Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
İnsan davranışları, bireyin iç dünyasındaki dürtülerden, isteklerden, beklentilerden, çevresel koşullardan ve diğer insanların beklentilerinden kaynaklanan karmaşık yapılardır. Bu karmaşıklık nedeniyle insan davranışlarının değerlendirilmesi oldukça zordur. Davranışların kaynaklarının ve sergilenme biçimlerinin çokluğu kadar, bunları değerlendirmek için kullanılan ölçütler de göreli ve çeşitlidir. Ancak eğitim ortamlarında nesnellik düzeyi yüksek, genel kabul görmüş bazı ölçütlerin kullanılması zorunludur.
Davranışları değerlendirmede kullanılan birinci temel ölçüt 'başkaları'dır. Bir davranışın olumsuzluğu veya zararlılığı; o davranışın başkalarına verdiği zararın genişliği, süresi ve miktarı ile ölçülür. Bu zarar görenler dairesine davranışı gerçekleştiren bireyin kendisi de dahildir. İkinci ölçüt ise 'amaçlar'dır. Başkalarına zarar vermemek koşuluyla, sergilenen bir davranışın bireyi kendi amaçlarına ulaştırma derecesi, o davranışın etkililiğini ve kabul edilebilirliğini belirler.
Öğrencilerin okul içi ve sınıf içi davranışlarının istendik ya da istenmedik olarak nitelendirilmesi bu nesnel ölçütlere dayanmalıdır. Bu genel ölçütler, öğrencilerin yaş ve gelişim düzeyleri ile ilişkilendirilerek özel ölçütlere dönüştürülebilir. Böylece, istendik davranış oluşturma veya istenmeyen davranışları değiştirme süreci olan eğitim, nesnel ölçütlerle değerlendirilebilir ve geliştirilebilir hale gelir.
Düzen, amaca yönelik olarak eldeki imkanların ve araçların en uygun şekle sokulması, kurallı ve ayarlı hale getirilmesidir. Düzen kavramı; kuralı, ayarı, eş güdümü ve kurguyu içerir. Düzen, araçların sistemli kullanılmasını sağlayarak amaca giden yolu kolaylaştırır. Kurallılık ve eş güdüm, sıkıdan gevşeğe doğru uzanan bir çizgide gerçekleşir. Bu çizginin en gevşek ucu düzensizliği, en sıkı ucu ise katı disiplini temsil eder.
Düzensiz bir ortamda belirsizlik, kuralsızlık ve eş güdümsüzlük egemendir. Böyle bir ortamda herkes kendi düzenini kurmaya çalışır ve sonuçta hak değil, kaba güç egemen olur. Diğer taraftan, düzenin aşırı sıkılaşarak katı disipline dönüşmesi de sakıncalıdır. Sıkı düzen; esnekliği, yeniliği, yaratıcılığı ve gelişmeyi engeller. Bu nedenle okulda ve sınıfta ne düzensizliğe ne de katı disipline yer verilmelidir. Belirliliğin, özgürlüğün, yaratıcılığın ve demokrasinin bir arada yaşayabildiği dengeli bir düzen kurulmalıdır.
Sınıfta uygun bir düzenin sağlanması öğrencilerin kaygı ve korkularını azaltır, başarılarını artırır. Düzenli bir sınıfta işlere ilgi artar, saygınlık paylaşılır ve öğrenciler başkalarının gereksinimlerini de gözetmeyi öğrenerek sosyalleşirler. Sınıfta düzeni kurmak ve sürdürmek için iki genel ilke gözetilmelidir: Birincisi tutarlılıktır; yani benzer durumlarda benzer kuralların adilce uygulanmasıdır. İkincisi ise katı disiplini önlemek amacıyla gülmece (mizah) ve canlandırma kullanılarak yönetim sürecinin yumuşatılmasıdır.
Okul ortamında eğitsel çabaları, dersin işlenişini ve akademik hedefleri engelleyen her türlü eylem istenmeyen davranış olarak tanımlanır. Bu davranışlar, en az engelleyici olandan tam engelleyici olana kadar geniş bir yelpazede yer alır. En az engelleyici görünen bir davranış bile, dolaylı etkileri nedeniyle sadece davranışı yapanı değil, tüm sınıf sistemini ve diğer öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumsuz etkiler.
Davranışların istenmezliği; sergilendiği yere, zamana, amaçlara ve doğurduğu sonuçlara göre değişkenlik gösterir. Örneğin, bir öğrencinin geçerli bir mazereti olmaksızın ders hazırlığı yapmaması ile imkansızlıklar nedeniyle yapamaması aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Benzer şekilde, arkadaşının yazmasını engellemek amacıyla onu iten bir öğrenci ile kalemini geri almak için iten öğrencinin davranışı farklı ele alınmalıdır.
