İşletmelerin üretim miktarları ile üretime ilişkin donanımları arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Ancak teknolojideki yenilikler, tüketici ihtiyaç ve isteklerini sürekli olarak değiştirmekte; bu değişim ise pazarları ve üretim biçimlerini yeniden yapılandırmaktadır. Pazar yapıları çok sık değiştiği için pazarda rekabet üstünlüğünün sağlanması ve pazar paylarının korunması işletmeler açısından giderek daha zorlu bir hâle gelmektedir. Pazar ortamlarında yaşanan bu köklü değişimler, üretim biçimlerinin de gelişmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır. Uygun olmayan üretim sistemlerinin devam etmesi işletmeler için verimsizlik yaratabilir, bu nedenle işletmeler kendi yapılarına en uygun sistemleri seçmek zorundadır. Üretim sistemleri tarihsel süreç içerisinde gelişerek günümüzdeki modern yapıya ulaşmıştır. Ülke ve sektörlerin gelişmişlik düzeyleri, ekonomik yapı ve üretimin özellikleri gibi faktörler, basit üretim sistemlerinin de günümüzde kısmen devam etmesine yol açmaktadır. Bu kapsamda işletmelerde temel olarak dört üretim sisteminden söz edilebilir: El işçiliği sistemi, ev işçiliği sistemi, imalathane sistemi ve fabrikasyon sistemi. Her bir sistem kendine özgü sermaye yapısı, işgücü kullanımı ve yönetim özellikleri taşımaktadır. El işçiliği sistemi, sipariş temeline dayalı olarak işleyen ve büyük ölçüde kişilere bağlılık özelliği taşıyan bir üretim sistemidir. Bu sistemde alıcı sayısının sınırlı olması, işletmelerin genellikle küçük bir birim hâlinde kurulması sonucunu doğurmaktadır. Üretimin kişiselliği, işin tek bir alanda uzmanlaşmış ve iş bölümüne gitmeyen kişi veya kişiler tarafından baştan sona bitirilmesi anlamına gelir. Teknik yardımcı araçlar ve makinelere çok az yer verilir, sabit sermaye ihtiyacı oldukça düşüktür ve çalışanlar sermayeden çok işgücüne dayalı mesai harcarlar. Günümüzde gerileme gösteren bu sistemin en güçlü yönü, üretim yönetiminin son derece basit olması ve olası sorunların kolayca çözülebilmesidir. Ev işçiliği sistemi, üretimin bağımsız işçilerce girişimcilerin hesabına, kâr ve zararı girişimciye ait olmak üzere kendi işyerlerinde veya evlerinde yapıldığı bir sistemdir. Girişimciler bağımsız işçilere gerekli hammadde, yardımcı madde ve hatta üretim için gereken araç gereç veya makineleri sağlarlar. Halı, kilim, tekstil, süs eşyası, saat ve oyuncak üretiminde bu sistem oldukça yaygındır. Ancak talebin süresinde karşılanması, üretimin hızlandırılması ve makinelerin temini gibi konularda bazı yönetimsel sorunlar ortaya çıkabilmektedir. İmalathane sistemi, üretim faaliyetlerinin el işçiliğine dayalı olarak yürütüldüğü ancak evlerden farklı olarak imalathane adı verilen bağımsız işyerlerinde gerçekleştirildiği bir üretim sistemidir. Bu sistemde de üretim, makineden çok emek ve el işçiliği ağırlıklı olarak yürütülmektedir. El işçiliği sisteminin aksine imalathanelerde ürünler, özel alıcıların kişisel isteklerine değil, daha geniş bir alıcı kitlesinin genel ve olası istekleri dikkate alınarak üretilir. Tüketici ile üretici arasında kişisel bir ilişki bulunmayan geniş bir tüketici kitlesi hedef alındığı için imalathaneler ilk iki sisteme göre daha büyük ölçekte kurulur. İşletmelerin imalathane sisteminde daha büyük olması, iş bölümü ve uzmanlaşmaya daha çok önem verilmesini zorunlu kılar. Bunun sonucunda çalışanlar yalnızca belirli ürünleri ya