Gebelikte sağlıklı bir süreç geçirmek ve yenidoğanın gelişimini en üst düzeyde desteklemek için anne adayının gebeliğe başladığı kilo ve gebelik süresince aldığı kilo miktarı kritik bir öneme sahiptir. Anne adayının çok düşük ya da çok yüksek kiloyla gebeliğe başlaması önerilmez. Gebelik öncesinde başlayan yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı, hem annenin sağlığını korumak hem de bebeğin anne karnındaki gelişimini güvence altına almak için elzemdir. Annenin aşırı kilolu veya zayıf olması, gebelik sürecinde ve doğum anında ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Zayıf kadınlarda gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek en belirgin riskler arasında gebelik boyunca zorlaşma, erken doğum, immatür veya prematüre bebek dünyaya getirme riski yer alır. Ayrıca gebelik yaşına göre düşük doğum ağırlıklı bebeklerin (SGA) izlenmesi sıklıkla zorunlu hale gelir. Sağlıklı bir gebelik için yalnızca kilo artışının istenen sınırlarda kalması yeterli değildir; besin ögelerinin niteliği ve dengesi de hayati önem taşır. Yüksek kilolu kadınlarda ise gebelik sürecinde hipertansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) sıklıkla görülür. Bu hastalıklara bağlı olarak iri bebek (makrozomi) gelişimi tetiklenebilir. Ayrıca yüksek kilolu gebelerde gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), zor doğum, bebekte el, ayak ya da parmaklarda eksiklik, kalbin doğuştan anomalileri ve bazı organların şekil ve işlev bozuklukları gibi konjenital anomaliler daha sık gözlenir. Gebelik planlayan kadınların en az 3 ila 6 ay öncesinden itibaren folik asit kullanmaya başlaması, bebekte gelişebilecek nöral tüp defekti gibi ciddi sinir sistemi anomalilerini önlemede son derece yararlıdır. Bu doğrultuda kadınlara günlük 0,4 mg (400 mikrogram) folik asit kullanımı önerilmektedir. Folik asit vücutta depolanmayan, suda çözünen bir B grubu vitamini olduğu için gebelik öncesi 3 ay ve gebeliğin ilk 3 ayı boyunca her gün düzenli olarak alınması hayati önem taşır. Sigara kullanımı, fetal büyümeyi doza bağımlı olarak doğrudan ve olumsuz etkiler. Bebeğin doğum kilosu ile annenin sigara kullanımı arasında güçlü bir negatif ilişki vardır; sigara bebeğin kilo alımını yavaşlatır ve erken doğumu tetikler. Pasif içicilik bile yenidoğanın doğum ağırlığını olumsuz etkilediğinden, prekonsepsiyonel dönemde hem anneye hem de babaya yönelik sigarayı bırakma programları uygulanmalıdır. Son bilimsel çalışmalar, babanın sigara içmesinin de sperm kalitesi ve bebek sağlığı üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Alkol, kokain, eroin, esrar ve diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı fetüsü doğum öncesi ve sonrasında çok ağır şekilde etkiler. Bu maddeleri kullanan annelerin bebekleri Hepatit ve AIDS (HIV) açısından yüksek risk altındadır. Madde bağımlısı gebelerde görülen kötü beslenme ve bozulmuş bağışıklık sistemi (immün sistem) sorunları da fetüsün gelişimini baltalar. Alkolün güvenli bir alt sınırı bulunmadığından gebelikte tamamen uzak durulmalıdır. Ayrıca, evlenmeden önce alkol tüketen babaların spermlerindeki genetik değişimler nedeniyle, eşleri alkol almasa bile bebekte yapısal bozukluklar oluşabilmektedir. Genetik, insanın kalıtsal özelliklerini ve kalıtımla geçen değişkenlikleri inceleyen bilim dalıdır. Bireylerin gelişimi ve sağlığı, döllenmeden (fertilizasyon) ölüme kadar geçen tüm süreçte genetik kalıtım ve çevresel faktörlerin ortak etkisi altındadır. Genetik hastalıklar ve doğumsal (konjenital) anomaliler, yenidoğanda ölüm ve sakatlıklara yol açarak aileleri fiziksel, psikososyal ve ekonomik açıdan sarsan ciddi birer halk sağlığı sorunudur. Dünyada her yıl yaklaşık 4 milyon anomalili doğum gerçekleştiği ve bu sayının yenidoğanların %2 ila %6'sını oluşturduğu tahmin edilmektedir. Bu hastalıklar anne-babadan aktarılan kusurlu genlerle (herediter) ortaya çıkabileceği gibi, sağlıklı bir zigotun anne karnında maruz kaldığı olumsuzluklar sonucu da gelişebilir. Özellikle gebeliğin ilk 8 haftasını kapsayan embriyonel dönemde radyasyon, viral enfeksiyonlar ve bilinçsiz ilaç kullanımı gibi teratojen etkenler, hatalı hücre bölünmesine ve doku oluşumunda kalıcı kusurlara yol açar. Günümüzde prenatal tarama ve tanı testleri sayesinde birçok genetik hastalık gebeliğin erken dönemlerinde belirlenebilmekte ve prekonsepsiyonel önlemlerle riskler azaltılabilmektedir. Genetik danışmanlığın temel amacı; ailesinde genetik hastalık öyküsü olan bireylere hastalığın tekrarlama riskini açıklamak, testler hakkında