Sesli Özet
← Ünite 3

Ünite 3: Turizmin Toplumsal Etkileri 1 — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Turizmin Toplumsal Etkileri 1. Turizm, sadece ekonomik bir sektör veya döviz girdisi sağlayan bir ticaret alanı olarak ele alınamaz. Bu yaklaşım, turizmin toplumsal yapılar üzerindeki derin dönüştürücü gücünü göz ardı ettiği için eksik ve yanıltıcıdır. Turizm, özünde barış zamanında gerçekleşen en büyük demografik yer değiştirme hareketidir. Bireysel düzeyde, daha önce birbirini hiç tanımayan insanların yüz yüze gelerek etkileşime geçmesini ifade ederken; grup, toplum ve ulus düzeyinde ise farklı kültürlerin, dillerin ve dinlerin geçici bir süre için de olsa bir araya gelerek toplumsal ilişkiler üretmesini sağlar. Bu yönüyle turizm, değerlerin, yaşam deneyimlerinin ve öğrenme biçimlerinin karşılıklı olarak değiş tokuş edildiği karmaşık bir sosyal ilişkiler ve etkileşim sistemidir. Turizmin kitleselleşmesi ve küresel bir olgu haline gelmesi, modern toplumun gelişimi ve toplumsal refah düzeyinin artışıyla doğrudan ilişkilidir. Tarihsel süreçte bu kitleselleşme açısından iki büyük kırılma noktası kabul edilir. Birinci kırılma noktası, II. Dünya Savaşı sonrasına, özellikle 1950'li yıllara denk gelir. Bu dönemde batı toplumlarında refah düzeyi hızla artmış, çalışma sürelerinin düzenlenmesiyle birlikte tatil yapmak lüks olmaktan çıkıp temel bir toplumsal ihtiyaç ve hak olarak hissedilmeye başlanmıştır. İkinci kırılma noktası ise 1980'li ve 1990'lı yıllardır. Bu dönemde ekonomik büyüme ve toplumsal refah hem batı toplumlarında daha da derinleşmiş hem de küreselleşmenin etkisiyle batı dışı toplumlara yayılmıştır. Bunun sonucunda tatil ve turizm talebi, dünya genelinde yaygınlaşan evrensel bir toplumsal talep haline gelmiştir. Günümüzde turizm ve seyahat endüstrisi; petrol ve otomotiv endüstrileriyle birlikte dünyanın en büyük üç ekonomik sektöründen birini oluşturmaktadır. 1994 yılında dünya genelinde iş gücünün yaklaşık %6.5'i bu sektörde istihdam edilirken, uluslararası düzeyde seyahat eden turist sayısı 528 milyon civarındaydı. XXI. yüzyılın ilk on yıllarında ise seyahat eden turist sayısının 1 milyarı aşması, dünya iş gücünün %10'undan fazlasının bu sektörde çalışması ve turizm gelirlerinin 1 trilyon doları bulmasıyla turizm, küresel ölçekte devasa bir 'mega sistem' haline gelmiştir. Bu devasa büyüme, ekonomik etkilerinin yanı sıra özellikle gelişmekte olan bölgelerde çok boyutlu sosyo-kültürel değişimleri de beraberinde getirmektedir. Turizm sürecinde turistler ile yerel halk arasındaki karşılaşmalar ve etkileşimler rastgele veya planlı şekillerde gerçekleşir. Literatürde bu karşılaşmalar üç ana eksende sınıflandırılmaktadır. Birincisi, turistin yerel halktan doğrudan hizmet satın aldığı ticari mekanlardaki karşılaşmalardır; otel, restoran, eğlence yerleri veya hediyelik eşya dükkanları bu etkileşimin en yaygın görüldüğü alanlardır. İkincisi, tarafların sokakta, plajda, tarihi alanlarda, spor veya mesire yerlerinde tesadüfen ve anlık olarak karşı karşıya gelmeleridir. Üçüncüsü ise, ilk tanışmanın ardından tarafların kendi istekleriyle tekrar bir araya gelerek bilgi, düşünce ve