1929 yılında ABD'de başlayan büyük ekonomik kriz, işletmeleri daha verimli çalışmaya zorlamıştır. Bu kriz ortamı, klasik yönetim kuramının eksikliklerinin sorgulanmasına yol açmış ve insan unsurunu öne çıkaran Hawthorne Araştırmaları'nın yapılmasına zemin hazırlamıştır.
Joan Woodward, İngiltere'deki sanayi işletmelerinde yaptığı araştırmada üretim teknolojisi ile örgüt yapısı arasında doğrudan bir ilişki saptamıştır. Birim ve süreç üretimi yapanların organik, kitle üretimi yapanların ise mekanik yapıda yüksek performans gösterdiğini kanıtlamıştır.
Tom Burns ve G.M. Stalker, yaptıkları araştırmada çevresel değişim hızı ile örgüt yapısı arasındaki ilişkiyi incelemişlerdir. Durgun çevrelerde mekanik örgüt yapısının, dinamik ve karmaşık çevrelerde ise organik örgüt yapısının yüksek kurumsal performans sağladığını bulmuşlardır.
Emery ve Trist, İngiltere'de konserve ve dondurulmuş gıda sektöründe faaliyet gösteren bir işletmeyi incelemişlerdir. İşletmenin durgun çevreden çalkantılı çevreye geçişteki uyum sorunlarını analiz ederek, çevresel karmaşıklığa göre örgüt yapısının değişmesi gerektiğini göstermişlerdir.
Peter Senge, 1990 yılında yayımladığı 'Beşinci Disiplin' adlı kitabıyla öğrenen örgütler yaklaşımını yönetim dünyasına kazandırmıştır. Kitap, geçmiş hatalardan ders çıkaran ve sürekli kendini yenileyen dinamik organizasyonların beş temel disiplinini açıklamaktadır.
Howard Bowen, 1953 yılında yayımladığı 'Social Responsibilities of the Businessman' adlı eseriyle kurumsal sosyal sorumluluk kavramını ilk kez tanımlamıştır. Bowen, yöneticilerin kararlarında toplumsal refahı da gözetmeleri gerektiğini savunmuştur.
Jansen ve Meckling, 1976 yılında yayımladıkları çalışmayla Vekalet Kuramı'nın temellerini atmışlardır. Kuram, halka açık şirketlerde hissedarlar (vekalet verenler) ile yöneticiler (vekiller) arasındaki çıkar çatışmalarını ve temsil maliyetlerini analiz eder.
Michael Hannan ve John Freeman, 1977 yılında geliştirdikleri Örgütsel Ekoloji Kuramı ile Darwin'in doğal seleksiyon ilkesini örgütlere uyarlamışlardır. Çevreye uyum sağlayamayan örgütlerin elendiğini popülasyon düzeyinde açıklamışlardır.
Oliver Williamson, 1991 yılında geliştirdiği İşlem Maliyeti Kuramı ile Nobel Ekonomi Ödülü'ne giden yolu açmıştır. Kuram, işletmelerin dışarıdan satın alma (piyasa) ile kendi bünyesinde üretme (hiyerarşi) kararlarını işlem maliyetleri üzerinden açıklar.
Buluşlar 1950'li yıllara kadar bireysel mucitlerin adlarıyla anılırken, bu tarihten sonra yüksek bütçeli yatırımlar nedeniyle devletler, üniversiteler ve küresel şirketlerin adlarıyla anılmaya başlanmıştır. Bilim, bireysel dehadan sistematik ekip çalışmasına dönüşmüştür.
Uygarlık tarihindeki büyük buluşların ivmesi 1850'lerden sonra olağanüstü artmıştır. 1763'te Chappe'nin telgrafı ile başlayan süreç, 1948'de transistörün bulunması, 1951'de IBM bilgisayarı ve 1962'de MIT'nin interneti keşfetmesiyle dijital çağın altyapısını oluşturmuştur.