bilgi vermek ve çözüm yollarında destek olmaktır. Özellikle ölü doğum yapmış, iki veya daha fazla düşük öyküsü olan, akraba evliliği yapmış, 35 yaş ve üzerinde gebe kalmış ya da önceki çocuğunda kromozom bozukluğu bulunan çiftlerin mutlaka genetik danışmanlık alması gerekir. Danışmanlık süreci; ayrıntılı anamnez alınması, tanı işlemlerinin açıklanması, testlerin yapılması ve anormal sonuç durumunda ebeveynlerin karar alma sürecinde yönlendirilmeden psikolojik olarak desteklenmesi basamaklarını içerir. Gebelikte beslenme, annenin sağlığını korurken bebeğin normal büyümesini sağlamayı amaçlar. Gebelik boyunca 9-13 kg arasında ağırlık kazanımı normal kabul edilir. Gebelik öncesi Beden Kitle İndeksi (BKİ) zayıf olan kadınların 12.5-18 kg, normal kilodakilerin 11.5-16 kg, yüksek kilodakilerin 7-11.5 kg ve obez olanların 7 kg'dan az kilo alması önerilir. Gebelikte günlük ortalama 2200 kalori alımı yeterlidir. Suda eriyen B ve C vitaminleri ile folik asit günlük olarak alınmalı ve fazlası atılmalıdır; ancak yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri vücutta depolandığı için aşırı alımı bebekte toksik etkiler yaratabilir. Besinlerin hazırlanmasında ve hijyeninde çok dikkatli olunmalıdır. Çiğ et, yıkanmamış sebze ve meyveler ile kedilerin dışkısıyla bulaşan Toksoplazma paraziti, düşüklere yol açabileceği gibi bebekte göz ve beyin hasarına neden olabilir. Bu yüzden etler hiç pembelik kalmayacak şekilde pişirilmeli, çiğ etle temas eden mutfak aletleri iyice yıkanmalı ve kedilerin tuvalet kapları kesinlikle gebe kadınlar tarafından temizlenmemelidir. Karaciğer ve karaciğer içeren ürünler, yüksek oranda A vitamini barındırdığı ve fazlası bebekte anomali riski doğurduğu için fazla tüketilmemelidir. Ayrıca günde 2-3 litre su tüketimi hem gebelikte hem de lohusalıkta hayati önem taşır. Gebelikte ev temizliği yapılırken kimyasal maddelere maruz kalmaktan kaçınılmalı, çalışılan ortamlar iyi havalandırılmalı ve koruyucu eldiven kullanılmalıdır. Yağlı boya, tiner ve boya kokuları gibi petrol türevi ürünlerden uzak durulmalıdır. İnşaat malzemelerinde bulunan formaldehit ve asbest gibi zehirli gazlar ile tarım ilaçlarından arındırmak için sebze ve meyveler sirkeli suda yıkanmalıdır. Doktor önerisi olmadan hiçbir ilaç (reçetesiz satılan aspirin, grip ilaçları, bitkisel karışımlar dahil) kullanılmamalıdır. Aspirin kullanımı hem annede hem de bebekte kan pıhtılaşma mekanizmalarını bozarak kanama riskini artırır. Yenidoğan dönemi, doğumdan sonraki ilk 28 günü kapsar ve bebeğin dış dünyaya biyolojik uyum sağlama sürecidir. Doğumdan sonraki ilk 6 saat içinde bebekler, sistemleri stabilize olmadan önce 'reaktif fazlar' adı verilen düzensiz uyum periyotları yaşarlar. İlk reaktif faz doğumdan sonraki ilk yarım saati kapsar; bu sürede bebek aktif, uyanık ve hareketlidir, kuvvetli ağlar, kalp atımı dakikada 180'e ulaşır ve solunumu düzensizdir. Ardından gelen sakin dinlenme fazında bebek yaklaşık 90 dakika uyur. Yaşamın 2. ila 6. saatleri arasında ise bebeğin çevreye tekrar ilgi gösterdiği ikinci reaktif dönem başlar. Doğumu zor ve travmatik geçen bebekler bu tipik fazları düzenli sergileyemezler. Yenidoğanın fiziksel görünümü yetişkinlerden belirgin şekilde farklıdır. Başı vücuduna oranla oldukça büyüktür (boyunun 1/4'ü kadar). Ortalama doğum ağırlığı 2700-3400 gram arasındadır. Doğumdan sonraki ilk birkaç günde bebek, vücut ağırlığının %5-10'unu (fizyolojik kilo kaybı) kaybeder; ancak 10-14. günlerde doğum kilosuna yeniden ulaşır. Yenidoğanın boyu kızlarda ortalama 49-53 cm, erkeklerde ise 50-54 cm arasındadır. Yenidoğanın beyindeki ısı ayarlama merkezi ve cilt altı yağ dokusu tam gelişmediği için çok hızlı ısı kaybedebilir veya sıcak ortamlarda kolayca ateşlenebilir. Yenidoğanın cildinde görülen bazı oluşumlar tamamen fizyolojiktir. Rahim içinde fetüsü koruyan, cilde kayganlık veren beyaz, kremsi tabakaya 'Verniks Kazeoza' denir; bu tabaka cilde yararlı olduğu için yıkanarak hemen temizlenmemeli, kendiliğinden emilmesi beklenmelidir. Sırtta ve omuzlarda görülen ince tüylere 'Lanugo', yağ bezlerinin tıkanmasıyla oluşan milimetrik beyaz noktalara 'Milia', ensede ve göz kapaklarındaki kırmızı lekelere 'Kapiller Hemanjiom', lumbar bölgedeki koyu renkli lekelere ise 'Mongol Lekeleri' adı verilir. Doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra görülen fizyolojik sarılık, ömrü kısa olan fazla alyuvarların yıkımıyla açığa çıkan bilirubin maddesinin birikmesiyle oluşur ve bebeğin erken/sık emzirilmesiyle bağırsaklar yoluyla vücuttan atılır.