kültürel paylaşımda bulunmalarıdır. Bu son karşılaşma türü diğerlerine göre daha az yaygın olmakla birlikte, gerçek ve derinlikli bir sosyal ilişkinin kurulabilmesi açısından en anlamlı olanıdır. Turist ile yerel halk arasındaki ilişkiler, doğası gereği simetrik veya eşitler arası bir ilişki değildir. Bu etkileşim geçici, eşitsiz, dengesiz ve belirli mekansal sınırlar dahilinde gerçekleşen bir yapıya sahiptir. Turist, ekonomik ve toplumsal anlamda yerel halka kıyasla çok daha güçlü bir pozisyonda olduğu için ilişkiyi domine eden ve yönlendiren taraftır. Turistin gittiği yerde genellikle çok kısa süre kalması, bu ilişkilerin yüzeysel kalmasına neden olur ve daha derin, anlamlı sosyal bağların kurulmasını engeller. Bu durum, yerel halkın geleneksel ve kendiliğinden gelişen misafirperverlik değerlerinin zamanla tamamen ticari bir aktiviteye ve maddi kazanç odaklı bir ilişki biçimine dönüşmesine yol açar. Bu eşitsiz ilişki biçimi, turistin yüksek refah düzeyinin yerel halk üzerinde tahakkümcü veya sömürücü bir davranış modeline dönüşmesi riskini de barındırır. Yerel halkın, turistlerin yaşam tarzlarına ve davranışlarına benzemek için kendi kültürel kalıplarını değiştirmeye başlaması, sosyo-kültürel açıdan yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Dil yapısındaki yozlaşma, alkolizm, suç oranlarındaki artış, fuhuş, kumar gibi olumsuz alışkanlıkların yaygınlaşması ve yerel kültürün maddi ya da maddi olmayan formlarının hızla dönüşmesi, bu asimetrik etkileşimin en belirgin ve tahrip edici görünümleridir. Turizmin yerel toplumlar üzerindeki sosyo-kültürel etkileri çok boyutludur ve hem yapıcı hem de yıkıcı dinamikleri eş zamanlı olarak barındırır. Olumsuz sosyo-kültürel etkilerin başında, yerel toplulukların kimlik ve geleneksel kültürlerini kaybetme riski gelir. Yerel halk, turist kültürünün çekiciliğine kolayca kapılarak kendi toplumsal ve kültürel değerlerini zamanla terk etme eğilimi gösterir. Ayrıca, ekonominin hızla parasallaşmasıyla birlikte yoğun emek gerektiren ancak düşük katma değer üreten geleneksel el zanaatları ve meslekler yok olmaya yüz tutar. Turizmden kolay ve hızlı kazanç elde etme düşüncesi, yerel gençlerde uzun süreli eğitim ve çaba gerektiren profesyonel mesleklere karşı motivasyon düşüklüğüne yol açar. Bu durum, nitelikli işlerin dışarıdan göç edenler tarafından doldurulmasına ve yerli halkın uzun vadede yoksullaşmasına neden olur. Kültürel etkileşim sürecinde, yerel halk ile turistler arasında kültürel anlamda da eşitsiz bir ilişki kurulur. Turistin sahip olduğu kültür, teknolojik ve ekonomik güçle desteklendiği için yerel kültür karşısında baskın bir konumdadır. Bu durum, daha zayıf olan yerel kültürün geri çekilmesine, içe doğru büzüşmesine ve zamanla yok olmasına yol açabilir. Yerel kültür unsurları, sanatsal ve otantik değerlerini yitirerek yalnızca pazarlanabilir turistik objelere veya gösterilere dönüştüğü ölçüde varlığını sürdürebilir. Bu durum, kültürün metalaşması ve otantikliğini kaybetmesi olarak tanımlanır. Ayrıca, gayrimenkul fiyatlarının ve arazi rantının aşırı yükselmesi, yerel halkın kendi bölgesinde ev veya iş yeri sahibi olmasını imkansız hale getirerek