da belirli ürünlerin belli parçalarını üretirler. Yardımcı araç ve gereçlere yer verilmemesi nedeniyle sermaye gereksinimi el işçiliğine oranla yüksek olmasa da el işçiliğinden fazladır. Maliyetler üretim kapasitesinin kullanımına bağlıdır, sabit giderler ise oldukça yüksektir. Bu sistemde kişi işletmeleri oldukça yaygın bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Fabrikasyon sistemi, imalathane sisteminin zayıf yönlerini ortadan kaldırmak için kurulan, daha büyük çaplı üretim yapan ve geniş kitlelerin taleplerini karşılayan bir üretim sistemidir. Bu sistemde önceden belli olmayan tüketiciler için üretim yapılır ve stoklu çalışma esastır. İşletmeler büyük fabrika binalarına, depolara ve yönetim binalarına ihtiyaç duyarlar; işgücü sayıca fazladır ve alıcılar geniş kitlelerdir. Üretim sürekli artma eğilimindedir ve kitlesel üretim gerçekleştirilir. Fabrikasyon sisteminde üretim yönetimi diğer üç sisteme göre çok daha karmaşıktır. Genellikle girişimci ve yönetici ayrı kişilerdir. İşletmelerin büyümesi ve üretimin artması yönetimi zorlaştırdığı için işin planlanması, örgütleme ve denetim görevleri gelişmiş yöntemlerle yürütülmelidir. Sabit giderlerin yüksek olması nedeniyle kapasite ve büyüklük yönünden dengeli hareket etmek şarttır; ayrıca çalışanların işletme amaçlarına uygun davranmaları için özendirilmeleri gerekmektedir. İşletmelerin üretim miktarları donanımlarıyla ilişkili olmakla birlikte, teknolojideki yenilikler ve tüketici isteklerindeki değişimler üretim biçimlerini yeniden yapılandırmaktadır. Üretimde kullanılan başlıca üretim biçimleri; üretim yöntemine göre sınıflandırma, ürünün cinsine göre sınıflandırma ve üretim akışı ile miktarına göre sınıflandırma olmak üzere üç ana grupta incelenmektedir. Üretime ilişkin genel yöntemlerin dikkate alındığı üretim yöntemine göre sınıflandırma; primer (birincil), analitik, sentetik, fabrikasyon ve montaj üretimi olmak üzere dörde ayrılır. Primer üretim yeryüzündeki hammaddelerin çıkarılması biçimidir (madenler, kömür, petrol). Analitik üretim, hammaddelerden ayrıştırma vasıtasıyla değişik ürünlerin elde edilmesidir (petrolden petrol ürünleri). Sentetik üretim ise hammaddelerin bir araya getirilerek yeni ürünlere dönüştürülmesidir (alaşımlı çelik, bronz). Fabrikasyon üretimi hammaddenin biçimini değiştirerek değerini artırırken (konfeksiyon, mobilya), montaj üretimi çeşitli hammadde ve yarı mamullerin sistemli bir şekilde birleştirilmesidir (otomobil, televizyon). Ürünün cinsine göre sınıflandırmada, üretilen ürünün fiziksel özellikleri üretim biçiminin ve fabrika binasının yapısının belirlenmesinde rol oynar. Demir-çelik üretimi, kömür üretimi, kimyasal maddelerin üretimi ve tekstil üretimi gibi alanlar bu gruba girmektedir. Üreticiler bu ürünlerin özelliklerine göre özel tesisler ve insan gücü yapısı oluştururlar. Üretim akışı ve miktarına göre sınıflandırma ise ürünlerin miktarı ile fabrika içinde izledikleri yola göre yapılır. Bu kapsamda tek üretim, seri üretim, akıcı üretim, sipariş üretim, sürekli üretim ve yalın üretim olmak üzere altı grupta incelenmektedir. Her akış biçimi, işletmenin maliyet yapısını, otomasyon düzeyini ve pazar esnekliğini doğrudan etkilemektedir. Tek üretim (proje tipi üretim), belirli bir zaman diliminde tek bir ürünün üretildiği ve üretim işleminin tekrar edilmediği sistemdir. Gemiler, binalar, barajlar ve