Geleceğin Teknolojileri. Teknolojik gelişmenin temelini oluşturan süreçler dizisi keşif, buluş, yenilik ve yayılma aşamalarından meydana gelir. Keşif, doğada halihazırda var olan ancak daha önce bilinmeyen olgu veya nesnelerin ortaya çıkarılmasıdır. Buluş ise bu keşiflerin ya da yeni fikirlerin pratik olarak çalışabildiğini kanıtlayan prototiplerin üretilmesiyle başlar; prototipler üzerinde yapılan iyileştirmelerle olgunlaştırılır ve genellikle patent koruması altındadır. Yenilik (inovasyon), toplumda halihazırda var olan süreçlere, ürünlere, hizmetlere veya fikirlere kıyasla daha etkili çözümler getirilmesini ifade eder. Buluştan en temel farkı, buluşun yepyeni bir fikir/yöntem yaratması, yeniliğin ise mevcut bir fikrin ya da yöntemin daha verimli ve kârlı bir amaca yönelik uyarlanması olmasıdır. Yenilikler ürün, süreç, organizasyonel, pazarlama ve toplumsal yenilikler gibi türlere ayrılır ve buluşlar gibi patentle korunmazlar. Yayılma, teknolojinin toplum içerisinde veya endüstriyel alanlarda kullanım, taklit, uygulama ya da uyarlama biçimleriyle yayılması sürecidir. Firmalar rakiplerinin patentlerini inceleyerek veya 'geriye mühendislik' (reverse engineering) uygulayarak ürünlerin çalışma prensiplerini çözer ve benzerlerini üretirler. Bu yayılma sürecinde yıkıcı yenilikler ve teknolojik yakınsama gibi kavramlar büyük önem taşır. Yıkıcı yenilik, yeni bir pazar yaratarak var olan pazarın ortadan kalkmasına yol açan süreçtir; örneğin kişisel bilgisayarların ana çatı bilgisayarları, akıllı telefonların ise kişisel bilgisayarları zamanla dönüştürmesi veya pazar payını düşürmesi gibi. Karşıtı ise sürdürülebilir yeniliktir. Teknolojik yakınsama ise farklı teknolojik sistemlerin (örneğin enformasyon, iletişim, tüketici elektroniği ve eğlence) ortak görevler üstlenecek biçimde birleşmesini ifade eder. Rogers’ın 'Yeniliklerin Yayılması' kuramı, bir teknolojinin toplumda benimsenme süreçlerini ve bireylerin uyum sağlama hızlarını beş farklı kategoriye ayırarak inceler. Bu gruplar yenilikçiler, ilk benimseyenler, erken çoğunluk, geç çoğunluk ve geride kalanlar olarak adlandırılır ve her grubun toplumsal yayılımdaki payı ve psikolojik özellikleri farklıdır. Yenilikçiler, sistemdeki yeni fikre ilk uyum sağlayan ve 'risk alanlar' olarak bilinen kesimdir; toplumun yaklaşık %2.5'ini oluştururlar. Maceracı ve atılgan olan bu grup, yüksek maddi kaynaklara ve karmaşık teknik bilgileri anlama yeteneğine sahiptir. İlk benimseyenler ise toplumun %13.5'ini oluşturur; yenilikçiler kadar risk sermayesine sahip olmasalar da sosyal sistem içinde saygı gören kanaat önderleridir ve uyum sürecindeki başarıları tüm sistemin kaderini etkiler. Erken çoğunluk (%34), yeni fikirlere ortalama üyelerden biraz daha erken uyum sağlayan, ağ bağlantılarını güçlü tutan ancak lider konumda olmayan bireylerdir. Geç çoğunluk (%34) ise ekonomik baskılar veya sosyal ağ zorunlulukları artmadıkça yeniliğe yanaşmayan, sistemin çoğunluğu kabul ettikten sonra katılan gruptur. Geride kalanlar (%16) ise gelenekseller olarak anılır; en son uyum sağlayan, kaynakları kısıtlı olan ve yeni fikrin başarısı kesinleşene kadar şüpheyle yaklaşan bireylerden oluşur. Bu sınıflandırma, teknolojilerin toplum içerisinde hangi hızla ve hangi katmanlar aracılığıyla yayıldığını anlamak için temel bir çerçeve sunar. Geleceğin teknolojilerini öngörebilmek için enformasyon ve iletişim teknolojilerini şekillendiren üç temel ekonomik ve teknik eğilime bakılır: mikroişlemciye yerleştirilen transistör sayısı, bir saniyede gerçekleştirilen işlem sayısının maliyeti ve bir gigabayt verinin saklama maliyeti. Bu göstergeler üssel (üstel) bir değişim göstermektedir. Moore yasası, bir mikroişlemci içerisindeki transistör sayısının yaklaşık her iki yılda bir ikiye katlanacağını öngörür ve 1970'lerin başından beri geçerliliğini korumaktadır. Transistör sayısındaki bu artış, işlemci güçlerini artırırken birim işlem maliyetlerini (FLOPS başına maliyet) dramatik biçimde aşağı çekmiştir. Buna paralel olarak, dünyada depolanan veri miktarı zettabaytlar seviyesinde üstel olarak artarken, gigabayt başına depolama maliyetleri sıfıra yakın seviyelere gerilemiştir. Bu veriler gelecek bilimcilerin 2020, 2030 ve sonrasına yönelik gerçekçi ve tutarlı kestirimler yapabilmesini kolaylaştırmaktadır. Teknolojilerin yaşam döngüleri incelendiğinde, yeniliklerin bir anda son bulmadığı, aksine geleneksel, güncel, sınırdaki, yakın gelecekteki ve uzak gelecekteki