
1980'de alınan kararlar, devletin ekonomideki ağırlığını azaltmayı ve Türkiye'yi küresel rekabete açmayı hedeflemiştir. İhracata dayalı büyüme, bu dönemin temel stratejisi olmuştur.
Cumhuriyet, sanayisi olmayan, tarıma dayalı, borçlu ve teknik eleman eksikliği çeken bir yapı devralmıştır. Bu durum, devletçilik politikalarının neden zorunlu olduğunu açıklar.
1950'de iktidara gelen DP, 'her mahallede bir milyoner' hedefiyle özel sektörü desteklemiştir. Tarımda makineleşme ve karayolu yatırımları bu dönemin en somut ekonomik adımlarıdır.
1960'ta kurulan DPT, Türkiye'nin kalkınma planlarını hazırlayan beyin takımı olmuştur. Uzun vadeli hedefler belirleyerek siyasi istikrarsızlık dönemlerinde bile ekonomik sürekliliği sağlamaya çalışmıştır.
Petrol fiyatlarının 5 kat artması ve uygulanan ambargolar, ithalata dayalı sanayiyi durdurmuştur. 1980 yılına gelindiğinde temel tüketim maddelerinin bile bulunamadığı bir karaborsa ortamı oluşmuştur.
Piyasa ekonomisinin temel taşıdır. Mülkiyetin yasal güvence altında olması, sermaye sahiplerinin yatırım yapmasını teşvik eder ve keyfi el koymaları engeller.
Merkezi planlama, müşteri taleplerine hızlı yanıt veremez. Ayrıca çalışanlara verimlilikten bağımsız sabit ücret ödenmesi, iş gücü verimliliğinin düşmesine neden olmuştur.
Devlet, özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda yatırımcı, diğer alanlarda ise rehber ve denetleyici rol üstlenir. Türkiye'nin uzun yıllar uyguladığı modeldir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında özel sektörün büyük yatırımlar yapacak sermayesi yoktu. Bu durum, devletin sanayileşme sürecinde bizzat fabrika kurmasını zorunlu kılmıştır.
Tüm ekonomik sistemler 'neyin, nasıl ve hangi fiyata üretileceği' sorularına yanıt arar. Piyasa ekonomisi bu yanıtı piyasaya, sosyalist ekonomi devlete, karma ekonomi ise her ikisine bırakır.