Sesli Özet
← Ünite 4

Ünite 4: 4. Ünite - Eğitimin Felsefi Temelleri — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Eğitim ve felsefe, insanlık tarihi boyunca birbirini besleyen ve şekillendiren iki temel disiplindir. Felsefe, insanın evreni, kendisini ve yaşamı anlama, anlamlandırma çabasından doğmuş bir düşünce etkinliğidir. Eğitim ise bu anlamlandırma çabası sonucunda ortaya çıkan değerlerin, bilgilerin ve birikimlerin yeni kuşaklara aktarılması sürecidir. Bu iki alanın kesişim noktasından 'eğitim felsefesi' disiplini doğmuştur. Eğitim felsefesi, eğitim düşüncesi ve ülküsü çerçevesinde ortaya çıkan tüm sorunların felsefi bir yaklaşımla ele alınması, incelenmesi, değerlendirilmesi ve eleştirilmesidir. Eğitim felsefesi, eğitime egemen olan dünya görüşüyle ilgili amaçları, varsayımları ve değerleri açığa çıkarmaya çalışır. Eğitimin amaçlarının belirlenmesinde, bu amaçların bireye ve topluma uygunluğunun denetlenmesinde ve eğitim uygulamalarının niteliğinin sorgulanmasında felsefe etkin bir rol oynar. Felsefeden yoksun bir eğitim süreci, nereye gideceğini bilmeyen, amaçsız ve tutarsız uygulamalar bütününe dönüşme riski taşır. Nitekim düşünürler Brauner ve Burns, eğitimi felsefeden ayırmayı, yanında köpeği olmayan bir görme engellinin yolunu yitirmesine benzetmişlerdir. Bir eğitimcinin felsefi bir bakış açısına sahip olması, onun mesleki ufkunu genişletir. Öğretmen, felsefe sayesinde eğitim olgularına bütüncül ve tutarlı bir perspektiften yaklaşabilir. Eğitim uygulamalarını körü körüne ezbere dayalı yapmak yerine, bu uygulamaların arkasındaki kuramsal temelleri ve insan yetiştirme modellerini sorgulayabilir. Böylece felsefe, eğitimcilere sadece neyi nasıl öğreteceklerini değil, niçin öğrettiklerini de sorgulama gücü verir. Felsefe, evrendeki her şeyi genel ve sistemli bir biçimde inceleyen bir disiplin olarak belirli alt uğraş alanlarına bölünmüştür. Bu alanlar konusunda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte, genel kabul gören sınıflandırma felsefeyi dört temel alanda ele alır: Varlık Öğretisi (Ontoloji), Bilgi Öğretisi (Epistemoloji), Değer Öğretisi (Aksiyoloji) ve Mantık (Lojik). Her bir alan, eğitimin farklı bir boyutuna (amaçlar, içerik, yöntem ve değerlendirme) doğrudan kaynaklık eder. Varlık Öğretisi (Ontoloji), mutlak gerçeğin ve var olanın doğasını inceler. Evrenin kökenini, ruh ve madde ilişkisini, doğa yasalarının varlık nedenini sorgular. Eğitim açısından ontoloji, 'İnsan nedir?' ve 'İnsanın doğası nasıldır?' sorularına yanıt arayarak eğitim programlarının insan modelini şekillendirir. Bilgi Öğretisi (Epistemoloji) ise bilginin kaynağını, niteliğini, geçerliliğini ve sınırlarını inceler. Eğitimde hangi bilgilerin 'öğretilmeye değer' olduğunu, bilginin öğrencilere nasıl aktarılacağını ya da nasıl yapılandırılacağını belirleyen alan epistemolojidir. Değer Öğretisi (Aksiyoloji), değerlerin kaynağını, niteliğini ve insan yaşamındaki yerini inceler. Aksiyoloji kendi içinde doğru davranışları inceleyen 'etik' ve güzelliği inceleyen 'estetik' olarak ikiye ayrılır. Eğitim, doğası gereği istendik değerleri kazandırma süreci olduğundan, aksiyoloji eğitimin hedeflerini doğrudan etkiler. Son olarak Mantık, doğru ve tutarlı düşünmenin, akıl yürütmenin kurallarını inceler. Eğitimde öğrencilere açık, düzgün ve eleştirel düşünme becerilerinin kazandırılması mantık biliminin ilkelerine dayanır. Tarih boyunca düşünürler dünyayı ve gerçeği açıklamak için farklı felsefi sistemler geliştirmişlerdir. Bu sistemler eğitim anlayışlarını da kökten etkilemiştir. Çağdaş felsefede öne çıkan dört temel akım Ülkücülük (İdealizm), Gerçekçilik (Realizm), Yararcılık (Pragmatizm) ve Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) olarak sıralanır. Ülkücülük (İdealizm), mutlak gerçeğin fiziksel olmaktan çok ruhsal ve zihinsel olduğunu savunur. İdealizme göre insan ruhsal bir varlıktır ve eğitimin amacı zihinsel süreçleri geliştirmek, entelektüel eğitimi öne çıkarmaktır. Gerçekçilik (Realizm) ise idealizmin aksine, dış dünyanın insan algısından bağımsız ve somut olarak var olduğunu savunur. Realist eğitimciler, öğrencilerin doğal ve kültürel çevreye uyum sağlamasını amaçlar ve insanlığın kalıcı bilgi birikimini aktarmaya odaklanır. Yararcılık (Pragmatizm), gerçeğin sürekli değiştiğini ve bilginin yaşantılar yoluyla, sorun çözme sürecinde kazanıldığını savunur. Pragmatist eğitim anlayışında (en önemli temsilcisi John Dewey'dir) okul, yaşama hazırlık değil, yaşamın kendisidir ve öğrenci merkezli etkinlikler esastır. Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) ise insanı ve onun özgürlüğünü merkeze alır. Her insanın kendi değerlerini kendisinin yaratması gerektiğini savunur. Varoluşçu eğitim, bireyin kendini tanımasını, özgür seçimler yapabilmesini ve kendi sorumluluğunu üstlenmesini amaçlar. Genel felsefe akımlarının eğitime yansımasıyla dört temel eğitim felsefesi kuramı ortaya çıkmıştır: Daimicilik, Esasicilik, İlerlemecilik ve Yeniden Yapılanmacılık. Bu kuramlar, eğitimin amacını, öğretmenin rolünü, okulun işlevini ve öğretim yöntemlerini farklı şekillerde tanımlarlar. Daimicilik (Perennializm), gücünü klasik realizm ve idealizmden alır. İnsan doğasının ve evrensel doğruların değişmediğini savunarak, her zaman ve her yerde geçerli olan evrensel bir eğitimi savunur. Klasik yapıtların okunmasına ve zihni geliştiren entelektüel eğitime büyük önem verir. Esasicilik (Essentialism) ise insanlığın ortak kültür mirasının, temel bilgi ve becerilerinin yeni kuşaklara aktarılmasını savunur. Öğretmen odaklıdır; sıkı çalışma, disiplin, ezber ve soyut düşünme yöntemlerini benimser. İlerlemecilik (Progressivism), pragmatik felsefeye dayanır ve geleneksel eğitimin ezberciliğine, öğretmen merkezli yapısına karşı çıkar. Eğitim öğrenci merkezli olmalı, çocukların ilgi ve yaşantılarına dayanmalı, onlara sorun çözme becerisi kazandırmalıdır. Yeniden Yapılanmacılık (Reconstructionism) ise ilerlemeciliğin devamı niteliğindedir ancak odağına toplumsal reformu koyar. Bu kurama göre okulun ve eğitimin temel görevi, toplumu yeniden düzenlemek, çağın krizlerine çözümler üreterek daha demokratik ve adil bir dünya uygarlığı inşa etmektir. Türk eğitim sisteminin felsefi temelleri tarihsel süreç içerisinde önemli değişimler geçirmiştir. İslamiyet öncesi Türk devletlerinde eğitim, göçebe ve savaşçı yaşam biçiminin getirdiği töre ve pratik ihtiyaçlara dayanmaktaydı. İslamiyet'in kabulüyle birlikte eğitim felsefesi dini değerler ve 'hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak, yarın ölecekmiş gibi ibadet etmek' ilkesi etrafında şekillenmiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde medreseler aracılığıyla İslam değerlerine bağlı, inançlı ve saygın bir insan tipi olan 'veli insan tipi' yetiştirilmesi amaçlanmıştır. Ancak 16. yüzyıldan itibaren medreselerin bozulması ve skolastik düşüncenin egemen olmasıyla eğitim sistemi durağanlaşmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemde Ziya Gökalp'in sosyolojik eğitim yaklaşımı ('milli terbiye' ve 'halkçılık') Cumhuriyet dönemi eğitim felsefesini derinden etkilemiştir. Gökalp'e göre eğitim, bireyi sosyal çevreye (kültürel eğitimle) ve doğal çevreye (bilim ve teknolojiyle) hazırlamalıdır. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde ulusal, laik, bilimsel, eşitlikçi ve işlevsel bir eğitim sistemi kurulmuştur. Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ile eğitim tek çatı altında toplanmış ve çağdaşlaşmanın en önemli aracı kılınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ulusal eğitiminin felsefi temelleri genel olarak değerlendirildiğinde, işe koşulan sistemin ağırlıklı olarak Yararcı (Pragmatik) felsefeye ve onun eğitimdeki izdüşümü olan İlerlemecilik akımına dayandığı görülür. Bununla birlikte, sistem içerisinde zaman zaman idealist ve realist felsefelerin, yani daimici ve esasici yaklaşımların da etkileri sürdürülmüştür. Günümüzde Türk ulusal eğitimi, gücünü Atatürkçü düşünce sisteminden ve ilerlemeci eğitim anlayışından alarak çağdaş, bilimsel ve demokratik bir gelecek inşa etme amacını taşımaktadır.