Emeklilik literatüründe bireylerin çalışmama durumuna ilk uyum sağladıkları, seyahat edip dinlendikleri ve kendilerini çok özgür hissettikleri 'balayı dönemi' genellikle ilk 3 ila 6 ay arasında sınırlı kalmaktadır.
Kadınların ortalama yaşam süresinin erkeklerden daha uzun olması ve evliliklerde genellikle erkek eşlerin yaşça daha büyük olması, erkeklerde erken ölüm oranını artırmakta ve yaşlılıkta dul kalan kadın oranını yükseltmektedir.
Çalıştığı kurumun lojmanında oturan bireylerin emeklilikle birlikte lojmanı boşaltma stresini en aza indirebilmeleri için, emekli olmadan en az bir yıl önce yeni ev bulma ve taşınma planlarını tamamlamış olmaları önerilmektedir.
Neugarten'in 1961 yılında yaptığı araştırmaya göre, bireylerin 60 ile 65 yaşından sonra çevreleriyle olan iletişimleri ve katıldıkları sosyal etkinlikleri azalmakta, buna bağlı olarak yaşam doyumları düşmektedir.
Kadınların yetişkinlik döneminde çoğunlukla ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaları ve sigortasız olmaları nedeniyle, yaşlılıkta sosyal güvencelerinin doğrudan eşlerine bağlı olması onları ekonomik açıdan aşırı kırılgan yapmaktadır.
Uluslararası gerontolojik çalışmalara göre, çalışanların emeklilik planlaması yaparken en çok üzerinde durdukları ve hazırlık yapmaya ihtiyaç duydukları ilk iki temel alan finansal güvence ve sağlıktır.
Türkiye'de son yıllarda aktif yaşlanmayı desteklemek amacıyla kurulmaya başlanan yaşlı üniversiteleri, emeklilerin yaşam boyu öğrenme kapsamında akademik ve sosyal hayata katılımını sağlayan yeni nesil kurumlardır.
Geniş aile yapısının ve komşuluk ilişkilerinin daha güçlü olduğu kırsal kesimlerdeki emekli yaşlılar, çekirdek aile yapısının ve yalnızlığın egemen olduğu şehirlerdeki emeklilere göre sosyal uyum açısından daha avantajlıdır.