Bulut Bilişim. Son yıllarda kurum, işletme ve bireylerin bilişim hizmeti olarak yoğun bir şekilde faydalandığı bulut bilişim, temel olarak internet aracılığıyla uzaktaki merkezlerde barındırılan bilişim kaynaklarının esnek bir şekilde kullanılmasını sağlayan bir modeldir. Bu modelin en temel özelliklerinden biri, istenildiğinde ve kendi kendine hizmet sunmasıdır; tüketiciler diledikleri zaman herhangi bir aracıya veya bireye ihtiyaç duymaksızın, otomatik olarak ihtiyaç duydukları bilişim hizmetini alabilirler. Geniş ağ erişimi sayesinde PC, tablet ve mobil telefon gibi farklı türdeki istemcilerin bulut sisteminden kusursuz bir şekilde yararlanmasına olanak tanıyan bir ağ altyapısına sahiptir. Bulut hizmeti sağlayan tedarikçiler, tüketicilerin sürekli değişen bilişim ihtiyaçlarını karşılamak üzere devasa altyapılar kurarlar. Bölgesel olarak farklı noktalarda konumlandırılan merkezlerde depolama, işlemci, hafıza ve bant genişliği sağlayan donanımların tümüne kaynak havuzu adı verilmektedir. Günümüzün yüksek tempodaki iş dünyasının acil ihtiyaçlarına çözüm üretebilmek için bilişim sistemlerinin olası taleplere karşı çabuk ve esnek olması şarttır; bulut bilişim bu esnekliği en üst düzeyde sunar. Bulut sistemlerinin tüketiciye sağladığı bir diğer hayati özellik ise ölçülebilir hizmet sunmasıdır. Tüketicinin kullandığı kaynaklar anlık olarak kendilerine raporlanır ve böylece son derece şeffaf bir bilişim hizmeti elde edilmiş olur. Altı bilişim paradigması evrimsel süreçte ana bilgisayarlardan kişisel bilgisayarlara, bilgisayar ağlarından internet sunucularına, grid bilişimden nihayetinde günümüzün baskın modeli olan bulut bilişime doğru bir gelişim göstermiştir. Bulut bilişim yapısal açıdan incelendiğinde üç temel bileşenden meydana gelir: Kullanıcı bilgisayarları, veri merkezleri ve dağıtık sunucular. Mimaride kullanıcılar her gün kullanılan masaüstü bilgisayarlar, ince istemciler, dizüstü ve tablet bilgisayarlar, cep telefonları gibi internete bağlı ve istemci olarak adlandırılan cihazları ifade eder. Bulut teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla bu cihazlar giderek daha basit, hafif ve kullanışlı hale gelmiştir. Özel bir neden olmadıkça düşük düzey donanımlı ince istemcilerin kullanılması düşük donanım maliyeti, sabit sürücü barındırmadığı için veri güvenliği, daha az enerji tüketimi, sessiz çalışma (fan ve sabit disk olmaması) ve bakım/tamir kolaylığı gibi büyük avantajlar sağlar. Veri merkezleri, içinde çok sayıda sunucuyu barındıran, depolanan verinin güvenliğini ve sürekliliğini garanti altına almak amacıyla güçlü ve yedekli elektrik, iklimlendirme ve iletişim altyapısına sahip devasa tesislerdir. Bu merkezlerin kalite ve sürekliliği uluslararası standartlarla belirlenir. Örneğin, ABD Telekomünikasyon Endüstrisi Birliği (TIA) tarafından yayımlanan TIA-942 kodu standartları, veri merkezlerinin sağlaması gereken minimum gereklilikleri 4 farklı düzeyde akredite eder. Bu dört düzey sırasıyla %99,671, %99,741, %99,982 ve %99,995 oranında kullanılabilirlik (çalışma süresinin toplam süreye oranı) sağlamak üzere tasarlanmıştır. En üst düzey olan dördüncü düzey standartlarına sahip bir veri merkezinin bir yıl içerisindeki toplam hizmet aksama süresi en fazla 26 dakika olmalıdır. Küresel ölçekte hizmet veren kuruluşların tek bir veri merkezine bağımlı olması imkansızdır; bu