Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Sınıf yönetiminde en temel gerçeklerden biri, her öğrencinin kendine özgü biricikliği ve potansiyelidir. 'Sınıf içinde eşitlik en büyük eşitsizliktir' sözü, öğrencilerin bireysel farklılıklarının, gelişim hızlarının ve gereksinimlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgular. Özellikle büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu okul öncesi ve ilköğretim yıllarında, çocuk dünyayı ve kendi sınırlarını keşfederken öğretmen her bir öğrencinin bireysel algı ve tutumlarına duyarlı olmalıdır.
Öğrencilerin bazı becerileri edinme hızı diğerlerine göre daha yavaş veya daha hızlı olabilir. Öğretmen, istenen davranışları kazandırırken bu bireysel farklılıkları ve gereksinimleri çok iyi analiz etmeli, etkinliklerini bu doğrultuda esnek bir biçimde düzenlemelidir. Sınıf kurallarını veya beklentilerini mekanik bir şekilde, öğrencilerin sosyo-ekonomik ve psikolojik durumlarını dikkate almadan uygulamak, eğitimde onarılamaz yaralar açabilir.
Öğretmenlik mesleği sadece hazırda var olan istendik davranışları beklemek değil; öğrencileri bu davranışlara yönlendirmek, onları desteklemek, davranışları kolaylaştırmak ve sergilenmeye başladığında pekiştirerek kalıcı hale getirmektir. Öğretmen, öğrencilerden bir şey bekliyorsa öncelikle kendisi eyleme geçmeli, görmek istediği davranışı bizzat sergileyerek öğrencilere rehberlik etmelidir.
Bir işe verilen destek ne kadar çoksa, o işin başarıya ulaşma olasılığı da o kadar artar. Öğrencilerin istenen davranışları sergileme eğilimleri; arkadaşları, öğretmenleri, okul yönetimi, aileleri ve yakın çevreleri tarafından desteklendiğinde güçlenir. Destekleyici bir ortamın ilk gereği, istenen davranışların sınırlarının ve niteliğinin açıkça belirtilmiş olmasıdır. Öğrenciler 'Neler yapmalıyım?' sorusunun yanıtını net bir şekilde bilmelidir.
Desteğin ikinci önemli gereği ise bu davranışların tutarlı bir şekilde denetlenmesidir. Denetim sadece okul sınırları içinde kalmamalı, aile ortamında da sürdürülmelidir. Ailelerin bu sürece alışması için okul tarafından bilgilendirici ve yönlendirici destekler sunulmalıdır. Örneğin, aile takvimleri veya günlük kontrol listeleri aracılığıyla çocukların sabah kalktığında yatağını düzeltmesi, yemeğe oturmadan elini yıkaması gibi istendik davranışlar evde de takip edilebilir.
İstenen davranışı desteklemenin bir diğer yolu, öğrencileri bu davranışların sergilendiği tiyatro, konser gibi sosyal ortamlarda bulundurmak, eğitici filmler izletmek ve okul etkinliklerinde onlara aktif görevler vermektir. Çevre temizliği ve düzeni de davranışı doğrudan etkiler; her tarafı çöp içinde olan bir ortamda yere çöp atmak kolayken, tertemiz bir ortamda bu davranışı sergilemek zorlaşır. Bu yüzden davranış değişikliği için öncelikle fiziksel ve sosyal ortamın değiştirilmesi gerekir.
İstenen davranışı desteklemenin en etkili yollarından biri, o davranışı sürekli gündemde tutarak reklamını yapmaktır. İnsanların gördükleri davranışları taklit etme eğilimi oldukça yüksektir. İstenmeyen davranışlar öğrencilerin yaşam alanından ne kadar uzak tutulursa, o kadar çabuk unutulur. Davranışlar isteneni akla getirdiğinde, akla gelen olumlu eylemin yapılması olasılığı ciddi oranda artış gösterir.
Öğretmenlerin isteneni çağrıştırırken kullandıkları dil ve ses tonu çok önemlidir. 'Ödevini yaptın mı?' sorusu arkasında tehditkar ve zorlayıcı bir ton barındırıyorsa, özellikle genç öğrencilerde ters tepki yaratabilir. Bunun yerine, 'Ödevini yaparken karşılaştığın bir güçlük var mı? Yardım ister misin?' gibi destekleyici ve yapıcı hatırlatmalar, davranışı olumlu bir şekilde çağrıştırarak öğrenciyi eyleme geçmeye teşvik eder.
Kullanılan dilin yapısı da çağrışım gücünü belirler. Olumsuz ve etiketleyici sözcükler yerine, aynı anlama gelebilecek olumlu ifadeler seçilmelidir. Örneğin 'kirli' sözcüğü yerine 'temiz değil' demek, zihinde ilk olarak 'temiz' kavramını çağrıştırır. Aptal, sersem, yaramaz gibi olumsuz sıfatlar asla kullanılmamalı; okul koridorlarında el yıkayan, kitap okuyan çocuk resimleri gibi görsel uyarıcılar sık sık değiştirilerek çağrışım etkisi taze tutulmalıdır.
