Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Gelişimsel tanı ve değerlendirme süreci, çocukların gelişimsel durumlarını, güçlü ve desteklenmesi gereken yönlerini belirlemek amacıyla yürütülen çok aşamalı ve sistematik bir süreçtir. Bu süreç genel anlamda yedi temel basamaktan oluşur: farkına varma, müracaat, tanılama, bilgi toplama, bilgilendirme ve yönlendirme, destek eğitim programlarının uygulanması ve gelişimsel izleme. Her bir basamak, bir sonraki aşamanın sağlıklı şekilde planlanması ve yürütülmesi için kritik öneme sahiptir.
Sürecin ilk basamağı olan farkına varma, çocukla en çok vakit geçiren ebeveynler, bakıcılar veya eğitimciler tarafından gerçekleştirilir. Bu aşamada çocuğun akranlarından farklı, gelişimsel olarak geride veya ileri düzeyde özellikler gösterdiği gözlemlenir. İkinci basamak olan müracaatta, fark edilen bu durum üzerine aileler çocuk gelişimcilerine, doktorlara veya rehberlik araştırma merkezlerine başvururlar. Üçüncü basamak olan tanılamada ise uzmanlar tarafından tıbbi, psikososyal ve eğitsel değerlendirmeler yapılarak durum netleştirilir.
Tanılama ile eş zamanlı yürütülen bilgi toplama basamağında, çocuğun kendisinden, ailesinden ve geçmiş kayıtlarından veriler bir araya getirilir. Bilgilendirme ve yönlendirme basamağında, elde edilen bulgular aileyle hassasiyetle paylaşılır ve çocuk uygun destek merkezlerine yönlendirilir. Destek eğitim programlarının uygulanması basamağında, çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre hazırlanan eğitim planları hayata geçirilir. Son basamak olan gelişimsel izlemede ise uygulanan programların etkililiği ve çocuğun zaman içindeki gelişimi belirli aralıklarla değerlendirilir.
Farkına varma basamağı, gelişimsel tanı ve değerlendirme sürecinin başlangıç noktasıdır. Bu aşamada çocukla doğrudan etkileşimde bulunan anne, baba veya öğretmenler, çocuğun davranışlarında ve gelişim hızında akranlarına kıyasla belirgin farklılıklar gözlemler. Bu farklılıklar gelişimsel gecikmeler veya zihinsel yetersizlikler şeklinde olabileceği gibi, akranlarından çok daha ileri düzeyde gelişim gösterme yani üstün yeteneklilik şeklinde de ortaya çıkabilir.
Farkına varma sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için ebeveynlerin ve eğitimcilerin çocuk gelişimi konusunda doğru ve yeterli teorik bilgiye sahip olmaları gerekir. Akademik bilgiden yoksun ebeveynler, çocuklarının normal gelişimsel özelliklerini yanlış yorumlayarak gereksiz endişelere kapılabilir veya üstün yetenekli olduğunu düşünebilirler. Bu tür yanılgıların önüne geçmek için gelişimsel değerlendirmede 'normal' ve 'anormal' kavramlarının sınırlarının çok iyi bilinmesi gerekmektedir.
Normallik kavramı üç farklı boyutta ele alınır: İstatistiki normalite, toplumsal normlara uygun ve sık rastlanan durumları ifade eder. İdeal normalite, toplumdan topluma değişen ve o toplumun ideal kabul ettiği davranışları kapsar. Fonksiyonel normalite ise bireyin kendi hedeflerine ve karakteristiklerine uygun, psikolojik açıdan sağlam olma durumudur. Bu normlardan istenmeyen yönde ve ölçüde uzaklaşma ise anormallik olarak tanımlanır. Bir davranışın anormal kabul edilmesi için sıklığı, süresi, yoğunluğu ve birden fazla ortamda tekrarlanıp tekrarlanmadığı incelenmelidir.