Sınıfta sık rastlanan istenmeyen davranışlar arasında temizlik ve görgü kurallarına uymama, başkalarını rahatsız etme, kaba ve saygısız konuşma, okul eşyalarına zarar verme ve toplu etkinlikler sırasında hayal kurma yer alır. Hayal kurma, dışarıya tepkisizlik olarak yansıdığı için tespiti en zor davranışlardandır. Öğretmen, istenmeyen bir davranışı ortadan kaldırmak istiyorsa, geçici çözümler yerine o davranışın altında yatan temel nedeni (örneğin yalan söyleme davranışının altındaki korkuyu) bulup yok etmelidir.
Sınıf içinde gözlemlenen istenmeyen davranışların kökenlerinin ve kaynaklarının büyük bir kısmı sınıfın dışındadır. Bu kaynakların başında aile gelmektedir. Ailenin her türlü olumsuz tutumu, ilgisizliği, iletişim yetersizliği ve hatalı alışkanlıkları öğrenci aracılığıyla doğrudan sınıfa taşınır. Bu durumun çözümü için okul-aile iş birliğinin artırılması ve ailenin eğitilmesi öncelikli adımdır.
Öğrencinin yaşadığı sosyal çevre de istenmeyen davranışların önemli bir kaynağıdır. Sokakta küfür ederek veya güç kullanarak iş yaptırabildiğini gören bir çocuk, bu yöntemi okulda da deneyecektir. Okul, çevrenin bu olumsuz etkilerini azaltmak için kapsamlı bir 'çevre eğitim planı' hazırlamalı, yerel basın, muhtarlıklar ve belediyelerle iş birliği yapmalıdır. Ayrıca, öğrencileri olumsuz çevreden uzak tutmak için ders dışı zamanlarda da okul kütüphanesi, spor alanları ve laboratuvarlar açık tutulmalıdır.
Sınıfın en yakın dış çevresi okulun kendisidir. Okul yönetiminin yetersizlikleri, kalabalık sınıflar, dar sıralarda üçer kişi oturma zorunluluğu, yetersiz tuvaletler ve aşırı disiplinci okul iklimi istenmeyen davranışları doğrudan tetikler. Okul yöneticileri, öğretmenler ve diğer personelin kurallar konusunda çelişkili uygulamalar içinde olmaması gerekir. Okulda demokratik bir hoşgörü düzeninin kurulması, öğrencilerin kapasitelerinin üzerinde zorlanmaması bu etkenlerin olumsuz sonuçlarını azaltacaktır.
İstenmeyen davranışların sınıf içi etkenleri; öğrencilerin özellikleri, sınıfın yapısı, eğitim programı, öğretim süreci, öğrenci başarısı ve öğretmenin özellikleri olmak üzere altı başlıkta toplanır. Sınıfı oluşturan öğrenciler benzer yaşlarda olsalar da farklı yaşam biçimlerine, ailevi sorunlara ve hazır bulunuşluk düzeylerine sahiptirler. Öğretmen, öğrencilerini yakından tanıyarak onların ilgi ve gereksinimlerine duyarlı olmalıdır.
Eğitim programının öğrencilerin düzeyine uygun olmaması, aşırı bilgi ağırlıklı ve teorik olması öğrencileri sıkar ve istenmeyen davranışlara yöneltir. Öğretim sürecinde öğretmenin sadece düz anlatım yapması, öğrencileri hareketsizliğe zorlaması da bu davranışları artırır. Çözüm, farklı öğretim yöntemlerinin kullanılması, araç-gereç çeşitliliği ve yaparak yaşayarak öğrenmeye yer verilmesidir. Ayrıca, öğrencilere düzeylerine uygun sorumluluklar verilerek başarı duygusunu tatmaları sağlanmalıdır; çünkü başarısızlık istenmeyen davranışı, istenmeyen davranış da başarısızlığı besler.
Öğretmen, sınıf içi dinamiklerdeki en etkili değişkendir. Öğretmenin işini sevmesi, derse hazırlıklı gelmesi, adil olması, öğrenciler arasında ayrım yapmaması ve olumlu bir beden dili kullanması en etkili önleyici yöntemdir. Öğretmen, öğrencileriyle göz temasını kesmemeli, aşağılayıcı veya emredici bir dil kullanmaktan kaçınmalıdır. Sınavların ve kuralların amaçlarını öğrencilere açıklayarak onları ikna etmeli ve istenmeyen davranışların neden yapılmaması gerektiği konusunda farkındalık yaratmalıdır.