Özet
← Ünite 1

Ünite 1: Dünyanın Oluşumu, Eski Mezopotamya ve Eski Mısır Tarihi ve Uygarlıkları — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Mezopotamya’nın Coğrafi Yapısı ve Akarsuları

Mezopotamya terimi, Yunanca 'mesos' (ara/orta) ve 'potamos' (ırmak) kelimelerinden türetilmiş olup 'iki ırmak arası' anlamına gelir. Bu coğrafi tanım, kuzeyde Toros Dağları’ndan güneyde Basra Körfezi’ne, doğuda Zagros Dağları’ndan batıda Suriye Çölü’ne kadar uzanan geniş alanı kapsamaktadır.

Bölgeye hayat veren en önemli akarsular Doğu Anadolu’dan doğan Dicle (İdiglat) ve Fırat (Purattu) nehirleridir. Eskiçağ’da bu iki nehir Basra Körfezi’ne bugün döküldükleri noktadan 200 km daha içeride, ayrı ayrı dökülmekteydiler. Zamanla nehirlerin taşıdığı alüvyonlar denizi doldurmuş, nehirler yatak değiştirerek Basra Körfezi’ne 145 km kala birleşmiş ve Şattülarap Nehri’ni oluşturmuşlardır.

Mezopotamya, coğrafi olarak tarım elverişliliği sunması ve sulama kanallarına imkan tanık olması sayesinde dünyanın en eski medeniyetlerinin beşiği olmuştur. Ancak bölgenin etrafının dağlar ve çöllerle çevrili olmasına rağmen kuzeyden ve güneyden göçlere açık olması, tarihin pek çok döneminde istila edilmesine yol açmıştır.

2Eski Mezopotamya’da Tarih Öncesi Çağlar ve Kültürler

Mezopotamya’da Paleolitik Çağ (Eski Taş Çağı, MÖ 1.100.000-12.000) insanlığın ilk izlerini barındırır. Alt Paleolitik'te Afrika dışına yayılan ilk insan türü olan Homo erectus, Kuzey Mezopotamya’da (Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa, Batman) armut biçimli el baltaları bırakmıştır. Orta Paleolitik’te neandertaller görülmüş, Kuzey Irak’taki Şanidar Mağarası’nda cenin pozisyonunda şifalı bitkilerle gömülen ilk ölü kalıntıları bulunmuştur.

MÖ 12.000-10.000 arasındaki Epipaleolitik Çağ’da (Orta Taş Çağı) Son Buzul Çağı’nın sona ermesiyle iklim yumuşamış, mikrolit adı verilen minik taş aletler geliştirilmiş ve köpek ilk defa evcilleştirilmiştir. MÖ 10.000’den itibaren Neolitik Çağ'da yerleşik köy yaşamı, tarım (buğday, arpa) ve hayvancılık başlamış; Çayönü, Nevali Çori, Göbeklitepe ve Cermo gibi merkezler kurulmuştur.

Kalkolitik Çağ’da (Bakır Taş Çağı) Kuzey Mezopotamya’da Hassuna yerini Halaf Kültürü’ne (MÖ 5600-5000) bırakmıştır. Halaf döneminde yuvarlak planlı 'tholos' evler ve zarif boya bezemeli çanak çömlekler yaygındır. Güney Mezopotamya’da ise Ubeyd Kültürü (MÖ 5500-4000) etkili olmuş, kentlerin merkezinde tapınak inşa etme geleneği bu dönemde başlamıştır.

Uruk Dönemi (MÖ 4000-3100) bölgede kentleşmenin ve bürokrasinin zirve yaptığı evredir. Sulu tarım gelişmiş, seri üretime geçilmiş, baskı mühür yerini silindir mühüre bırakmıştır. Tapınaklarda biriken ürünlerin kaydı için basit işaretlerin yetersiz kalması üzerine MÖ 3200 civarında yazı icat edilmiştir.

3Sümerler ve Erken Sülaleler Dönemi

MÖ 4. binyılın sonlarında Güney Mezopotamya’da görülen Sümerlerin kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte İndus kültüründe ya da bölgenin yerli halkı arasında aranmaktadır. Erken Hanedanlar Dönemi’nde (MÖ 2900-2350) Eridu, Uruk, Ur, Lagaş, Kiş, Nippur ve Umma gibi her biri surlarla çevrili ve merkezî tapınağa sahip bağımsız kent devletlerinde yaşamışlardır.