Tanılama basamağı; tıbbi, psikososyal ve eğitsel olmak üzere üç temel boyutta gerçekleştirilir. Tıbbi tanılama, hekimler tarafından tıbbi veriler ve psikometrik ölçümler kullanılarak yapılır; engelin derecesi, oluş zamanı ve gelişim seyri belirlenir. Psikososyal tanılama, bireyin psikolojik durumu ile sosyal çevresi arasındaki dinamik ilişkiyi, travma, kaygı ve depresyon gibi durumları inceler. Eğitsel tanılama ise çocuğun eğitsel performansını belirlemek amacıyla rehberlik ve araştırma merkezlerindeki uzmanlarca gözlem ve informal araçlarla yürütülür.
Gelişimsel tanılama sürecinde uyulması gereken hayati ilkeler bulunmaktadır. Erkenlik ilkesi, tanılamanın olabildiğince erken yaşta yapılmasını savunur; çünkü erken müdahale gelişimsel sorunların büyümesini engeller. Bütünlük ilkesi, çocuğun tek bir alanına değil, tüm gelişim alanlarına odaklanılmasını gerektirir. Çeşitlilik ilkesi, tanılamada sadece standardize testlerin değil, gözlem ve görüşme gibi nitel yöntemlerin de bir arada kullanılmasını öngörür. Süreklilik ilkesi ise tanılamanın tek seferlik bir işlem olmadığını, zamana yayılan dinamik bir süreç olduğunu belirtir.
Yeterlilik ilkesi, çocuğun sadece yapamadıklarına değil, güçlü ve yeterli olduğu yönlerine de odaklanarak müdahale planının bu güçlü yönler üzerine inşa edilmesini sağlar. İş birliği ilkesi, doktor, çocuk gelişimci, öğretmen ve ailenin sürekli iletişim halinde olmasını gerektirir. İsteklilik ilkesi, ailenin ve çocuğun rızası olmadan hiçbir tanılamanın yapılamayacağını vurgularken; gizlilik ilkesi, süreç boyunca elde edilen tüm hassas bilgilerin aile ve çocuk dışında üçüncü şahıslarla paylaşılmamasını güvence altına alır.
Türkiye'de gelişimsel tanı ve değerlendirme süreçleri hem devlet eliyle hem de üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yürütülmektedir. Üstün yetenekli çocuklar için Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) ile Anadolu Üniversitesi bünyesindeki Üstün Yetenekliler Eğitim Programı (ÜYEP) önemli modellerdir. Risk altındaki ve dezavantajlı çocuklar için ise Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) tarafından geliştirilen AÇEP ve Yaz Anaokulları projeleri ile Prof. Dr. İbrahim Halil Diken ve ekibi tarafından hazırlanan Gelişimsel Destek Programı (GEDEP) aktif olarak uygulanmaktadır.
Dünyadaki uygulamalar incelendiğinde, erken çocuklukta gelişimsel tanı ve müdahale sistemlerinin oldukça köklü bir geçmişe sahip olduğu görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1965 yılında başlayan Head Start ve Early Head Start programları, düşük gelirli ailelerin çocuklarına sağlık, beslenme ve eğitim desteği sunarak yoksulluğun gelişimsel etkilerini azaltmayı amaçlar. Benzer şekilde, ev merkezli bir aile eğitim modeli olan Portage Erken Çocukluk Dönemi Eğitim Programı ve gelişimsel geriliği olan çocuklara yönelik Small Steps (Küçük Adımlar) programı, tüm dünyada kabul görmüş ve Türkiye'de de başarıyla uygulanmaya başlanmış sistemlerdir.
Bu programların ortak amacı, çocukların gelişimsel risklerini en erken dönemde saptamak, ebeveynleri çocuklarının eğitiminde aktif birer ortak haline getirmek ve çocukların potansiyellerini en üst düzeye çıkarmaktır. Bebek Sağlığı ve Gelişimi Programı (IHDP) gibi riskli doğan bebeklere yönelik programlar ile çocuklarda obeziteyi önlemeyi ve sağlıklı beslenmeyi amaçlayan Healthy Start gibi tematik programlar, gelişimsel değerlendirmenin sadece zihinsel değil, fiziksel ve sosyal sağlık boyutlarını da kapsadığını göstermektedir.