Aile, sosyolojide en küçük toplumsal kurum olarak tanımlanmakta ve çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimini şekillendiren birincil çevreyi oluşturmaktadır. Çocuğun yaşama ve insanlara bakışını biçimlendiren bu yapı, içinde bulunduğu toplumun kültürünü ve özelliklerini doğrudan yansıtır. Aile içi ilişkiler ve çocuğa gösterilen davranışlar, onun kişilik gelişiminde ve toplumsallaşma sürecinde kalıcı izler bırakır. Bu nedenle, eğitim sürecinin niteliğini artırmak ve okul ile ev arasında tutarlı bir köprü oluşturabilmek için okul ve ailenin eğitim sorumluluğunu paylaşması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Alan yazında aile katılımı; ailenin çocuğun akademik başarısı için sunduğu desteği, eğitim ve okul konularında çocukla kurduğu iletişimi, okul etkinliklerine katılımını, öğretmenle olan bilgi alışverişini ve ev ortamında çocuğu yönlendirmesini kapsayan çok boyutlu bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Temel amaç, okul ile ailenin ortak odak noktası olan çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal yönlerden en üst düzeyde gelişmesini sağlamaktır. Bu katılımın etkili olabilmesi için planlı, sistemli ve sürekli bir etkileşim modelinin benimsenmesi gerekmektedir. Aileler, sosyo-ekonomik düzeylerine, eğitim geçmişlerine, aile yapılarına veya okul ile ilgili geçmiş yaşantılarına bakılmaksızın çocuklarının eğitim süreçlerinde aktif rol oynamak isterler. Aile katılımı, çocuğun okulda öğrendikleri ile okul dışındaki yaşantıları arasında tutarlılık sağlayarak öğrenmenin kalıcılığını artırır. Bu doğrultuda geliştirilen katılım modelleri, sürecin farklı boyutlarını ve paydaşların üstlenmesi gereken rolleri sistemli bir biçimde açıklamaktadır. Gordon Modeli, çocuk gelişimini etkileyen ve birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan üç temel unsuru ele alır: aile, okul ve toplum. Aile modelinde, anne-babaların eğitim sisteminin bir parçası olmak istedikleri ancak çocuklarına nasıl yardım edeceklerini bilmedikleri vurgulanır. Okul modelinde ailelerin gönüllü katılımıyla okul ve öğretmen sisteminin olumlu yönde değişeceği belirtilirken, toplum modelinde ise toplumsal kaynakların okul ve ailelerin hizmetine sunularak iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği savunulur. Grolnick ve Slowiazek Modeli, aile katılımını ailenin sahip olduğu olanak ve kaynakları çocuğuna adaması olarak tanımlar ve süreci üç boyutta inceler. Davranışsal boyut, ailenin okula giderek etkinliklere bizzat katılmasını içerir ve çocuğa okulun önemini gösterir. Kişisel boyut, ailenin okula yönelik olumlu tutumunun çocuğun okul algısını şekillendirmesini ele alır. Bilişsel boyut ise çocuğun zihinsel gelişimini desteklemek amacıyla evde uyarıcı materyaller, kitaplar ve etkinlikler sağlanmasını ifade eder. Hoover-Dempsey ve Sandler Modeli, aile katılımının beş farklı düzeyde gerçekleştiğini savunur. En alt düzey olan Düzey 1'de ailenin katılım kararı alması (ailenin yapısı, öz-yeterliliği ve sunulan olanaklar); Düzey 2'de katılımın nasıl olacağına karar verilmesi (ilgi, yetenek ve okulun talepleri); Düzey 3'te model olma, destekleme ve açıklama mekanizmaları; Düzey 4'te stratejilerin okul beklentileriyle uyumu; en üst düzey olan Düzey 5'te ise öğrencide bilgi, beceri ve yeterlilik bazlı çıktıların oluşması yer alır. Hill ve Taylor Modeli, aile katılımında başarıyı yükseltmek için iki temel mekanizma önerir: sosyal etkileşim ve sosyal kontrol. Sosyal etkileşim, ailelerin okulun beklentilerini ve evde nasıl öğrenme ortamı hazırlayacaklarını öğretmenlerden öğrenmelerini ve veliler arası bilgi alışverişini kapsar. Sosyal kontrol ise okul ve ailenin çocukta istendik davranışları kazandırmak için ortak bir görüş ve tutarlılık sergilemesi durumunda ortaya çıkar. Epstein Aile Katılım Modeli, öğrencinin gelişimini etkileyen aile, okul ve toplum unsurlarını altı kategoride sınıflandırır. Bu kategoriler; anne-babalık becerilerinin desteklenmesi, okul ile aile arasında çift yönlü iletişim, gönüllü katılım, evde öğrenmenin desteklenmesi, ailelerin okul kararlarına ve yönetimine katılması (karar alma) ve son olarak üniversiteler ile iş çevreleri gibi kurumlarla yapılan toplumla iş birliğidir. Coleman ve Churchill'e göre aile katılımının amaçları; aileleri bilgilendirerek güçlendirmek, çocuk yetiştirme ve rehberlik konularında anne-babalığı desteklemek, aile içi problemlerin çözümüne yardımcı olmak, çocukları ve kardeşlerini okula hazırlamak, toplum kaynaklarından yararlanma becerisi kazandırmak, eğitimsel amaçlara katılımı