Sesli Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Hakkın Kazanılması, Kaybedilmesi, Kullanılması ve Korunması — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Hakkın Kazanılması, Kaybedilmesi, Kullanılması ve Korunması. Bir hakkın bir kişiye bağlanmasına hakkın kazanılması adı verilir; bu durum kişi ile hak arasında hukuki bir bağlantı kurar. Hukuk düzenince korunan menfaatler olan haklar sahipsiz olamaz ve bu hakların doğumuna yol açan olgular hukuki olay, hukuki fiil ve hukuki işlem olmak üzere üç grupta incelenir. Hukuki olaylar geniş ve dar anlamda olmak üzere ikiye ayrılır. Geniş anlamda hukuki olay, kanun koyucunun kişi iradesinin olup olmadığına bakmaksızın hüküm ve sonuç bağladığı olaylardır; örneğin çocuğun sağ doğmasıyla kişiliğin başlaması veya ölümle sona ermesi, mirasın mirasbırakanın ölümüyle açılması gibi. Dar anlamda hukuki olay ise kişi iradesi sonucu olan ve hukuk düzenince hukuki sonuç bağlanan insan davranışlarıdır ki bunlara hukuki fiil denir. Hukuki fiiller, hukuk düzeninin onayladığı hukuka uygun fiiller ile hukuk düzeninin uygun bulmadığı hukuka aykırı fiiller olarak ikiye ayrılır. Hukuka uygun fiiller irade veya iş ve emek açıklamaları (hukuki işlem, hukuki işlem benzeri fiiller, maddi fiiller), bilgi veya haber verme açıklamaları ve duygu açıklamaları şeklinde sınıflandırılır. Hukuki işlem, bir veya birden fazla kişinin hukuki bir sonuca yöneltilmiş irade açıklamasıdır ve her hukuki işlemde irade açıklaması ile hukuki sonuç unsurları bulunur. Satış ve bağışlama sözleşmeleri iki taraflı hukuki işlemlere örnekken, vasiyetname yapılması veya evlilik dışı doğan çocuğun tanınması tek taraflı hukuki işlemlere örnektir. Haklar aslen kazanma ve devren kazanma olmak üzere iki şekilde kazanılır. Aslen kazanma, kişinin o ana kadar hiç kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle ilk defa elde etmesidir (örneğin işgal, ihraz, zamanaşımı ile mülkiyet kazanma). Devren kazanma ise bir hakkın o ana kadar sahibi olan kişiden devir yoluyla elde edilmesidir ve bu durumda hakkı kazanana halef denir. İyiniyet, bir hak kazanılırken o hakkın kazanılmasına engel olan bir sebebin mevcudiyeti veya gerekli bir unsurun yokluğu hakkında gerekli özeni göstermesine rağmen kişide var olan, makul görülebilen yanlış bilgi ya da bilgisizliği ifade eder. Türk Medeni Kanunu'nun 3. maddesi gereğince kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır ve bu durum yasal bir karine teşkil eder. İyiniyetin varlığından söz edebilmek için kişinin hatalı bir bilgiye sahip olması, bu bilgisizliğin kendi kusurundan kaynaklanmamış (mazur görülebilir) olması ve bu durumun hakkın doğumu veya kazanılması anında bulunması ya da devamlı olarak mevcut olması şarttır. Kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. İyiniyetin en önemli sonucu, normal şartlarda kazanılması mümkün olmayan bir hakkın geçerli bir şekilde kazanılmasına imkan tanımasıdır. Ancak bazı istisnai hallerde, daha öncelikli korunması öngörülen yararlarla çatışma sebebiyle iyiniyetli olsa bile kişi hakkı kazanamaz; bunlar ayırt etme gücü bulunmayan kişinin, malı çalınanın, kaybolanın ya da rızası dışında elinden çıkan kişilerin korunması halleridir. Eşya hukukunda iyiniyetin sonuçları taşınırlar ve taşınmazlar için ayrı düzenlenmiştir. Sahibinin elinden isteğiyle çıkan taşınırlarda (bırakılmış eşya, emin sıfatıyla zilyet), iyiniyetle hak edinen kişinin edinimi korunur. Buna karşılık sahibinin elinden isteği dışında çıkan (çalınan, kaybedilen, gaspedilen) taşınırlarda asıl hak sahibi korunur ve beş yıl içinde taşınmaz davası açılabilir. Taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkının kazanılmasında ise tapu siciline güven ilkesi benimsenmiştir. TMK m.1023 gereğince tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Ayrıca aile ve borçlar hukukunda da (örneğin alacağın devrinde borçlunun iyiniyetle eski alacaklıya ödemede bulunarak borcundan kurtulması) iyiniyet koruyucu sonuçlar doğurur. Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın hak sahibinin elinden çıkması ve o hak sahibinden ayrılması demektir. Hakların kaybedilmesi nisbi kayıp ve mutlak kayıp olmak üzere iki grupta toplanır. Hak sahibinin sahip olduğu hakkı bir başka kişiye devretmesi nisbi kayba yol açar. Nisbi kayıp, hakların devren kazanılmasına yol açan hukuki işlemler (satış, bağışlama) veya hukuki olaylar (ölümle mirasın geçmesi) sonucunda eski sahip bakımından gerçekleşir. Bu durumda hak tamamen ortadan kalkmamış, sadece el değiştirmektedir. Hakkın mutlak kaybı ise hak sahibinin elinden çıkan hakkın tamamen ortadan kalkması, yok olması durumudur. Mutlak kayıp da hukuki olay, hukuki fiil veya hukuki işlem sonucunda gerçekleşebilir. Hukuki olay olan ölümle birlikte kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar (velayet vb.) tamamen ortadan kalkar; hak konusu şeyin telef olması (kedinin ölmesi, teknenin batması) veya kazandırıcı zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolması da mutlak kayba neden olur. Örneğin mirasın reddi için öngörülen üç aylık sürenin geçirilmesiyle mirasçılık hakkı düşer. Hukuki fiiller (örneğin bir taşınırın terk edilmesi, çöpe atılması) ve hukuki işlemler (mirastan feragat sözleşmesi veya kamulaştırma) de hakların mutlak olarak kaybedilmesine yol açan diğer önemli sebeplerdir. Hakkın kullanılması, kişinin hukuk düzenince korunan menfaatleri çerçevesinde kendisine tanınan yetkilerden faydalanmak üzere harekete geçmesidir. Kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken uyacakları kuralları düzenleyen kurallara davranış kuralları denir. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrası "Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır" hükmünü getirerek bireyci görüşün ötesine geçmiş ve toplumsal yararı gözeten objektif iyiniyet (dürüstlük) kuralını benimsemiştir. Dürüstlük kuralları, dürüst, normal, orta zekalı ve makul kişilerin toplum içinde karşılıklı güven ve ahlaka dayalı davranışlarından doğan yazılı olmayan kurallardır. Sözleşme ilişkilerinde tarafların verdikleri sözlere bağlı kalmaları (ahde vefa ilkesi) esastır; ancak sözleşme yapıldıktan sonra öngörülemeyen olağanüstü hallerin çıkması durumunda ifanın imkansızlaşması veya aşırı derecede ağırlaşması halinde emprevizyon (öngöremezlik) teorisi gereği hakim sözleşmeyi uyarlayabilir veya feshine karar verebilir. Dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eden durumlardan biri de kanuna karşı hiledir; bu durum, emredici bir hukuk kuralının yaptırımından kaçınmak amacıyla başka bir kuraldan yararlanarak yasaklanmış sonucu elde etmektir. Bir hukuki kurumun amacı dışında kullanılması da dürüstlük kuralına aykırıdır. Türk Medeni Kanunu m.2/2 ise "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" diyerek hakkın kötüye kullanılmasını yasaklamıştır. Hakkın kötüye kullanılmasından bahsedilebilmesi için tanınmış bir hakkın varlığı, bu hakkın haklı bir menfaat olmaksızın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması ve başkalarının zarar görmüş veya görme tehlikesiyle karşılaşmış olması gerekir. Modern hukuk sistemlerinde hakların devlet eliyle korunması ilkesi benimsenmiştir; hak sahibi hakkını devletin yargı organları önünde dava açarak elde eder. Talep hakkı, hukuki ilişkinin içeriğini oluşturan edimin yerine getirilmesini yükümlü kişiden isteme yetkisidir ve bu yetki sonuç vermezse dava açma hakkı kullanılır. Mahkemeler önündeki yargılama çekişmeli yargı (karşılıklı uyuşmazlık, örn. alacak davası) veya çekişmesiz yargı (uyuşmazlık yok, örn. mirasçılık belgesi verilmesi) olabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre dava türleri; eda davaları, tespit davaları, inşai (yenilik doğuran) davalar, belirsiz alacak davası ve topluluk davasıdır. Davalının savunması inkâr (olguların mevcut olmadığını iddia etme), itiraz (hakkın hiç doğmadığını ileri sürme) veya def'i (hakkın varlığını kabulle birlikte ifadan kaçınma hakkı kullanma, örn. zamanaşımı def'i) şeklinde yapılır. Kanun çok istisnai hallerde kişinin hakkını bizzat korumasına izin verir; bunlar haklı savunma (meşru müdafaa), zaruret (ıztırar) hali ve kuvvet kullanma (ihkak-ı hak) halleridir. Hakkın korunmasında ispat yükü kritik bir öneme sahiptir. TMK m.6'ya göre kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Davacı iddiasını, davalı ise savunmasını ispat etmek zorundadır. İspat yükünün istisnaları arasında ispat yükünün kanun hükmüyle yer değiştirmesi (örneğin sözleşme sorumluluğunda borçlunun kusursuzluğunu ispatlaması), karineler (iyiniyet karinesi, babalık karinesi, resmi sicil ve senetlerin doğruluk karinesi) ve ikrar yer alır. Karine lehe olan tarafı ispat yükünden kurtarır.