nedenle farklı şehir, bölge ve kıtalarda kurulan dağıtık sunucular kullanılır. Dağıtık sunucular sayesinde bir merkezde yaşanabilecek olası sorunlarda verilere diğer merkezlerden kesintisiz olarak ulaşılabilir. Ayrıca bulut bilişim altyapısı; donanım (sanallaştırma ve çok çekirdekli çipler), internet teknolojileri (web hizmetleri, hizmet odaklı mimari, Web 2.0, API), dağıtık bilişim (Grid bilgi işleme) ve sistem yönetimi (otonom bilişim, veri merkezi otomasyonu) gibi unsurlardan güç alır. Dağıtık bilişim (Grid bilgi işleme), farklı sistemlerdeki işlemci güçlerini, ağ kapasitelerini ve depolama alanlarını tek bir büyük sanal sistem olarak yönetmeyi amaçlar. Bu yapılar zaman alıcı problemleri kısa sürede çözer ve Hadoop gibi yaygın uygulamalarla devasa verileri işler. İnternet teknolojileri kanadında ise Hizmet Odaklı Mimari (SOA) uygulamaların modül ve fonksiyonlarını diğer uygulamaların kullanımına sunarken, API (Uygulama Programlama Arayüzü) farklı yazılımların birbirleriyle sorunsuz iletişim kurmasını sağlar. Donanım tarafında ise sanallaştırma teknolojisi ve Hipervizör (sanal makine yöneticisi) sayesinde fiziksel donanımlar sanal makinelere bölünerek muazzam bir kaynak verimliliği elde edilir. Bulut bilişim, bilişim kaynaklarının kullanıcının kendi cihazlarında değil internet üzerinden özelleştirilmiş merkezlerde barındırılması mantığına dayandığı için sunulan imkanlar 'hizmet olarak' (as a service) adlandırılır. Bulut bilişimin başlıca üç temel hizmet sunum modeli bulunmaktadır: Altyapı Hizmeti (IaaS), Platform Hizmeti (PaaS) ve Yazılım Hizmeti (SaaS). Bunun yanı sıra depolama, veritabanı, tümleştirme, güvenlik, iş süreci ve test hizmeti gibi farklı modeller de mevcuttur. Altyapı Hizmeti (IaaS), kullanıcının talep ettiği oranda işlem gücü, depolama alanı, bant genişliği ve hafıza kaynaklarının sunulmasıdır. Kullanıcı sanal bir işletim sisteminin tam yetkili yöneticisi olur; sunucusunu yapılandırır, yazılımları ve servisleri kurar. Dünyada bu alanda öncü olan Amazon, Elastic Compute Cloud (EC2) çözümü ile IaaS modelinin en bilinen örneğidir. Faturalandırma ise tamamen kaynak tüketimine dayalıdır. Platform Hizmeti (PaaS), ham donanım sunan IaaS'den farklı olarak kullanıcılara soyutlama düzeyi yüksek, kolay bir programlama ortamı sağlar. Kullanıcı ne kadar hafıza veya işlemci gerektiğini düşünmeden doğrudan Python, Java, PHP veya Go gibi dillerle uygulama geliştirir. Google App Engine, kullanıcıların kendi altyapısı üzerinde uygulama geliştirip çalıştırabildiği popüler bir PaaS örneğidir. Yazılım Hizmeti (SaaS) ise uygulamaların kullanıcılara web tarayıcıları aracılığıyla ulaştırıldığı, en yaygın ve hızlı büyüyen bulut pazarından biridir. Google Dokümanlar, Office 365, Salesforce.com, Gmail ve Hotmail gibi uygulamalar SaaS modeline dayanır. Kullanıcılar donanım veya güncelleme maliyetiyle uğraşmaz, 'kullandığın kadar öde' veya periyodik ödeme yöntemleriyle sürekli güncel yazılımlara mekân bağımsız olarak erişim sağlarlar. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) tarafından tanımlanan bulut yayılım türleri, işletmelerin iş süreçlerine, gizlilik koşullarına ve müşteri türlerine göre dört ana sınıfa ayrılır: Kamu Bulutu, Özel Bulut, Topluluk Bulutu ve Melez Bulut. Her bir yayılım modeli farklı güvenlik ve erişilebilirlik gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlanmıştır. Kamu Bulutu (Dışsal bulut), herkesin kullanımına açılmış en yaygın bulut türüdür. Google, Microsoft ve Amazon gibi devlerin bireysel ve kurumsal kullanıcılara sunduğu yapılar bu sınıftadır. Özel Bulut (İç bulut) ise bir organizasyonun yalnızca kendi özel kullanımı için kurduğu, dış ortamdan güvenlik duvarlarıyla korunan ve sahibi ya da ilgili tedarikçi tarafından yönetilen sistemlerdir. Topluluk Bulutu, grid ve gönüllü bilişim ilkelerinden türemiş olup ortak amaçları olan birey veya kuruluşların altyapılarını ortak bir maliyet ve verimlilik amacıyla bir araya getirdiği yapılardır. Melez Bulut ise kamu ve özel bulutun sınırlarını koruyarak birbirine bağlanmasıyla oluşur. İşletmeler kritik ve gizli verilerini güvenlik duvarı arkasındaki özel bulutta saklarken, genel erişime açık veri ve uygulamalarını kamu bulutunda konumlandırırlar. Bulut bilişimin ortaya çıkışı dünyadaki veri patlamasıyla doğrudan ilişkilidir; günümüzde her gün yaklaşık 2,5 kentilyon bayt veri üretilmektedir ve bu devasa 'büyük veri' (big data) yığınlarının saklanması ve işlenmesi geleneksel sistemlerle imkansızdır. Bulut bilişim kurumlara düşük maliyet (tesis, donanım, bakım ve personel giderlerinde tasarruf), ölçeklenebilirlik, kriz ve kesintilere karşı devamlılık, coğrafi olarak farklı ekiplerin birlikte çalışması, iş uygulamalarında esneklik ve otomatik yenileme/güncelleme gibi devasa avantajlar sunar. Ayrıca yeşil bilişim yaklaşımıyla veri merkezlerinin enerji tüketimi ve doğaya verdiği zararın en aza indirilmesi hedeflenir. Bu üstünlüklerin yanı sıra bulut bilişimin bazı önemli sınırlılıkları da bulunmaktadır. Bunların başında ağ bağlantısı bağımlılığı gelir; internet yavaşlaması doğrudan hizmet kalitesini düşürür. Güvenlik açısından verilerin kurum dışında saklanması hacker saldırıları riskini doğurur. Yazıcı ve tarayıcı gibi çevre birimlerinin bulutla uyumsuzluğu ek yazılım ihtiyacı yaratabilir. Küçük hacimli işler için maliyet dezavantajlı olabilir; teknolojik engeller nedeniyle sağlayıcıya bağımlılık (vendor lock-in) yaşanabilir ve verinin yasal olarak kime ait olduğu konusundaki sözleşmesel belirsizlikler yasal sorunlara yol açabilir. Son kullanıcılar bulut bilişimden en yoğun şekilde bulut tabanlı depolama ve verimlilik yazılımları aracılığıyla yararlanırlar. Bulut depolama, verilerin fiziksel olarak birden çok merkezde saklandığı, yazılımlarla oluşturulmuş mantıksal havuzlardır. Yönetimli depolama bir disk gibi sanal makinelere konumlandırılırken, yönetimli olmayan depolama son kullanıcıların web tarayıcıları veya yardımcı yazılımlarla kolayca eriştiği ucuz ve pratik alanlardır. Dropbox, Google Drive, OneDrive, iCloud ve Yandex.Disk gibi araçlar bu kategoriye girer ve kullanıcılara maliyet, güvenlik, her yerden erişilebilirlik, anlık senkronizasyon ve birlikte çalışma avantajları sağlar. Verimlilik yazılımları ise geleneksel masaüstü ofis programlarının bulut sürümleridir. Google Verimlilik Araçları (Dokümanlar, E-Tablolar, Slaytlar, Formlar, Google Sites, Çizimler, Gmail, Hangouts, Takvim, Drive, Çeviri, Haritalar), Microsoft Office 365, Zoho, Evernote ve Prezi gibi bulut tabanlı uygulamalar sayesinde kullanıcılar platform bağımsız olarak, aynı belge üzerinde eşzamanlı çalışabilir, sürüm geçmişlerini koruyabilir ve mobil cihazlardan kesintisiz veri yönetimi gerçekleştirebilirler.