köprüler bu gruba girer. Sipariş üzerine ve genellikle yapım yerinde gerçekleştirilir; her ürün bir öncekinden farklıdır. Seri üretimde ise bir ürün özel bir sipariş ya da pazardaki talebi karşılamak amacıyla belirli bir süre üretilir, ardından başka bir ürünün serisine geçilir. Seriler uzadıkça planlama çalışmaları düzenli yapılır; ev eşyası, hazır giyim ve gıda üretimi buna örnektir. Akıcı üretim, standartlaştırılmış ürünlerin üretilmesi amacıyla özel makinelerle kesintisiz olarak ve belirli bir üretim hattı çerçevesinde gerçekleştirilir. İş merkezleri birbirine bağımlıdır ve hattın başındaki hammadde, son aşamada nihai ürün olarak çıkar. Otomasyon gereği çalışanların görevleri tam tanımlanmıştır. Zaman ve iş etütlerinin doğru yapılması, iş akış hızının çalışan temposuyla uyumlu olması verimlilik ve iş güvenliği açısından kritik önem taşır. Sipariş üretim, tüketicinin zaman, miktar ve kalite açısından özel olarak belirlediği ürünlerin bir veya birkaç adet üretilmesidir. Büyük buhar kazanı veya özel elektronik aletler bu kapsamdadır. Tezgah ve işgücü kapasitesinden yararlanma oranı düşüktür, sipariş yığılması nedeniyle sırada bekleme süresi uzayabilir. Bilgilerin özenle saklanması ve tekrar kullanılabilmesi büyük önem arz eder. Sürekli üretim, teçhizatın belirli bir yönteme göre organize edildiği, malzeme akışının kesintisiz olduğu ve iş rotasının sabit olduğu sistemdir. Kitlesel üretim ve akış tipi üretim olarak ikiye ayrılır. Akış tipi üretimde makine ve tesisler tek bir ürün üretecek biçimde tasarlanmıştır; otomasyona ve sermaye yoğunluğa dayalıdır. Petrol rafinerileri, çimento ve şeker üretimi akış tipi üretime en iyi örneklerdir. Yalın üretimin özünde, en az maliyetle tüketici değerini en üste çıkarma ve en az kaynakla en çok değer yaratma amacı yatar. Yalın bir örgüt, müşteri değerine odaklanır ve sıfır kayıpla gerçek bir değer yaratma süreci hedefler. Üretim sürecinde daha az insan emeği, alan, sermaye ve zaman harcanarak hatalı ürün oranı ve maliyetler düşürülür. Stok bulundurma, hatalı ürünü onarma, gereksiz hareketler ve aşırı üretim gibi israflar ortadan kaldırılır. Yalın üretimin temel özellikleri; her aşamada israfı yok etmek, tam zamanında üretim doğrultusunda stoksuz üretimi öngörmek, tedarikçilerle güçlü ilişkiler kurmak, esneklik sağlamak ve sürekli gelişmeyi amaçlamaktır. Bu yaklaşımda insan odaklı örgütlenme, iletişime önem verme ve çok işlevli işgörenlerle ekip çalışması yapmak temel unsurlardır. Tam zamanında üretim (JIT), başlangıçta Japonya'da geliştirilen bir envanter yönetimi iken günümüzde bir üretim biçimi olarak kabul edilmektedir. İşe değer katmayan her türlü atığın yok edilmesi ve malzemelerin gerektiği yer ve zamanda çekilmesi esasına dayanır. Çekme sistemine dayalıdır ve istasyonlar arası haberleşmeyi sağlayan kanban kartları kullanılır. Tam zamanında üretim felsefesinde en büyük gider kaynağı olarak stoklar görülür; stokların ortadan kaldırılması sorunların gizlenmesini engeller ve üretim çevrim zamanını kısaltır. Günümüz süreç odaklı sistemlerinde tedarikçiler ve alıcılar ardışık süreçler olarak ele alınmakta, karşılıklı yarara dayalı ilişkiler geliştirilmektedir. Pazarlama, yaşamın her alanında karşılaşılan ve işletmeler için hayati önem taşıyan bir fonksiyondur. Ürün ve hizmetlerin tüketici ihtiyaçlarına uygun olarak üretilmesinde, pazara sunulmasında ve tüketim