Zorlama ve öğretmen korkusuyla sağlanan uyum geçicidir ve aldatıcıdır. Öğretmen sınıftan çıktığı anda zoraki sergilenen sessizlik ve düzen yerini daha büyük bir kargaşaya, öfkeye ve kuralları çiğneme eylemlerine bırakır. Davranış değişikliğinin kalıcı olabilmesi için öğrencilerin o davranışın yapılması gerektiğine içtenlikle inanması şarttır. İnsanları inandırmak zordur, hele ki önceden yerleşmiş yanlış inançları varsa bu süreç çok daha fazla sabır gerektirir.
Öğrencileri inandırmanın en etkili yolu, istenen davranışın onlara sağlayacağı kişisel yararları, vereceği zevki ve olumlu sonuçları göstermektir. Ödevini zamanında tamamlayan bir öğrenciye, sorumluluklarının azalacağı, üzerindeki baskının kalkacağı, hem öğretmeni hem de arkadaşları gözünde değerinin artacağı ve başarma duygusunun tadına varacağı anlatılmalıdır. Somut başarı öyküleri ve olumlu modeller de inandırıcılığı pekiştirir.
İnandırma sürecinde toplumsal kabul, yasallık ve sorumluluk duygularına da vurgu yapılabilir. 'Böyle davranmak uygar bir insan olmanın gereğidir' ya da 'Vatandaşlık görevimiz bunu gerektirir' gibi açıklamalar öğrencilerin ahlaki gelişimini destekler. Ayrıca, istenen davranış sergilenmediğinde ortaya çıkacak olumsuz sonuçlar (not kaybı, etkinliklere katılamama, arkadaş ilişkilerinin bozulması) net bir şekilde ortaya konarak öğrencinin ikna olması sağlanır.
İstenen davranışların süreklilik kazanması ve alışkanlığa dönüşmesi için pekiştirilmesi gerekir. Aksi takdirde, kazanılan olumlu davranışlar zamanla savsaklanarak unutulabilir. Davranışı sağlamlaştırmak için övgü ve ödülle destekleme, olumsuz pekiştirme (rahatsızlık veren durumun kaldırılması) gibi yöntemler kullanılır. Pekiştirme eylemleri, davranışın hemen ardından, zaman kaybetmeden uygulanmalıdır.
Pekiştireçler birincil (fiziksel) ve ikincil (sosyal) olmak üzere ikiye ayrılır. Gülümseme, takdir etme, yakın davranma gibi sosyal pekiştireçler, maddi ödüllerle birlikte verildiğinde rüşvet algısını ortadan kaldırır ve sosyal kabulü artırır. Ödüllerin bıkkınlık yaratmaması için belirli aralıklarla değiştirilmesi veya kısa süreli aralar verilmesi gerekir. Ayrıca puan biriktirme sistemleri gibi toplu ödüllendirmeler de öğrencileri motive eder.
Eğer istenen davranış karmaşık ve edinilmesi zorsa, davranış küçük parçalara bölünerek basamaklandırılmalıdır. Her bir basamak başarıyla tamamlandığında pekiştireç verilerek öğrencinin nihai hedefe ulaşması kolaylaştırılır. Örneğin, temizlik alışkanlığı olmayan bir çocuğa önce elmasını yıkatmak, sonra ellerini, en son ise tüm vücudunu yıkatmak gibi aşamalı yaklaşımlar sergilenmelidir. Olumsuz davranışlar ise görmezden gelinmeli, yerini olumluya bıraktığı an pekiştirilmelidir.
Öğrencinin istenen davranışa yönelebilmesi için, o davranışı yapmanın istenmeyen davranışı yapmaktan daha kolay ve zahmetsiz olması gerekir. İstenen davranışı engelleyen tüm fiziksel, eğitsel ve sosyal değişkenler ortadan kaldırılmalıdır. Örneğin, ağır kitapları her gün eve taşıyamadığı için derse hazırlıksız gelen öğrencilere okulda kilitli dolaplar sağlanması, derse hazırlıklı gelme davranışını doğrudan kolaylaştırır.
Kolaylaştırmanın bir diğer yolu, öğrencilere tek bir yol dayatmak yerine alternatif seçenekler sunmaktır. Amaca giden yolda seçimi öğrenciye bırakmak, sorumluluk duygusunu artırır. Sütü sıcak içmeyi sevmeyen bir çocuğa soğuk içme seçeneği sunulmalı; ağırlık kaldırmaktan hoşlanmayan bir öğrenciye fiziksel gelişim için yüzme veya koşu alternatifleri verilmelidir. Yöntemi kendisi seçen öğrenci, eylemi gerçekleştirmeye daha istekli olur.
Derslerde çeşitlilik sağlamak, şaka, espri, kısa müzik dinletileri ve farklı materyaller kullanmak öğrencilerin ilgisini canlı tutar ve sıkılmalarını önler. Sıkılma hissi ortadan kalktığında, istenmeyen davranışlara yönelim azalır ve derse katılım kolaylaşır. Öğretmen, öğrencileri çok iyi tanımalı, onların ilgi ve gereksinimlerini analiz ederek sınıf içi süreçleri bu doğrultuda esnetmelidir.