teknolojilerin bir süre aynı anda (üst üste binerek) pazarda yer aldığı görülür. Toplumda herhangi bir anda geleneksel, güncel, sınırlı ve yakın gelecekteki teknolojiler bir arada bulunur. Geleneksel teknolojiler, yaşam döngüsünü tamamlamış veya tamamlamak üzere olan (radyo, kablolu telefonlar, DVD oynatıcılar, disketler vb.) ve geride kalanların tercih ettiği sistemlerdir. Yazılım tabanlı geleneksel teknolojiler ise (e-ticaret, bulut bilişim, sosyal ağlar) donanım geliştikçe evrilerek varlıklarını sürdürmektedir. Güncel teknolojiler, yaşam döngüsünün tam ortasında yer alan ve erken çoğunluk tarafından yoğun biçimde kullanılan sistemlerdir. Mobil bilgi işlem (akıllı telefonlar, tabletler), bulut bilişim, dördüncü nesil hücresel iletişim (4G), yapay zekâ uygulamaları, bilgisayarla görü ve anlamsal ağlar bu gruptadır. Ayrıca ses tanıma, bilgisayarla oluşturulan görüntüler (CGI), sanal gerçeklik (VR), artırılmış gerçeklik (AR), mobil işbirliği sistemleri, radyo frekanslı tanımlama (RFID), elektronik para (Bitcoin, PayPal gibi) ve akıllı televizyonlar güncel teknolojilerin ayrılmaz parçalarıdır. Bu dönemde 'kendi cihazını getir' (BYOD) ve 'ikinci ekran' (sosyal televizyon) gibi süreç yenilikleri de mevcut donanımlara yepyeni kullanım biçimleri kazandırarak iş ve eğlence dünyasını dönüştürmüştür. Sınırdaki teknolojiler, yenilikçiler ve ilk benimseyenler tarafından deneyimlenen, önümüzdeki 10 yıl boyunca toplumsal yaşamı biçimlendirmesi beklenen yeni nesil donanım ve yazılımlardır. Bunlar arasında yeni insan-bilgisayar etkileşim biçimleri (holografik dokunma, hareket algılama) öne çıkmaktadır. Akıllı kişisel yardımcılar (Siri, Cortana, Google Now), bağlam farkındalıklı bilgi işlem, giyilebilir bilgisayarlar (Google Glass, akıllı saatler), e-tekstiller ve yaşam günlüğü (life logging) sistemleri bu kategorinin temel yapı taşlarıdır. Holografik görüntüleme (Microsoft HoloLens gibi gözlükler), beyin implantları, 3 boyutlu yazıcılar (sinterleme teknolojisiyle nesne üretimi), biyometri (parmak izi, iris, retina tarama) ve dijital koku teknolojisi (elektronik burun) sınırdaki diğer önemli başlıklardır. Androidler (insansı robotlar, örn. ASIMO), güçlendirilmiş dış iskeletler, insansız/sürücüsüz araçlar, nesnelerin interneti (IoT), akıllı çevreler, kablosuz güç aktarımı, karma gerçeklik ve kuantum bilgi işlem bu dönemin çığır açan yenilikleridir. Yakın geleceğe ait teknolojiler, günümüzde laboratuvar aşamasında bulunan ve 2020 sonrasında yaygınlaşması beklenen ar-ge odaklı sistemlerdir. Bu dönemin merkezinde insan beyni ile makineler arasında doğrudan köprü kuran teknolojiler yer alır. Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCA), duyma, görme ve hareket yeteneklerini yitirmiş bireylere takılan sinirsel protezlerle bilişsel işlevleri onarmayı amaçlar. Elektroensefalografi (EEG) beyin dalgalarını algılayarak imleç hareketleri veya yazım sağlayaninvaziv olmayan yöntemlerin başında gelir. Beyin okuma teknikleri, fMRI cihazları yardımıyla dış uyaranlara verilen nölojik tepkileri çözümler. Yapay beyin ve beyin benzetimi projeleri (Mavi Beyin Projesi ve 1 milyar Euro bütçeli İnsan Beyni Projesi) insan beynini sinirsel düzeyde modellemeyi hedeflemektedir. Ayrıca 2020'li yıllarda devreye girmesi beklenen 5G mobil ağlar ve saniyede bir milyar çarpı bir milyar işlem kapasitesini simgeleyen exaölçek bilgi işlem (exaFLOPS), yakın geleceğin en büyük bilişsel altyapılarını oluşturacaktır. Düşünce aşamasındaki teknolojiler, 21. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde gerçekleşmesi beklenen kuramsal ve kurgusal vizyonlardır. Zihin yükleme (tüm beyin öykünme), insan zihninin taranarak bir bilgisayara aktarılması ve dijital ortamda ölümsüzlük kazanması sürecini ifade eder. İçine dalınabilen sanal gerçeklik, sinir sisteminin doğrudan uyarılmasıyla gerçeklikten ayırt edilemeyen yapay dünyalar yaratma fikridir. Exocortex ise biyolojik beynin bilişsel kapasitesini artıran yapay dış enformasyon işleme sistemidir. Teknolojik tekillik, yapay zekânın insan zekâsını yakaladığı ve hatta fersah fersah geçtiği (süper zekâ) noktayı ifade eder. Astrofizikteki kara deliklerin olay ufkuna benzetilen bu noktadan sonra ne olacağı kestirilememektedir. Tekillik sonrasında insanlık ile makinelerin ortaklaşa bir 'insan ötesi' (transhümanizm) evrim geçireceğini savunan iyimser görüş ile yapay zekânın insanlığın sonunu getireceğini savuran kötümser görüş birbiriyle çatışmaktadır.