desteklemek ve aile-öğretmen ilişkilerinde nitelikli iletişimi sağlamaktır. Aile katılımının paydaşlara sağladığı yararlar çok yönlüdür. Çocuk açısından; başarılı olmak için çaba gösterme, devamsızlık yapmama, okula yönelik olumlu tutum geliştirme, sorumluluk duygusunu artırma ve ödevlerini düzenli yapma gibi kazanımlar sağlar. Aile açısından; çocukla nitelikli etkileşim kurma, okul yaşantısı hakkında bilgi sahibi olma ve evde doğru destek sunma becerisini geliştirir. Öğretmen açısından ise öğrencileri daha iyi tanıma, aile desteğiyle daha verimli çalışma ve veli toplantılarını daha etkili yürütme kolaylığı sunar. Süreç içerisinde uygulanabilecek etkinlik türleri oldukça çeşitlidir. Bunlar arasında veli, bilimsel ve grup toplantıları; öğretmenin aile ortamını gözlemlemesini sağlayan ev ziyaretleri; okul ziyaretleri, haber mektupları, duyuru panoları, kermesler, sergiler, sınıf gazeteleri ve bültenler yer alır. Ayrıca iş birliği defterleri, aile davetleri, aile albümleri gibi materyaller, aile katılımını gerektiren ödevler, sorumluluk anlaşmaları, kitap sohbetleri ve tatil arşivleri de bu süreci zenginleştiren diğer uygulamalardır. Eğitimde ölçme ve değerlendirme, öğrencilerin bilgi, beceri ve davranışları ne düzeyde kazandıklarını ve bunları günlük yaşamda nasıl uygulayabildiklerini belirlemek amacıyla yürütülür. Geleneksel ölçme-değerlendirme yaklaşımları süreçten ziyade ürüne odaklanırken (yazılı/sözlü yoklamalar, çoktan seçmeli, doğru-yanlış, eşleştirmeli ve boşluk doldurmalı testler); alternatif ölçme-değerlendirme yaklaşımları süreci ve performansı da dikkate alır (projeler, akran ve öz değerlendirme, yapılandırılmış grid, kelime ilişkilendirme, tanılayıcı dallanmış ağaç, gözlem, performans değerlendirme, ürün dosyası, rubrikler, kontrol listeleri ve kavram haritaları). Ölçme-değerlendirme sürecine ailenin katılması, çocuğun gelişimsel özelliklerinin birincil kaynaktan takip edilmesini, zayıf ve güçlü yönlerinin ev ortamında da desteklenmesini sağlar. Aileler çocuklarının günlük yaşamdaki en yakın gözlemcileri olduklarından, öğrendiklerini hayata nasıl aktardıklarını en iyi onlar değerlendirebilir. Ayrıca ailenin sürece dahil olması, çocuktaki sınav kaygısı ve başarısızlık korkusu gibi olumsuz tutumları en aza indirir, velilerin çocuklarını başkalarıyla kıyaslamasını önler ve öğretmenlerin veli toplantılarında akademik şikayetler yerine gelişimsel rehberliğe odaklanmasına zemin hazırlar. Ailelerin bu sürece katılımını sağlamak için dört temel strateji kullanılır. Bilgi alma stratejisi, ailelerin okul politikaları ve değerlendirme süreçleri hakkında bilgilendirilmesini kapsar. Bilgi verme stratejisi, ailelerin çocuklarının kaygıları ve evdeki çalışma alışkanlıkları hakkında öğretmene bilgi sunmasını içerir. Takım üyesi olma stratejisi, ailelerin en uygun değerlendirme yaklaşımlarının belirlenmesinde öğretmenle ortak çalışmasını ifade eder. Destekleme stratejisi ise ailelerin çocuklarının savunucuları olarak sürece katılımını teşvik etmeyi amaçlar. Aileyi değerlendirmek; çocuğun gelişimini zenginleştirmek, ailenin yapısal özelliklerini, eğitimsel kaygılarını ve önceliklerini belirlemek amacıyla kullanılan sistemli bir yaklaşımdır. Aileyi iyi tanıyan bir öğretmen, çocukla nasıl iletişim kuracağını, evdeki vakit geçirme alışkanlıklarını ve öğretim sürecini nasıl planlayacağını bilir. Bu amaçla en sık başvurulan veri toplama teknikleri görüşme ve anketlerdir. Görüşme tekniği; gözlemlenemeyen davranışları, duyguları ve bireylerin dünyayı nasıl anlamlandırdıklarını ortaya çıkaran etkili bir yoldur. Odak grup görüşmesi, yapılandırılmış görüşme, yarı yapılandırılmış görüşme ve yapılandırılmamış görüşme gibi türleri vardır. Öğretmen aileyle görüşürken etik kurallara bağlı kalmalı, bilgilerin gizli tutulacağı güvencesini vermeli ve katılımın gönüllü olmasını sağlamalıdır. Anket tekniği ise daha genel konularda, durum saptaması yapmak amacıyla geniş gruplardan kolay ve ekonomik yoldan veri toplamayı sağlar. Anketler açık uçlu sorulardan veya derecelendirme cümlelerinden oluşabilir. Ev ortamında ailelerin çocuklarını tanımaya yönelik yapabilecekleri çalışmalar da sürecin önemli bir parçasıdır. Öğretmenin rehberliğinde planlanan bu çalışmalar arasında; çocuğun gelişimini gösteren ürün dosyası oluşturma, denetim listelerini doldurma, kişisel bilgi formları, birlikte ödev yapma ve zaman geçirme etkinlikleri, resim yapma, sistemli gözlemler, 'Ben bugün çocuğumla ilgili ne öğrendim' kartları, yansıtıcı iş birliği defterleri ve canlandırma (drama) çalışmaları yer almaktadır.