sonrası geri bildirimlerin değerlendirilmesinde kritik rol oynar. Dar anlamda pazarlama ürünlerin pazara sürülmesi iken, geniş anlamda üretimden tüketime kadar ürün akışını kolaylaştıran işlemlerin bütünüdür. Amerikan Pazarlama Derneği'ne (AMA) göre pazarlama, müşteriler için değer yaratma, tanıtma ve sunma ile müşteri ilişkilerini yönetmeye yönelik süreçler dizisidir. Pazarlamanın temel kavramları; ihtiyaçlar ve istekler, tüketici, müşteri, endüstriyel müşteri, pazar, değişim, değer ve tatmin olarak sıralanır. İhtiyaç, karşılanması gereken yaşamsal eksiklikler iken; istek, bu ihtiyaçların giderilmesi için tercih edilen kültürel ve kişisel alternatiflerdir. Tüketici son kullanım amacıyla ürün alan kişi, müşteri belirli bir işletmeden alışveriş yapan kişi, endüstriyel müşteri ise ticari amaçlı alım yapan işletmedir. Pazar, genel anlamda alıcı ve satıcıların karşılaştığı yerler olmakla birlikte, iktisat ve pazarlamada belirli bir ürünün olası alıcılarının toplam talebini oluşturduğu soyut bir ortamdır. Değişim, ihtiyaç duyulan bir şeyin karşılığında başka bir şey verilerek sağlanmasıdır ve parayla ya da takas yoluyla gerçekleşebilir. Değer, tüketicinin satın almayı düşündüğü ürünün ihtiyaç ve isteklerini ne kadar karşılayacağı ile ilgili algılanan yararlar ve maliyetler dengesidir. Tatmin ise bireyin beklentileri ile ürünün algılanan performansı arasındaki karşılaştırmanın sonucudur; beklentiler karşılanırsa tatmin sağlanır, aksi takdirde hayal kırıklığı yaşanır. Pazarlama karması, bir işletmenin pazarlama programını oluştururken bir araya getirdiği ürün, fiyat, dağıtım ve pazarlama iletişimi olmak üzere dört temel bileşenden oluşur. Pazarlama karması neyin, nasıl ve ne zaman yapılacağı ile ilgilidir. Doğru ürünün doğru yerde, zamanda ve fiyatta sunulması bu bileşenlerin eşgüdümlü yönetilmesine bağlıdır. Ürün, pazarlamanın temelini oluşturur ve somut ile soyut özelliklerin bir bütünüdür. Tüketiciler ürün satın alırken sadece fiziksel özelliklerle değil, satış sonrası hizmetler, marka imajı ve psikolojik tatminle de ilgilenirler. Ürünler satın alma amacına göre tüketim ürünleri ve endüstriyel ürünler olarak sınıflandırılır. Tüketim ürünleri; kolayda ürünler (tuz, şeker, az düşünülmeden alınan), beğenmeli ürünler (fiyat ve kalite karşılaştırması yapılarak alınan mobilya, giyim), özellikli ürünler (özel marka tercihi gerektiren pahalı ürünler) ve aranmayan ürünler (deprem sigortası gibi önceden bilinmeyen) olmak üzere dörde ayrılır. Dayanıklılık ölçütüne göre ise dayanıklı ve dayanıksız ürünler olarak incelenir. Endüstriyel ürünler ise hammaddeler, işlenmiş maddeler ve parçalar, yatırım ürünleri, yardımcı donatım, işletme gereçleri ve endüstriyel hizmetler olmak üzere altı gruba ayrılır. Bu ürünler başka bir ürünün üretiminde ya da işletmenin günlük faaliyetlerinde kullanılır. Fiyat, pazarlama karması bileşenlerinden biri olup ürün dizaynı, dağıtım ve pazarlama iletişimi ile koordineli bir şekilde belirlenmelidir. Fiyatlama kararları hem diğer bileşenlerden etkilenir hem de onları etkiler. Yüksek kalite ile konumlandırılan bir ürünün fiyatı maliyetleri kapsayacak şekilde yüksek olacaktır. İşletmeler fiyat belirlerken genel işletme ve pazarlama amaçları doğrultusunda hareket ederler. Bu amaçların en önemlileri kâr sağlama amacı, rekabete dönük amaçlar, yaşamını sürdürme (ayakta kalma) amacı ve satış hacmini