turistler ve dış yatırımcılar karşısında dezavantajlı duruma düşmesine yol açar. Tüm bu olumsuzlukların yanında, turizmin sosyo-kültürel çevre üzerinde önemli olumlu etkileri de bulunmaktadır. Turizmin gelişmesiyle birlikte yerel halkın gelir seviyesi yükselir, refah düzeyi artar ve yaşam standartları iyileşir. Turizm sektörü ve onunla bağlantılı yan kollar, yerel nüfus için çok geniş iş ve ticaret fırsatları yaratır. Farklı ülkelerden ve kültürlerden gelen insanlarla kurulan temaslar, yerel halkın dünyayı tanıma, yabancı dil öğrenme ve kültürel açıdan zenginleşme olanaklarını artırır. Ayrıca, turizmin yüksek nitelikli iş gücü gereksinimi, bölgedeki eğitimsel ve kültürel standartların yükselmesine, okullaşma oranının artmasına ve eğitim yatırımlarının yoğunlaşmasına doğrudan katkı sağlar. Turizmin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde gelişmesi, kentsel çevre üzerinde telafisi son derece güç olan olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu etkilerin en başında aşırı ve plansız kentleşme gelir. Turizm öncesinde çoğunlukla kırsal, ormanlık veya tarımsal niteliğe sahip olan doğal alanlar, turizm yatırımlarının başlamasıyla birlikte hızlı bir yapılaşma baskısı altında kalır. Bu durum, doğal ortamların, flora (bitki varlığı) ve fauna (hayvan varlığı) dengesinin bozulmasına ve yeşil alanların betonlaşmış kentsel alanlara dönüşmesine yol açar. Ayrıca, yüksek arazi rantı nedeniyle ortaya çıkan yasa dışı ve kaçak yapılaşma, kentsel estetiği ve mimari bütünlüğü ciddi şekilde bozar. Kentsel çevre üzerindeki bir diğer önemli olumsuz etki, mimari alanda yaşanan anonimleşme ve tek tipleşmedir. Yerel ve özgün mimari doku zamanla ortadan kalkarak, yabancı modellerden kopyalanan standartlaşmış ve estetik değerden yoksun binaların yapımı yaygınlaşır. Bölgenin fiziksel taşıma kapasitesinin aşılması, altyapı yetersizliklerine, ana yollarda aşırı trafik yoğunluğuna ve ciddi park yeri sorunlarına yol açar. Özellikle eğlence turizminin yoğun olduğu bölgelerde, gece geç saatlere kadar devam eden yüksek sesli müzik yayınları gürültü kirliliği yaratırken; aşırı atık üretimi ve çevre kirliliği de yaşam kalitesini düşürür. Maksimum kar elde etme amacı, çevreyle uyumlu olmayan standart dışı yapıların inşasını teşvik ederek uzun vadede turizm bölgesinin çekiciliğini kendi eliyle yok etmesine neden olur. Öte yandan, turizmin kentsel çevre üzerinde bazı olumlu etkileri de bulunmaktadır. Turizm kentleri, turizmden elde edilen gelirler ve harcamalar sayesinde, benzer büyüklükteki ancak turizm dışı şehirlere kıyasla çok daha kaliteli kamu ve özel altyapı hizmetleri alma şansına sahip olurlar. Atıkların düzenli toplanması, çevre düzenlemeleri ve kentsel estetiğe yönelik yatırımlar artar. Turizmin sürdürülebilirliği açısından yerel mimari özelliklerin korunması ve tarihi binaların restore edilmesi yönünde yasal ve idari önlemler alınır. Yıkılmaya yüz tutmuş eski binaların restorasyonu ve ayrışmış kentsel alanların yeniden düzenlenmesi, kentsel çevrenin canlandırılmasına katkı sağlar. Bu altyapı ve üstyapı hizmetlerinden sadece turistler değil, yıl boyunca yerel halk da faydalanmaya devam eder.