iç dekorasyon anlayışına uygun olarak, duvarlara bitkisel desenli veya mimarî
unsurlarla bezenmiş hat örneklerinin bulunduğu çerçeveli levhalar asılmıştır.