Kent devletleri arasında su ve toprak anlaşmazlıkları nedeniyle savaşlar eksik olmamıştır. Kiş Kralı Mesilim, Lagaş yöneticisi Ur-Nanşe, Eannatum ve ilk yazılı reformları gerçekleştiren Urukagina gibi önemli krallar bu dönemde hüküm sürmüştür. Sülaleler döneminin sonunda Umma Kralı Lugalzaggezi’nin Akkadlı Sargon’a yenilmesiyle Sümer siyasi üstünlüğü sona ermiştir.

Sümerler yazıyı, destanları, mitosları, tekerleği, altmışlık sayı sistemini, ay takvimini ve ilk yasal düzenlemeleri insanlık tarihine kazandırmış en önemli medeniyetlerden biridir. Onların tapınak-ev olarak inşa ettiği zigguratlar; ibadethane, okul, arşiv ve kütüphane işlevlerini bir arada yürütmüştür.

4Akkadlar, Yeni Sümer Dönemi ve Assur-Babil Devletleri

Sami kökenli bir topluluk olan Akkadlar, I. Sargon (MÖ 2334-2279) ve torunu Naram-Sin zamanında Akdeniz’e kadar tüm Mezopotamya’yı ele geçirerek ilk merkezi imparatorluğu kurmuşlardır. Naram-Sin ile 'Tanrı-Kral' düşüncesi ortaya çıkmıştır. Akkadlar MÖ 2150’lerde Zagros Dağları’ndan inen Gutililer tarafından yıkılmıştır.

Akkad baskısının kalkmasıyla Güney Mezopotamya’da III. Ur Sülalesi (MÖ 2112-2000) ile Yeni Sümer Dönemi yaşanmış ancak bu sonun başlangıcı olmuştur. Sonrasında kuzeyde Assur, güneyde ise Babil ön plana çıkmıştır. Assurlu tüccarlar Anadolu’da Kaniş/Neşa gibi Karumlar kurarak tunç yapımı için kalay satmış, bu ticaret sayesinde Anadolu yazı ile tanışmıştır.

Babil Sülalesi’nin en ünlü kralı Hammurabi, sınırları genişletmiş ve 'Hammurabi Kanunları' olarak bilinen kapsamlı yasaları steller üzerine kazıtmıştır. Yeni Assur Krallığı ise MÖ 10. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar yoğun bir yayılma politikası izlemiş, ancak Medler, Babilliler ve İskitlerin ortak saldırısıyla MÖ 612’de yıkılmıştır.

Yeni Babil Devleti (Kalde Devleti, MÖ 625-539) döneminde Babil en görkemli günlerini yaşamıştır. Kral Nabukadnezzar, İştar Kapısı, Babil Kulesi ve dünyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri’ni inşa ettirmiştir. Bölge sırasıyla Persler (MÖ 539), Büyük İskender, Selevkoslar, Sasaniler ve Arapların (MS 640) egemenliğine girmiştir.

5Eski Mezopotamya Medeniyetinde Hukuk, Din, Bilim ve Sanat

Mezopotamya hukukunda Sümerler para cezaları ve tazminatlara ağırlık verirken, Sami kökenli kanunlarda (örneğin Hammurabi) 'Talion' yani kısasa kısas ilkesi geniş yer bulmuştur. Kanunlar prolog (ön söz), maddeler ve epilog (netice) olmak üzere üç standart bölümden oluşuyordu. Urukagina, Ur-Nammu, Hammurabi ve Eşnunna önemli kanun metinleridir.

Çok tanrılı dine inanan Mezopotamyalılar her kentin bir tanrısı olduğuna inanmış, tanrıların evleri olarak zigguratları inşa etmişlerdir. Çivi yazısı MÖ 3200’de Uruk’ta doğmuş; Grotefend ve Rawlinson gibi bilginlerin Behistun yazıtları üzerinde çalışmasıyla çözülmüştür. Edebiyatta Gılgamış, Yaradılış gibi destanlar ve mitoslar üretilmiştir.

Matematikte altmışlık tabanlı sayı sistemini kullanan Mezopotamyalılar çarpım cetvelleri, logaritma ve karekök hesapları yapmış, pi sayısını 3.125 olarak bulmuşlardır. Ay takvimini geliştirmişler, haftayı 7 gün, günü 24 saat yapmışlar ve ilk hafta sonu tatilini uygulamışlardır. Tıp alanında büyü (Asu ve Aşipu) ile eczacılık iç içe yürütülmüştür.