artırma (satış maksimizasyonu) amacıdır. Kâr sağlama amacı, ürünün talebini ve maliyetini hesaplayarak en yüksek kâr veya yatırım getirisini sağlayacak fiyat düzeyinin bulunmasını içerir. Rekabete dönük amaçlarda ise rakiplerin fiyatları temel alınarak pazar payını artırmak veya rakipleri zor durumda bırakmak hedeflenir. Kriz dönemlerinde veya aşırı rekabette yaşamını sürdürme amacı ön plana çıkar ve işletmeler değişken maliyetleri karşılayacak düşük fiyatlar uygulayabilir. Satış hacmini artırma amacı, belirli bir dönemde satışları veya pazar payını maksimize etmeye odaklanır. Pazar payı arttıkça birim maliyetler düşeceği için düşük fiyatlandırma stratejisi uzun vadede kârlılığı da destekleyebilir. Dağıtımın rolü, ürünü üreticiden hedef kitleye ulaştırmaktır. Dağıtım kanalı, ürünün üreticiden tüketiciye hareketinde izlediği yolu oluşturan işletme içi ve dışı örgütlerin yapısıdır. Dağıtım kararları uzun dönemli bağlılık gerektirir; bu nedenle yöneticiler gelecekteki pazar durumunu göz önünde bulundurarak kanalları özenle seçmelidir. Dağıtım kanalları dolaysız ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılır. Dolaysız dağıtımda (sıfır aşamalı dağıtım) üretici ürünlerini herhangi bir aracı kullanmadan doğrudan tüketiciye satar. Dolaylı dağıtımda ise üretici ile tüketici arasında toptancı, perakendeci ve bayiler gibi çeşitli aracılar bulunur. Geniş pazarlarda dolaysız dağıtım yapmak çok zor olduğundan aracıların taşıma ve depolama gibi işlevlerinden yararlanılır. Elektronik ticaretin gelişmesiyle birlikte aracıların ortadan kaldırılması anlamına gelen "aracısızlaştırma" eğilimi artmıştır. Üreticiler doğrudan müşterilerine ulaşma yolları arasa da dolaysız dağıtımın maliyeti yüksek olabilir ve satış sonrası hizmetlerde aksamalara yol açarak tüketici memnuniyetini olumsuz etkileyebilir. Dağıtım kanalının etkinliği, kanal üyeleri arasındaki iş birliğine bağlıdır. Doğru tasarlanmış bir dağıtım sistemi, ürünün doğru yerde ve zamanda tüketicinin elinde olmasını garanti eder. Eski adı tutundurma olan pazarlama iletişimi, işletme veya ürün ile hedef kitle arasındaki tüm iletişim faaliyetlerini kapsar. Reklam, satış özendirme, halkla ilişkiler, kişisel satış ve doğrudan pazarlama iletişimi olmak üzere beş temel alt bileşeni bulunur. Doğru karmayı oluştururken ürün özellikleri, pazarın yapısı, finansal güç, rakip stratejileri ve ürünün yaşam eğrisi gibi faktörler belirleyicidir. Reklam, ürün veya hizmetlerin bir ücret karşılığında kişisel olmayan bir biçimde kitlelere duyurulmasıdır. Kamuya açık olması meşruluk kazandırır, yaygındır ve mesajlar tekrar edilebilir. Satış özendirme ise tüketicilerde hediye alma veya düşük fiyat avantajı yaratarak kısa sürede satış artışı sağlamaya yönelik kupon, indirim ve örnek ürün dağıtımı gibi araçları kapsar. Halkla ilişkiler, kurum veya ürünün kitle iletişim araçlarıyla tanıtılmasını sağlayan ancak temel farkı duyuru ve haber faaliyetlerinin bedelsiz olması ve kamuoyunda güven yaratması olan bir uygulamadır. Kişisel satış ise yüz yüze veya telefonla yapılan, özellikle endüstriyel ürünlerde ve yüksek birimli satışlarda büyük önem taşıyan bir iletişim yöntemidir. Doğrudan pazarlama iletişimi; yüz yüze satış, katalog, televizyondan satış, internetten pazarlama ve otomatlar gibi yöntemlerle doğrudan satış sağlayan ve veri tabanı oluşturmaya yarayan modern bir yaklaşımdır.