Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Descartes, I. Meditasyon'da felsefesini mutlak ve şüphe edilemez bir temele oturtmak amacıyla sistematik şüphe yöntemini başlatır. Bu yöntemin temel sorusu, kesin olarak bilinen ve doğruluğundan asla şüphe edilemeyecek bir şeyin var olup olmadığıdır. Bu süreç, insanı her türlü peşin hükümden kurtararak açık ve seçik bilgiye ulaştırmayı hedefler.
Argümanların temelinde, felsefe tarihinde birincil ve ikincil nitelikler ayrımı yatar. Portakal örneğinde olduğu gibi; portakalın rengi, kokusu ve tadı gözleyenin zihninde yer alan ikincil niteliklerdir. Buna karşın, portakalın yuvarlaklığı ve tekliği gözleyenin zihninin ürünü olmayıp nesnenin kendine özgü birincil (matematiksel) nitelikleridir.
Descartes, I. Meditasyon'un sonunda yalnızca ikincil niteliklerden değil, birincil niteliklerin doğruluğundan bile emin olunamayacağını göstererek hiçbir şeyin kesin olmadığı köktenci bir şüphe noktasına varır. Bu durum, daha sağlam ve sarsılmaz bir hakikat arayışının zeminini hazırlar.
II. Meditasyon, insan zihninin özünü anlamayı ve zihni tanımanın bedeni tanımaktan daha kolay olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Arşimet'in dünyayı oynatacak sabit nokta arayışı gibi, Descartes da meşhur 'düşünüyorum, o halde varım' (cogito ergo sum) önermesiyle şüphe edilemez ilk kesin hakikate ulaşır.
Kendi varlığından emin olan Descartes, ne tür bir varlık olduğunu sorgular ve 'ben'in düşünen bir şey (res cogitans) olduğunu, yani ruhsal bir öz taşıdığını ortaya koyar. Bu durum, düşünen töz (zihin) ile uzamlı töz (fiziksel beden) arasında radikal bir ontolojik ayrımın (düalizm) başlangıcıdır.
Dışsal fiziksel nesneler bilgisinin zihni bilmekten daha kolay olmadığını kanıtlamak için ünlü balmumu örneğini verir. Sert, kokulu ve renkli balmumu ateşe yaklaştırıldığında bütün nitelikleri değişmesine rağmen, onun aynı balmumu olduğunu duyumlarımızla değil, yalnızca anlığımız (zihnimiz) aracılığıyla kavrarız.
III. Meditasyon, Tanrı'nın varlığına ilişkindir. Descartes, kendi zihnindeki sonsuz mükemmellik idesinden hareketle Tanrı'nın varlığını kanıtlar. Kendisi sonlu bir varlık olduğu için sonsuzluk idesini üretemez; bu idenin kaynağı, 'yeterli neden ilkesi' gereği kendisi de sonsuz ve mükemmel olan Tanrı'dır.
IV. Meditasyon ise doğruya, yanlışa ve insan hatalarının kökenine odaklanır. Tanrı bizi aldatan bir varlık olmadığı için hatalarımızdan sorumlu tutulamaz. Hatalar, sınırlı bilgimize karşın irademizin bilgimizin ötesine geçmesinden ve aceleci yargılarda bulunmamızdan kaynaklanır.
Descartes, sadece açık ve seçik bildiğimiz şeyler hakkında yargıda bulunma alışkanlığı kazanarak hiçbir zaman yanılmayacağımızı belirtir. Böylece bu meditasyonda hem yanılgının kaynağı açıklanmış hem de doğru bilgiye ulaşmanın yolları gösterilmiştir.
V. Meditasyonda, maddesel şeylerin özü ve dış dünyanın bilgisi ele alınır. Descartes, Tanrı'nın varlığına ilişkin kesinlikten hareketle tümdengelim yoluyla dış dünyanın ve geometri dahil nesnelerin öz bilgisinin elde edilebileceğini savunur; Tanrı bilinmeden özlerin kesin bilgisi imkansızdır.