Sanatta heykeltıraşlık (Gudea heykelleri) ve kabartma (Akbabalar Steli, Naram-Sin Kabartması) gelişmiştir. Mimaride zigguratların yanı sıra Kiş, Mari, Assur ve Babil gibi görkemli saraylar inşa edilmiştir.

6Eski Mısır’ın Coğrafi Yapısı ve Nil Nehri’nin Önemi

Eski Mısır kültürü, dünyan en uzun nehri olan Nil Vadisi boyunca gelişmiştir. Vadi, kuzeyde Delta Bölgesi (Aşağı Mısır) ve güneyde Assuan’a kadar uzanan Yukarı Mısır olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Doğu ve batı çöllerle, güney ise geçişi zorlaştıran çağlayanlarla çevrilidir.

Mısır ikliminin hemen hemen yağışsız olması, ülkenin tarımsal verimliliğini tamamen Nil Nehri’nin taşkınlarına bağımlı kılmıştır. Her yıl mayıs ayında yükselen sular temmuz-ekim arasında vadiyi kaplar (Taşkın/akhet mevsimi), kasımda çekilerek verimli milleri bırakır ve ekim (peret) dönemi başlardı. Bu yüzden Heredot Mısır için 'Nil’in bir armağanıdır' ifadesini kullanmıştır.

Ülkenin coğrafi konumu dış saldırılara karşı doğal bir koruma sağlasa da kuzeydeki Delta bölgesi istilalara en açık alandır. Tarih boyunca Hiksoslar, Assurlular ve Persler gibi dış güçler bu bölgeden Mısır’a girmiştir.

7Eski Mısır Tarihinin Dönemleri ve Siyasi Gelişmeler

Mısır’da Paleolitik Çağ’dan beri insan yaşamı vardır. MÖ 3000 yıllarında efsanevi kral Menes (=Aha) Aşağı ve Yukarı Mısır’ı birleştirerek merkezi krallığı kurmuştur (gerçek birleştiricinin Narmer olduğu sanılmaktadır). Mısır tarihi Erken Devir, Eski Krallık, Orta Krallık, Yeni Krallık ve Geç Dönem olarak incelenir; zayıflama dönemlerinde ise 3 Ara Dönem yaşanmıştır.

Eski Krallık Dönemi (MÖ 2650-2134) 'Piramitler Çağı' olarak bilinir; 3. Sülale’de vezir İmhotep Coser için Basamaklı Piramit’i, 4. Sülale’de ise Keops, Kefren ve Mikerinos Gize piramitlerini inşa etmiştir. Güneş Dini bu dönemde güç kazanmıştır. Orta Krallık’ta (MÖ 2040-1640) Teb başkent olmuş, III. Senusret sınırları genişletmiştir. Dönem sonunda Hurri kökenli Hiksoslar atlı arabalarla Mısır’ı işgal etmiştir (İkinci Ara Dönem).

Yeni Krallık Dönemi (MÖ 1550-1070) I. Ahmose’nin Hiksosları sürmesiyle başlar; Mısır imparatorluğa dönüşmüştür. I. Tutmosis ve III. Tutmosis Fırat’a kadar toprak kazanmıştır. IV. Amenofis (Eknaton) Aton tektanrıcılığını getirmek istemiş ancak başarısız olmuştur. II. Ramses Hititlerle Kadeş Savaşı’nı yapmış ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Barış Antlaşması’nı imzalamıştır.

Geç Dönem’de Kuşiler, Assurlular (Esarhaddon), Psammetikos’un kurduğu 26. Sülale ve son olarak MÖ 525’te Persler Mısır’ı ele geçirmiştir. MÖ 332’de Büyük İskender’in fethiyle başlayan Helenistik Ptolemaioslar dönemi, MÖ 30’da Roma egemenliği (Aegyptus) ile sona ermiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Eski Mısır Medeniyetinde Devlet Yönetimi, Toplum ve Bilim

Mısır, firavunların mutlak otoritesine dayanan bir krallıktı. Firavun Horus’un temsilcisi ve Güneş Tanrısı Ra’nın oğlu olarak kabul edilirdi. Yönetimde firavundan sonra en yetkili kişi vezirdi; eyaletler ise firavunun atadığı valiler tarafından yönetilirdi. Toplum memurlar, rahipler, geniş çiftçi tabakası, zanaatkârlar ve kölelerden oluşuyordu.

Mısır’da matematik ve geometri, Nil taşkınlarından sonra tarla sınırlarının yeniden ölçülmesi ve tayınların paylaştırılması ihtiyacıyla gelişmiştir. 3-4-5 üçgenini ve Pisagor bağıntısının temellerini bilen Mısırlılar pi sayısını 3.16 olarak hesaplamışlardır.

Mısırlılar MÖ 3000’lerde 365 günlük Güneş takvimini geliştirmişlerdir. 30 günlük 12 ay ve yıl sonuna eklenen 5 günle oluşturulan bu takvim, Julius Caesar ve Papa XIII. Gregor tarafından düzenlenerek bugünkü Gregoryen takviminin temelini oluşturmuştur. Tıp alanında kırık ve yaralar tedavi edilse de anatomi bilgisi sınırlı kalmıştır.

9Eski Mısır’da Yazı, Dil ve Edebiyat

Mısır’da yazı MÖ 3000 civarında hiyeroglif olarak doğmuştur. Kutsal metinlerde ve taş anıtlarda kullanılan hiyeroglif resim temelli resmi bir yazıdır. Zamanla yazının hızla türetilmesi gereksinimi hiyeratik (rahip yazısı) ve halkın kullandığı demotik yazıyı ortaya çıkarmıştır. Hristiyan Mısırlıların kullandığı Kopt yazısı ise son aşamadır.

Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Fransız dilbilimci Jean-François Champollion tarafından Rosetta taşı yardımıyla çözülmüştür. Yazı malzemesi olarak Nil kıyısında yetişen papirüs bitkisinden yapılan rulolar ve mürekkep kullanılmıştır. Saray, ordu ve tapınaklardaki okullarda rahipler uzun yıllar eğitim vererek yazıcılar yetiştirmiştir.

10Eski Mısır’da Mimari: Mezarlar ve Tapınaklar

Mısır mimarisi anıtsal mezarlar ve tapınaklar üzerinde yoğunlaşmıştır. İlk kral mezarları kerpiçten yapılan ve 'Ka' (ruh) için sahte kapı barındıran mastabalardır. Mimar İmhotep’in Coser için yaptığı Basamaklı Piramit ile piramitler çağı başlamıştır. Snefru’nun Eğri Piramit ve Kızıl Piramit denemelerinden sonra Keops, Kefren ve Mikerinos gerçek piramitlerin en görkemli örneklerini vermiştir.

Mezar soyguncuları yüzünden piramit yapımı terk edilmiş, Orta ve Yeni Krallık döneminde Krallar Vadisi’ne gizlenen kaya mezarlarına ve kaya tapınak mezarlarına (Hatşepsut Tapınağı, Ramesseum) geçilmiştir.

Tapınaklar büyük tanrılara adananlar (Karnak, Luksor, Abu Simbel kaya tapınağı) ve ölü kültü ile ilgili olanlar şeklinde ayrılır. Eski Krallık’ta Güneş Tanrısı Ra için açık avlulu ve dikili taşlı Güneş tapınakları (Abu Gurab) inşa edilmiştir.

11Eski Mısır’da Din, Tanrılar ve Mumyalama Gelenekleri

Mısır dini çok tanrılı olup, kökeni totemizme dayanan hayvan başlı insan vücutlu tanrı betimlemeleriyle doludur. Başlıca tanrılar; Osiris (ölüm ve öbür dünya), İsis (koruyucu ana), Horus (şahin başlı gökyüzü tanrısı), Ra (güneş tanrısı), Anubis (çakal başlı mumyalama tanrısı) ve Thoth’tur. Eknaton Aton monoteizmini denemişse de başarısız olmuştur.

Mısırlılara göre ölüm sonrası yaşamda Osiris başkanlığında bir mahkeme kurulurdu. Anubis ölünün kalbini terazinin bir gözüne, dürüstlük simgesi tüyü diğer gözüne koyardı. Kalp tüyden ağır gelirse canavar tarafından yutulur, hafif gelirse cennete gidilirdi.

Ruhun bedene tekrar dönebilmesi inancı mumyalama tekniğini doğurmuştur. İç organlar (beyin hariç) çıkarılarak natron ile kurutulur ve Horus’un dört oğlunu simgeleyen kanopik vazolar içine konulurdu. Ceset 70 günde mumyalanarak keten bezlerle sarılır, tabutlara ve lahite konularak mezara bırakılırdı.