VI. Meditasyon'un iki temel amacı vardır: Maddesel şeylerin var olduğunu kanıtlamak ve zihnin bedenden kesin olarak ayrı olduğunu göstermek. İmgelem ile salt anlama (anlık) arasında ayrım yapan Descartes, birincil nesnelerin var olmasının olası olduğunu ancak kesinlik kazanamayacağını belirtir.
Doğanın bize öğrettiği en temel hakikatler; acıktığımızda yemek istememiz, zihin ile bedenin neredeyse bir bütün oluşturacak kadar kaynaşmış olması ve etrafımızda dışsal nesnelerin bulunmasıdır. Bu durum zihin-beden birlikteliğini ve karşılıklı etkileşimini gözler önüne serer.
Descartes'a göre ideler zihnin nesneleridir. Açıklık, bir nesnenin kendisini aracısız olarak kavramaktır; seçiklik ise nesnenin bilgisinin diğerlerinden kesin olarak ayrılmasıdır. Zihnimizdeki doğuştan gelen ideleri açık seçik algıladığımızda asla aldanmayız.
Ruhun İhtirasları adlı eser, Prenses Elizabeth'in uzamsız bir ruhun fiziksel bedeni nasıl hareket ettirebileceği yönündeki eleştirilerine cevap olarak yazılmıştır. Descartes, ihtirasları bedenin eylemleri yoluyla ruhun hissettiği fikirler olarak tanımlar.
Duygular, bedenin korunmasını sağlarken aynı zamanda zihin-beden etkileşimini anlamamızı kolaylaştırır. Saf düşünme ve irade süreçlerinde bedenden gelen etkilerin de katkısının bulunması, Descartes'ın felsefesindeki düalizmin pratik yansımasıdır.
Spinoza, Descartes'ın düşünen ve uzamlı töz ayrımını reddederek felsefesini tek bir töz üzerine kurmuştur. Yalnızca kendi kendisinin nedeni olan ve başka bir şey tarafından üretilemeyen tek bir töz vardır, o da Tanrı'dır. Bu durum, Tanrı ile evreni bir ve özdeş gören panteist (tüm tanrıcı) felsefenin temelini oluşturur.
Spinoza'nın monist (tekçi) sisteminde zihin ve beden ayrı birer töz değil, tek töz olan Tanrı'nın iki farklı sıfatı veya ana niteliğidir. Tanrı uzamlı varlıktır (beden) ve aynı zamanda düşünen varlıktır (zihin). Bu yaklaşım 'çifte yön öğretisi' olarak adlandırılır.
Uzam ve düşünce hiçbir ortak nitelik taşımaz; bu nedenle zihin ve beden nedensel olarak kapalı sistemlerdir ve birbirleri üzerinde doğrudan etkili değildir. Ancak zihinsel ve bedensel durumlar arasında sürekli bir paralellik ve uyum bulunur, böylece Descartes'ın zihin-beden etkileşim sorunu ortadan kalkar.
Spinoza'ya göre insan ruhunu ya da zihnini teşkil eden ide, fiilen var olan bedendir. Zihin bedenin idesidir ve zihin ile beden, zaman zaman düşünce, zaman zaman da uzam niteliğiyle değerlendirilen bir ve aynı bireydir.
İnsan zihni, bedenin dış nesnelerle etkileşimini algılar ve zihnin kendi bedenini bilmesi, bedenin duygulanışlarının fikirlerini kavramasıyla mümkündür. Ruhun iradesi bağımsız değildir; her istek bir başka neden tarafından zorunlu olarak belirlenmiştir, dolayısıyla irade ve zihin tek ve aynı şeydir.
Duygulanışlar, bedenin etme gücünü artıran veya eksilten değişikliklerin ideleridir. Bilinmeyen veya bulanık idelere sahip olduğumuzda duyguların (tutkuların) kölesi ve edilgin oluruz. Tutkuların kölesi olmaktan kurtulmanın yolu, duygulanışlar hakkında açık ve seçik (upuygun) fikirler edinerek etkin ve erdemli olmaktır.